İnsan ölürken cennetteki veya cehennemdeki yeri gösterildiğine göre, tekrar diriltilip hesaba çekildiğinde nereye gireceğini hissetmiyor mu? Mahşer aleminde hesap verirken büyük stresi neden yaşıyor, hikmeti nedir?

Tarih: 08.09.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Önce insanların öleceği zaman kendilerine cennet veya cehennemden yeri gösterileceğine dair bilgiyi teyit etmek için aşağıdaki şu hadis-i şerifi zikredebiliriz:

Abdullah b. Ömer’in bildirdiğine göre, Rasûlullah (a.s.m) şöyle buyurmuştur:

"Sizden biriniz öldüğü zaman, ona varıp oturacağı yeri sabah akşam gösterilir. O kimse cennet ehlinden ise cennetten; cehennem ehlinden ise cehennemden olan yeri gösterilir. Ve ona: 'İşte senin oturacağın yer burasıdır, nihayet kıyamet günü Allah seni buraya gönderecek.' denilir" (Buharî, Cenaiz,90; Müslim, Cennet, 65-66).

Bunu bilmesine rağmen, insanların kıyamet günündeki streslerini şöyle açıklayabiliriz:

a. Kıyametin kopması ve kabirlerden çıkma anında insanlar yeniden şoka girebilir ve eski bilgilerini unutabilirler. Dolayısıyla mahşerde ne olacaklarını bilmeyebilir ve strese girebilirler. 

b.
Hadis-i şeriflerde “Kıyamet günü Allah’ın gazabı daha önce hiç olmamış şekilde, peygamberleri bile strese sokacak tonda kendini gösterecek.” (bk. Buharî, Tevhid, 36; Müslim, Îmân: 326, 327) denilmektedir. Bu durum gösteriyor ki, kıyamet günündeki stres sadece cennetten mahrum kalmak veya cehenneme girmekten dolayı değil, aynı zamanda yüce Allah’ın heybetinden, celalinden, kahrından ötürü de stresler olur, gözler şaşkınlıktan bakakalır, kalpler titremeye başlar, insanlar hafakan geçirir.

c. Bilindiği gibi, bir şeyi işitmek onu bizzat görmek kadar etkili olmaz.

Nitekim, Hz. Musa (as) “kavminin buzağıya taptıklarını" bizzat Allah’tan öğrenmişti. Bu olayın doğruluğunda elbette hiç şüphesi yoktu ve hiçbir vesvese taşımıyordu. Bununla beraber olayı gözleriyle müşahede ettiği anki tepkisi çok farklı bir mecraya kaymıştı. Aslında gözleriyle gördüğü andaki yakîni, Allah’tan haber aldığı zamandaki yakîninden daha fazla değildi, çünkü böyle bir şey düşünülemez. Buna rağmen olayı gözleriyle gördüğü anki tepkisinin fazla olduğu da bir gerçektir.

Bundan anlıyoruz ki, peygamber de olsa bir beşer olarak “insanlarda bulunan” görme olgusunun duygular üzerindeki etkisi farklıdır. Peygamberimiz (a.s.m) de Hz. Musa (as)’ın bu olayına dikkat çekerek şöyle buyurmuştur:

“Duymak görmek gibi değildir. Nitekim, Allah Musa’ya kavminin buzağıya taptıklarını bildirdiği zaman elindeki Levhaları atmamıştı, fakat onların yaptıklarını bizzat gördüğünde Levhaları atıvermişti ve onlar kırılmıştı.”(İbn Hanbel, 1/271).

İşte bu hadisten de anlıyoruz ki, görmek işitmekten çok fazla etkiye sahiptir.  Buna göre denilebilir ki, insanlar her ne kadar cennet veya cehennemdeki yerleri hakkında bilgilendirilmiş ve hatta uzaktan uzağa o yerlerin -belki de alem-i misaldeki- bir numunesini görmüş olsalar bile, mahşer gününde onları bizzat yakından müşahede ettikleri zaman -cenneti kaybetme, cehenneme girme kaygısından- duydukları stresin etkisi çok farklı olur. 

d. Özetle, ilmel-yakin / bilgi durumundaki kesinlik, aynel-yakin / görmeden veya gözlemden meydana gelen kesin bilgi ve hakkal-yakin / bilme ve görmenin her ikisini de içine alıp bizzat tadarak elde ettiği kesin bilgi arasında ne kadar fark varsa, her bir mertebenin kendi arasında da o kadar farklı dereceler vardır. Ayne’l-yakin derecesinde de olsa, berzah aleminden cennet ve cehennemlere bakmak, uzaktan bir dürbünle bakmaya benzer.

Uzaktan gözüken bir yıldız bir kelebek kadar küçük görüldüğü gibi, uzaktan görülen mahşerin sıkıntısı da o kadar küçük görünür. Mahşer meydanına gidip de hakka’l-yakine dönüşen bir ayne’l-yakin penceresinden cennetin güzelliklerini, cehennemin dehşetini seyretmek, yepyeni bir heyecan ve stres oluşturacağına şüphe yoktur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun