Hz. Osman şehit edilirken, Hz Ali ne yapıyordu?

Soru Detayı

Hz. Osman (ra) döneminde birçok fitne çıkmıştır ve Hz Osman (ra) şehit edilmiştir. Peki bu durumlar karşısında Hz. Ali (ra) ne yapıyordu?
Hz Ali fitneleri bastırmak için bir çaba göstermiş midir?
Hz Osman şehit edilirken Hz Ali onu korumuş mudur?
Bütün bunlar hakkında detaylı bir açıklama yaparsanız sevinirim. 

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hz. Ali ve oğullarının Hz. Osman ile ilgili ilişkileri ve o şehit edilmeden önce yaptıklarını birkaç başlık altında toplamak mümkündür:

1. Muhaliflerin mektupları ve Hz. Ali’nin isyancılarla görüşmesi

Son zamanlarında Hz. Osman’ın muhalifleri hiç çekinmeden ve kıyasıya valileri eleştiriyorlar (1), Hz. Osman’ın ufak tefek hatalarını abartıyorlardı.

Mısır Kûfe ve Basra’daki muhalifler Hz. Ali, Hz. Ayşe, Hz. Talha ve Hz. Zübeyir gibi sahabe büyüklerinin ağzından mektuplar kaleme alarak onları da muhalefet içinde göstermeye başladılar. Mektuplar bütün şehirlere gönderildi ve ayrıca insanlar cihat (daha doğrusu isyan)  için Medine’ye çağrıldı. (2)

Hicretin 35. yılı Recep ayında (Ocak 656) bir muhalif heyet Mısır’dan Medine’ye geldi. Validen şikâyetleri vardı. Hz. Osman onları dinledi. Kendisine yöneltilen suçlama ve ithamlara cevap verdi. Bu arada yönetimde bazı hatalar yaptığını da itiraf etti. Aynı yılın Şevval ayı içinde Sayıları 600 ile bin arasında olan üç muhalif grup Mısır, Kûfe ve Basra’dan Medine’ye geldi ve Medine dışında konakladılar.

Bazı kaynaklara göre bunların sayısı 1600’ü bulmaktadır. (3)

Muhalifler Medine’de kendilerine karşı koyabilecek bir askeri birliğin olup olmadığını araştırdılar. Ayrıca, valiler konusundaki şikâyetlerini Hz. Ali, Hz. Talha, Hz. Zübeyir ve Hz. Ayşe ile görüşerek dile getirdiler. Ayrıca adı geçenlerin aracı olmasını isteyerek Halife ile görüşmek istediler. Fakat bu büyük sahabeler kendilerine karşı çıktılar. Bunun üzerine muhalifler arkadaşlarının yanına geri döndüler.

Ardından Mısırlılar Hz. Ali’ye, Basralılar Talha b. Übeydullah’a, Kûfeliler de Hz. Zübeyir’e elçiler göndererek halife olmalarını istediler.

Görüldüğü gibi her grup gönüllerindeki halifeyi başlarında görmek istiyorlardı.

Fakat her üç sahabe de teklifleri sert şekilde reddettiler. Onlar isyancılarla birlikte olmak ve onlar tarafından yönetimin başına getirilmek istemiyorlardı. (4)

Bu sırada muhaliflerin durumundan endişelenen Hz. Ali oğlu Hz. Hasan’ı (5) Halifeye göndererek durumdan kendini haberdar etti. Diğer sahabeler de gençleri Hz. Osman’ın yanına göndererek onun korunmasını sağlamak istediler.

Ama muhalifler organize olmuşlardı. Ani bir baskınla Medine’ye girmek ve şehri ele geçirmek istiyorlardı. Bunun için bir hile düşündüler. Bulundukları yerleri terk ederek memleketlerine dönmek üzere yola çıktılar. Bazı rivayetlere bakılırsa onlar Mısır valiliği için Hz. Osman’la görüştüler. Oraya Hz. Ebu Bekir’in oğlu Muhammed’i vali tayin ettirdiler. (6)

Çok geçmeden Muhammed b. Ebu Bekir’le ilgili bir yazıdan dolayı Hz. Osman’ın evi yeniden kuşatıldı. (7)

 Hz. Osman kendisine yöneltilen bütün ithamlara cevap verdi ve çoğu meselede onları ikna etti. Hatta konuşmalarından birinde Hz. Ali’nin tavsiyelerine uyarak bazı hatalarını da itiraf etti. Allah’ın Kitabına ve Hz. Peygamber’in sünnetine uyacağını söyleyerek muhalifleri sakinleştirdi. Ancak Hz. Osman’ın izniyle yaptığı bir konuşmada Mervan ortalığın yeniden karışmasına sebep oldu.

2. Hz. Ali’nin “asilere karşı savaşalım” düşüncesi

Hz. Osman (644- 656) yılları arasında halifelik yapmıştı ve Dört Raşit Halifenin üçüncüsüydü. Hilafetinin son altı yılında huzursuzluklar ve memnuniyetsizlikler artmış, sonunda evi yirmi gün, kırk gün veya iki ay kadar isyancılar tarafından kuşatılmıştı. (8)

Bu süre sonunda hançerlenerek şehit edildi. Medine’de ihtilalcilerle ve asilerle vuruşmak ve Hz. Osman’ı kurtarmak isteyenler olmuşsa da o, kan dökülmesini ve ihtilalcilere karşı silah kullanılmasını asla istememişti. (9)

Bir rivayete göre Hz. Osman’ın evinin kuşatma altında bulunduğu son gün, asiler Hz. Osman’a çok sıkıntı verdiler ve bir ara o başını pencereden çıkararak, asilere “ey Allah’ın kulları” diye seslenmişti. Herhalde onlarla konuşmak istiyordu. O sırada Hz. Ali de Rasulullah’ın sarığını başına sarmış ve kılıcını kuşanmış olarak evinden çıkıyordu. Oğlu Hasan ve damadı Hz. Ömer’in oğullarından Abdullah b. Ömer de onunla birlikteydi ve iki genç önünde yürüyorlardı.

Olayın şahidi olan Şeddad b. Evs’in aktardığına göre, az sonra bir ensar ve bir muhaciri de yanlarına alarak Hz. Osman’ın evine ulaştılar ve kalabalık isyancı grubu dağıttılar. Ardından Hz. Ali, Hz. Osman’ın evine ve bulunduğu odaya girdi. Ona selam verdikten sonra şunları söylemişti:

“Esselâmu ‘aleyke ey müminlerin emiri! Gerçekten Rasulullah (asm) bu işe (güçlü duruma ve hilafete), arkasında olanla kendisine karşı gelene vurmakla ulaştı. Vallahi, gerçekten ben bu topluluğun seni katledeceğini görüyorum. Durum böyleyken, bize emret, biz de savaşalım (onlarla vuruşalım)” (10)

Hz. Ali büyük bacanağını selamlayıp kendisine, “müminlerin emiri”, yani “onların yöneticisi ve halifesi” diye hitap ediyordu. Eve girmeden önce ihtilalcileri görmüş, onların kararlılık ve psikolojilerini anlamıştı. Hz. Osman için hâlâ kurtuluş ümidi olduğunu görüyordu. Ona göre yapılacak şey meşru yönetime isyan edenlere karşı silahlanmak ve silahla karşılık vermekti.

Hz. Ali’nin öngörüsüne ve ferasetine göre, bu yapılmazsa evi kuşatanlar büyük ihtimalle onu öldüreceklerdi. Yine onun ifade ettiğine göre Rasulullah da gerektiğinde düşmanlarına karşı, ona itaat edenlerle savaşmıştı. Hz. Osman da böyle yapmalı, buna izin vermeliydi.

Ama Hz. Osman farklı düşünüyordu ve onun izin istemesine ve “savaşalım” fikrine karşı şöyle demişti:

“Allah aşkına, Allah hakkını bilen bir adamı ve benim üzerinde bir hakkım olduğunu ikrar eden bir adamın; benim yolumda hacamat şişesini dolduracak kadar kan dökmesi veya kendi kanını akıtması (asla olmasın).” (11)

Abdurrahman b. Avf da asilere karşı savaşma düşüncesindeydi. (12)

Hz. Osman’ın söyledikleri açıktı ve düşünceleri belliydi. O ne sebeple olursa olsun kendinden dolayı kan aksın istemiyordu. Ona göre isyancılardan da, onlara karşı olanlardan da kan akmamalıydı.

Hz. Ali aynı sözleri bir daha söyleyince, o yine aynı şeyleri tekrar etti. Bunun üzerine Hz. Ali yanından kalkmış ve kapıdan çıkarken şöyle demişti:

“Allah’ım mutlaka sen biliyorsun ki, biz gayretimizi (yapılması gerekeni) ortaya koyduk.” (13)

Ardından Mescid-i Nebevi’ye geldi ve o sırada ezan okunmaya başladı. Cemaat ondan kendilerine namaz kıldırmalarını istedilerse de, o halife evi kuşatıldığı için mescide gelemiyorsa, kendisinin de namaz kıldırmayacağını ifade etti. Ardından tek başına namazını kıldı. (14)

Namazını bitirmiş, mescitten çıkmış, evine dönüyordu. O sırada oğlu Hasan ardından yetişip babasına son gelişmeyi haber verdi.

“Babacığım, vallahi asiler halifenin evine hücum ettiler.” (15)

Herhalde Hz. Ali o sırada tahminlerinin doğru çıktığı kanaatine varmış olacak ki, oğluna karşı şunları söyledi:

“İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn. Vallahi onu öldürürler.” (16)

Gerçekten dediği gibi halifenin evine birkaç kişi girmiş ve onu şehit etmişlerdi. O sırada Hz. Ali’ye sordular:

“Ey Ebu’l-Hasan, onun (Hz. Osman’ın)  yeri neresidir?”

“Vallahi o (ona) pek yakın olan cennettedir.”

“Ya onu öldürenlerin yeri neresidir?”

Hz. Ali bu soruya da üç kez şöyle cevap verdi:

“Fin- nâri, vallahi = Vallahi ateştedir.” (17)

Bu olay bize neler söyler?

  • Bu rivayete göre Hz. Ali, Hz. Osman’ın şehit edildiği gün, Hz. Osman için savaşmaya hazır olarak evinden çıkmıştı. Kılıcını kuşanması da bunu gösteriyordu
  • Hz. Osman’ın söylediklerine bakılırsa; o Hz. Osman’ın yanındaydı ve bu uğurda kılıca sarılmaya ve her türlü fedakârlığa hazırdı. O, Hz. Osman’ın isyancılar tarafından öldürüleceğinden büyük endişe duyuyordu. “İzin ver onlara karşı koyalım” demişti.
  • Hz. Osman ise, kendisi sebebiyle ister karşısında yer alanların, ister onu destekleyenlerin kanının dökülmesini istemiyor ve silahlı vuruşmaya izin vermiyordu. Bu durumda Hz. Ali devlet başkanına itaatsizlik yapmadı ve Hz. Osman’ın evinden ayrılırken “elimizden geleni yaptık” demekle yetindi. Bu konuda yapacağı fazla bir şey de yoktu.
  • Hatta o gün, meşru halife namaza bırakılmadığı için cemaate namaz kıldırmaya da yanaşmamıştı. Çünkü böyle bir şey yapması yanlış anlaşılabilirdi. O zamanlar başkentin büyük camiinde namazları halife kıldırıyordu. Bu onun görevleri arasındaydı. Halife namaza gelemezse görevlendirdiği birinin bu işi yapması gerekiyordu. Hz. Peygamber de hastalığından dolayı namaza gelemeyince yerine Hz. Ebu Bekir’i görevlendirmiş, ilk iki halife de benzer uygulamalarda bulunmuşlardı.
  • Kanaatimizce Hz. Ali, bu hususta kendi kendini görevlendirerek namaz kıldırmak istememişti. Bu durum, “hilafette gözü var” yorumlarına sebep olabilirdi.
  • O, Hz. Osman’ın huzuruna girince ona “Müminlerin Emiri” diye hitap etmişti. Bu da gösteriyor ki, onun hilafetini tanıyor, onu meşru devlet başkanı tanıyor ve konuşmalarından ve yaptıklarından anlaşıldığı üzere onu destekliyordu.
  • Ayrıca Hz. Osman’ın şehit edildiği haberi üzerine onun cennette olduğunu açıklamış, onu öldürenlerin cehennemlik olduğunu söylemişti. Bu kanaati de onun düşüncelerini, kimi haklı gördüğünü ve Hz. Osman’ı nasıl değerlendirdiğini gösterir. Ona göre Hz. Osman; iyi, hayırlı ve cennetlik biriydi. Zaten Rasulullah da birkaç kez Hz. Osman’ın cennetlik olduğuna işaret etmiş, hatta bir keresinde Hz. Osman’ın da içinde bulunduğu on kişiyi (Aşere-i Mübeşşere) cennetle müjdelemişti. (18)
  • Bu olay; Hz. Osman ve Hz. Ali ilişkileri açısından önemli şeyler ortaya koymaktadır. Hz. Ali son altı yıl içinde zaman zaman başka sahabeler gibi Hz. Osman’ın bazı icraatlarını tenkit etse de (19) onun muhalifi, düşmanı ve onu kendisine zulmeden biri olarak görmemekteydi. Zaten bir yandan da Hz. Osman onun bacanağıydı.
  • Eğer o, Hz. Osman hakkında bu tür duygular içinde olsaydı, onunla arasında söz konusu iyi ilişkiler yaşanmaz, Hz. Ali “ne hali varsa görsün, beni ilgilendirmez” atmosferine bürünebilirdi.

3. Kuşatma sırasında Hz. Ali ve iki oğlu başka neler yaptı?

Hz. Osman öldürüleceği gün, isyancılar eve içme suyu temin etmesi için izin vermemişlerdi. Hz. Osman yukarıdan halka göründü ve şöyle sordu:

“E fîkum ‘Aliyyun = İçinizde Ali var mı?”

Aşağıdan seslendiler:

“Lâ = Hayır.”

O yukarıdan tekrar sordu:

“E fîkum sa’dun = İçinizde Sa’d (b. Ubade) var mı?”

Cevap yine aynıydı:

“Lâ = Hayır.”

Bunun üzerine o şu istekte bulundu:

“Elâ ahadun yeskînâ mâen = İçinizde bize su verecek biri yok mu?”

Olanlar Hz. Ali’ye ulaşınca ona üç kırba dolusu su göndermişti. Ama neredeyse bu su da isyancıların engellemesi yüzünden ona ulaştırılamayacaktı. (20)

O gün Hz. Ali’ye, Hz. Osman’ı öldürmeyi düşündükleri haberi geldi, isyancılar da Hz. Osman’dan öldürmek için sekreteri Mervan’ı istediklerini söylediler. Ama Hz. Ali her ihtimale karşı oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e şöyle emretti:

“İkiniz, kılıçlarınızla gidiniz ve nihayet Osman’ın kapısı önünde dikiliniz ve ona ulaşacak kimseyi içeri bırakmayınız.” (21)

Bu arada Zübeyir b. Avam, oğlu Abdullah b. Zübeyir’i; Talha, oğlunu; sahabelerden bazıları da oğullarını Hz. Osman’ın üzerine girilmesini engellemek üzere muhafızlık yapmak üzere gönderdiler. İsyancılar halifenin evine ok atmaya başlayınca Hz. Hasan yüzünden yaralanmıştı. Yaralanan başkaları da vardı. (22)

Bu durum üzerine evi saranlar, Haşimileri kızdırmaktan korktular. Eğer bu durum duyulursa, evi saranlardan bir kısmının bu işten vazgeçeceğini düşündüler. Öyleyse bir başka yoldan Hz. Osman’a ulaşılmalıydı. Onlar da böyle yaptılar ve kimseye sezdirmeden bir ensarın evinden, duvara tırmandılar, kimseye sezdirmeden duvarı yarıp içeri girdiler ve Hz. Osman’ı şehit ettiler.

Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve diğer muhafızlar, öldürenler evi terk edip kaçtıktan ve Hz. Osman’ın hanımı Naile, “İnne emîra’l-mü’minîn kutile = Emiru’l-Müminîn öldürüldü” diye dışarı çıkıp bağırınca ancak durumdan haberdar olup içeri girdiler. Gerçekten Hz. Osman’ın şehit edildiğini görmüşlerdi.

Olay Hz. Ali’ye, Talha b. Ubeydullah’a, Zübeyir b. Avvam’a, Sa’d b. Ubade’ye ve Medinelilere ulaşınca onlar ortaya çıktılar, sanki akıllarını yitirmiş gibiydiler.  Hz. Osman’ın evine geldiler ve onu öldürülmüş buldular.

Hz. Ali iki o sırada oğluna kızdı. Hasan’a bir tokat attı, Hüseyin’in de göğsüne vurdu ve şöyle dedi:

“İkiniz kapının önündeyken Emiru’l-Mü’minîn nasıl katlediliyor?”

Sonra onların yanındaki Muhammed b. Talha’ya, Abdullah b. Zübeyir’e çıkıştı. Ardından öfkeli olarak oradan çıkıp gitti. Evine gelince halk da oraya geldiler. Ona biat etmek istiyorlardı. Ama o, “bu iş Ehl-i Bedir’in işidir. Bedir’e katılanlar kime razı olursa o halifedir” diyordu. (23)

Bu olay etraflıca düşünülürse Hz. Ali ile Hz. Osman arasında bir kopukluğun, ilişki kesikliğinin ve soğukluğun olmadığı görülecektir.

1) Son gün Hz. Osman’ın evine su ulaştıran Hz. Ali’dir. Hz. Osman da su için önce onun adını anmıştır. Ayrıca Hz. Ali, o zamanlar otuz ve otuz iki yaşlarında olan Hz. Hüseyin ve ağabeyi Hz. Hasan’ı eli kılıçlı Hz. Osman’ın kapısı önünde özel muhafız ve koruma olarak görevlendirmiştir.

2) Hz. Osman şehit edilince, muhafızların beceriksizliğine kızmış, Hz. Osman’ın öldürülmesine üzülmüştür. Bütün bunlar Hz. Osman ve Hz. Ali ilişkileri açısından bize önemli ipuçları verir.

3) Ayrıca o daha önce Hz. Osman’dan isyancılarla vuruşmaya müsaade etmesini istemiş, fakat Hz. Osman kendisi için kimsenin kanının akmasını istememiş ve isyancılara karşı silahla karşı koymaya izin vermemişti. (24)

Bilindiği gibi Hz. Osman şehit edildiği gün, Hz. Osman’ın üzerine girenlerden biri de Muhammed b. Ebu Bekir’di. Hz. Ebu Bekir’den sonra onun annesi Esma bint-i Umeys Hz. Ali ile evlenmiş, (25) Hz. Ebu Bekir’in bu oğlu bir rivayete göre üç yaşından itibaren (26) Hz. Ali yanında büyümüş ve yetişmişti.

Görülüyor ki, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Hz. Osman’ı korumaya çalışırken Muhammed b. Ebu Bekir, Mısırlı isyancılarla birlikte halifeyi öldürmek için Hz. Osman’ın evine girmişti. Hz. Hasan, Hz. Osman şehit edildikten sonra, onun isyancılarla bir olmasını ve yaptıklarını onaylamamış ve kendisini “fâsık” olarak adlandırmıştı. (27)

4. Beklenmeyen son ve Hz. Osman’ın cenazesi

Başta da ifade ettiğimiz gibi, Hz. Osman ihtilal ve darbecilere boyun eğen ve bu durumun kapısını açan biri olmak istemiyordu. İsyancılar görüşmelerinde onun kendilerine boyun eğmediğini görünce evini kuşatmışlar ve bunu yirmi, kırk veya iki ay kadar sürdürmüşlerdi. (28)

Asilerle vuruşmak isteyenler olduysa da, Hz. Osman merhametinden kan dökülmesini ve asilere karşı silah kullanılmasını istemiyordu.

Son gün kapısında Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve başka genç arkadaşları nöbet tutuyordu. İhtilalciler onları etkisizleştirip yandaki evden içeri girdiler. Önce Kuran okuyan Hz. Osman’ın başına bir demirle vurdular,  sonra dokuz yerinden yaralayıp şehit ettiler. Hz. Osman şehit edildiğinde seksen veya seksen iki yaşındaydı. (29)

Dipnot:

  1. Yiğit, “Osman”, DİA, XXXII, 441.
  2. Yiğit, “Osman”, DİA, XXXII, 441.
  3. Hamidullah, Vesaik, s. 535. İsyan ve ihtilaldaki rolü için bkz. Fığlalı, “Abdullah b. Sebe”, DİA, I, 133- 134.
  4. Yiğit, “Osman”, DİA, XXXII, 441.
  5. Fığlalı, “Hasan”, DİA, XVI, 282- 285.
  6. İbn-i Hacer, el-İsâbe, IV, 379.
  7. Geniş bilgi için bkz. Sarıcık, Dört Halife, s. 333- 334.
  8. Hamidullah, Vesaik, s. 535- 536; Yiğit, “Osman”, DİA, XXXII, 441.
  9. Sarıcık, Hz. Osman, s. 213; Yiğit, “Osman”, DİA, XXXIII, 441.
  10. Kandehlevi, II, 115 (II, 228).
  11. A.g.e., II, 115. Bu konuda bir başka rivayet için bkz. İbn-i Sa’d, III, 81; Taberi, Riyâz, II, 128; Diyarbekri, II, 262-263; Kandehlevi,, II, 116, (II, 228).
  12. Apak, “Hz. Ali’nin Siyasi Kişiliği”, Hayatı, kişiliği ve Düşünceleriyle Hz. Ali, s. 32.
  13. Kandehlevi, II, 115, (II, 229). Ayrıca bkz. Sarıcık Hz. Osman, s. 213.
  14. Son on gün içinde isyancılar, Hz. Osman’ı Mescid-i Nebevi’ye bırakmamışlardı.
  15. Kandehlevi, II, 115.
  16. “İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn. Hüm vallâhi kâtilûhu.” Bkz.   A.g.e., II, 115.
  17. Taberi, Riyâz,  II, 128; Kandehlevi, II, 115.
  18. Vakidi, III, 999; İbn-i Hişam, IV, 176; Ahmed b. Hanbel, IV, 63; Buhari, V, 9, 13-14, 20, 70, 196, 201; Mansur Ali, III, 330; İbn-i Hacer, el İsabe, IV, 377; Köksal, II, 169; Lings, 519; Sarıçam, s. 241; Sarıcık, Hz. Osman, s. 56, 59, 110, 113, 226; Sarıcık, Çağrı-Medine, s. 559; Canan, XII, 246, nr. 4369.
  19. Bkz. Sarıcık, Hz. Osman, s. 187-190. Hz. Ali’nin özellikle ilk altı yılında Hz. Osman’ı desteklemesi. Bkz. Sarıçam, Hz. Ali’nin Hayatı ve Şahsiyeti, Hayatı, Kişiliği ve Düşünceleriyle Hz. Ali, s. 23. Hz. Ali’nin Hz. Osman aleyhinde bir siyasi faaliyette bulunmayışı bkz. Apak, “Hz. Ali’nin Siyasi Kişiliği”, Hayatı, Kişiliği ve Düşünceleriyle Hz. Ali, s. 33.
  20. İbn-i Sa’d, III, 67; Taberi, Riyâz, II, 125; Heytemi, Savâik, s. 115; Diyarbekri, II, 262; Abdu’l-Mu’ti Emin, s. 184;  Hasan İbrahim Hasan II, 37.
  21. Taberi, Riyâz, II, 125; Heytemi, Savâik, s. 115; Diyarbekri, II, 262; Abdu’l-Mu’ti Emin, s. 185. konu hakkında ayrıca bkz. Yiğit, “Osman”, DİA, XXXIII, 440-442.
  22. Taberi, Riyâz, II, 125-126; Diyarbekri, II, 262.
  23. Heytemi, Savâik, s. 115-116.
  24. Bkz. Ta beri, Riyâz, II, 128; Diyarbekri, II, 262-263.
  25. Sarıcık, Dört Halife, s. 141.
  26. Apak, “Hz. Ali’nin Siyasi Kişiliği”, Hayatı, kişiliği ve Düşünceleriyle Hz. Ali, s. 39.
  27. İbn-i Sa’d, III, 83.
  28. Hamidullah, Vesaik, s. 535- 536; Yiğit, “Osman”, DİA, XXXII, s. 441.
  29. İbn-i Hacer, el-İsâbe, IV, 379; Yiğit, “Osman”, DİA, XXXII, s. 441.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
32.878 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun