Hz. Muhammed'in at, deve yarıştırması, bu hayvanlara eziyet değil mi?

Soru Detayı

- Hz. Muhammed yakın akrabasına diğer insanlardan daha çok vefakardı. Bu durum akrabasına öncülük olmuyor mu?

- Hz. Muhammedi sevmek ibadet mi?...

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu soruların cevabı Allah’a ve Hz. Muhammed (asm)’e sağlam iman etmekle ilgilidir.

“Hayır, hayır! Senin Rabbin hakkı için, onlar aralarında ihtilâf ettikleri meselelerde seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükümden ötürü içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın sana tam bir teslimiyetle bağlanmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa, 4/65)

mealindeki ayette, imanın bir sonucu olan teslimiyetin boyutuna işaret edilmiştir.

Kuşkusuz, sorunun maksadı bu değildir, sadece işin hikmet boyutunu anlamaktır. 

Biz de meseleye bu açıdan bakıp, konuyu irdelemeye çalışacağız.

- Allah bir kısım hayvanları yük biniti olarak yaratmıştır.

“Hem binmeniz, hem de zinet olsun diye atlar, katırlar, merkepler yarattı. Hem sizin bilemeyeceğiniz daha neler neler yaratacak!” (Nahl, 16/9)

mealindeki ayette bu gerçeğe işaret edilmiştir. Allah’ın yük ve binmek için yarattığı hayvanlara bunu uygun görmüştür. Allah’ın şefkatinden daha fazla bir şefkat göstermek, bir hastalıktır, yolsuz bir şefkattir. 

Aynen bunun gibi, İslam’da develerin ve atların -belli şartlar çerçevesinde- yarışmalarına da izin verilmiştir. Bu koşmaları, belki onların fıtratlarında var olan koşma kabiliyetlerini daha da arttıracağından, bu onlar için bir sıkıntı değil / veya geçici bir sıkıntı olsa da sürekli kazanılan bir kabiliyetten ötürü alacakları bir daimi haz vardır. Bu hayvanlara eziyet olsa, hiç Peygamber (asm) izin verir mi?

- “Hz. Peygamberin akrabasına daha çok vefakardı.” ifadesi çok geneldir. İslam’da herkesin önce kendi akrabasına yakınlık göstermesi Kur’an’da emredilen bir husustur. Hz. Peygamber (asm)'in herkesten daha fazla Allah’ın emirlerine riayet ettiğine göre, akraba konusunda da herkesten daha çok iyi davranması tabiidir.

- Hz. Peygamber (asm)'in en yakın akrabasına iltimas ettiğine veya onlara maddi imkân sağladığına dair, elbette sağlam bir bilgiye rastlamak mümkün değildir. Örneğin;

 “Bir gün Hz. Fatıma kendisi için bir hizmetçi istemişti. Resulullah:

‘Ehl-i Suffa açlık içindeyken sana nasıl hizmetçi verebilirim?!.’ demiş ve ona bir duayı öğretmişti.” (Kenzu’l-Ummal, h. no:41978)

- İleri gelenlerden bir kadının yaptığı hırsızlık suçunun affedilmesini isteyenlere karşı

“Vallahi eğer Muhammed’in kızı Fatıma da böyle bir suç işleseydi, onun da cezasını verirdim.” (Buhari, Hudud, Tuhfetu’l-Avezi, 4/697)

manasına gelen Efendimiz (asm)'in samimi ifadesini gören, vicdanlı bir kimsenin başka düşünmesine imkân var mı?

Eğer maksat,

“De ki: Ben bu risalet ve irşad hizmetinden ötürü, sizden akrabalık sevgisinden başka beklediğim hiçbir karşılık yoktur.” (Şura, 42/23)

mealindeki ayetin ifadesi ise, bu konuda en veciz ve en güzel bir yorumu Bediüzzaman Hazretleri yapmıştır: 

“Eğer denilse: Bu manaya göre karabet-i nesliye cihetinden gelen bir faide gözetilmiş görünüyor. Halbuki, اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقَيكُمْ (Allah katında en değerli olanınız, Allah’a karşı en çok saygılı olanlarınızıdır) sırrına binaen karabet-i nesliye (akrabalık bağı) değil, belki kurbiyet-i İlahiye (Allah’a yakınlık) noktasında vazife-i risalet cereyan ediyor?"  

"Elcevab: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, gayb-aşina nazarıyla görmüş ki: Âl-i Beyti, Âlem-i İslâm içinde bir şecere-i nuraniye hükmüne geçecek. Âlem-i İslâmın bütün tabakatında kemalât-ı insaniye dersinde rehberlik ve mürşidlik vazifesini görecek zâtlar, ekseriyet-i mutlaka ile Âl-i Beytten çıkacaktır. Bu hakikatı teyid eden diğer rivayetlerde ferman etmiş:

"Size iki şey bırakıyorum. Onlara temessük etseniz, necat bulursunuz. Biri: Kitabullah, biri: Âl-i Beytim."

Çünki Sünnet-i Seniyenin menbaı ve muhafızı ve her cihetle iltizam etmesiyle mükellef olan Âl-i Beyttir...

"İşte bu sırra binaendir ki; Kitab ve Sünnete ittiba ünvanıyla bu hakikat-ı hadîsiye bildirilmiştir. Demek Âl-i Beytten, vazife-i risaletçe muradı: Sünnet-i Seniyesidir. Sünnet-i Seniyeye ittibaı terkeden, hakikî Âl-i Beytten olmadığı gibi, Âl-i Beyte hakikî dost da olamaz.”(bk. Lem'alar, s. 21)

- Hz. Muhammed (asm)’i sevmek elbette ibadettir. Çünkü, onun sevgisi, Allah’ın sevgisini pekiştirir. Allah’ın sevgisi ibadet olduğuna göre, onun elçisinin sevgisi de ibadettir. İlgili hadisleri bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

Sevgi insanı kurtarır. Ancak sevginin samimi olması şarttır. Sevgi laftan ibaret değildir. Samimi bir sevgi, fiil ve davranışlara yansıyan sevgidir. 

“Resulüm! De ki: Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah gafurdur, rahimdir / çok affedicidir, engin merhamet ve ihsan sahibidir.” (Âl-i İmran, 3/31)

mealindeki ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir.

Sahih hadiste Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse, beni kendi çoluk çocuğundan ve malından daha fazla sevmedikçe iman etmiş olamaz.” (Müslim, İman, 69,70).

Demek ki, Hz. Peygamberi (asm) sevmek bir ibadettir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR