Sahabelerin günah işlemelerine rağmen bize getirdiği dine nasıl güvenilir?

Soru Detayı

- Sahabelerin hepsi adildir. Bu adelet sıfatı günah işlemeleri ile örtüşüyor mu?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sahabelerin kendi aralarındaki kavgaları, bir içtihat sonucudur. 

Adalet kavramı, hiç günah işlememek anlamına gelmez. Özellikle, rivayetler konusunda bütün ümmetin ittifakla kabul ettiği sahabenin “adil olmaları”ndan maksat, Kur’an ve Hz. Peygamber (asm) konusunda onların bilerek yalan söylemeleri düşünülemeyecek kadar ihtimal dışı olduğudur. 

Şialar hariç, İslam alimlerinin sahabe hakkındaki bu ittifakları, onların âdil olduklarının delilidir.

Sahabenin yaşadığı ortam onların imanlarına yardımcı olmuş ve bilerek Hz. Peygamber (asm)'e iftira edecek durumda olmadıkları ümmetçe kabul edilmiştir.

Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi,

“Şer (kötülük) ve hayır ortasında öyle bir ayrılık ve kizb (yalan) ve sıdk mabeyninde öyle bir mesafe açılmıştı ki, küfür ve iman kadar, belki cehennem ve cennet kadar beynleri (aralarındaki mesafe) uzaklaştı. Kizb ve şer / kötülük ve bâtılın dellâlı ve nümunesi (canlı bir örneği) olan Müseylime-i Kezzab ve maskaraca kelimeleri olduğundan, fıtraten hissiyat-ı ulviye sahibi (ulvi duygulara sahip) ve maâlî-i ahlâka meftun (yüksek ahlaka aşık) ve izzet ve mübahata (izzet-i nefis ve gurur verici işlerde yarışmaya) meyyal olan sahabeler, elbette ihtiyarlarıyla (bilerek / kendi tercihleriyle), kizb ve şerre ellerini uzatıp, Müseylime derekesine düşmemişler. Sıdk ve hayır ve hakkın dellâlı ve nümunesi olan Habibullah (asm)'ın a'lâ-yı illiyyîn-i kemalâtındaki (en yüce kemalatın zirvesindeki) makamına bakarak, bütün kuvvet ve himmetleriyle, o tarafa koşmak mukteza-yı seciyeleridir / yani, Kur’an’la kazandıkları seciyelerinin gereğidir.” (Sözler, s. 490)

Her asrın çarşısında bazı şeyler revaç bulurken, bazı şeyler de zahir gibi kabul edilip, insanlar bütün kuvvetiyle onlardan kaçarlar. Aynen bunun gibi, Asr-ı saadette de Kur’an’ın ve Hz. Peygamber (asm)'in verdiği derslerle iyilik, doğruluk, dürüstlük, iman-İslam o asrın çarşısında en rağbet gören birer meta olmuşlardır. Buna mukabil, Müseylime gibi, özellikle Müslümanlar nazarında çirkinliğin ve yalancılığın küpü olarak görülen canlı bir örnek ortada olduğu ve küfrün temeli kabul edilen yalan, kötülük gibi akıbeti cehennem hapsi olan işlerden sahabenin kaçınması İslam’la yoğrulmuş fıtratlarının ve vicdanlarının  bir gereğidir(bk. a.g.y).

“Evet sahabeler ekseriyet-i mutlaka itibariyle hakka âşık, sıdka müştak, adalete hahişgerdirler. Çünki yalanın ve kizbin çirkinliği, bütün çirkinliğiyle ve sıdkın ve doğruluğun güzelliği, bütün güzelliğiyle o asırda öyle bir tarzda gösterilmiş ki, ortalarındaki mesafe Arş'tan Ferş'e kadar açılmış. Esfel-i safilîndeki Müseylime-i Kezzab'ın derekesinden, a'lâ-yı illiyyînde olan Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın derece-i sıdkı kadar bir ayrılık görülmüştür. Evet Müseylime'yi esfel-i safilîne düşüren kizb olduğu gibi, Muhammed-ül Emin Aleyhissalâtü Vesselâm'ı a'lâ-yı illiyyîne çıkaran sıdktır ve doğruluktur.”(Sözler, s. 484).

Aşağıda mealleri verilen ayetlerde sahabenin âdil olduklarında delalet eden ifadeler vardır: 

“Ve işte böylece biz sizi örnek bir ümmet kıldık ki insanlar nezdinde Hakk’ın şahitleri olasınız ve Peygamber de sizin hakkınızda şahit olsun.”(Bakara, 2/143). 

(Ey Ümmet-i Muhammed!) Siz insanların iyiliği için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz: İyiliği yayar, kötülüğü önlersiniz, çünkü Allah’a inanırsınız.”(Al-i İmran, 3/110).

“ İman edip hicret edenler, Allah yolunda cihad edenlerle onlara kucak açıp yardım eden Ensar var ya, işte gerçek müminler bunlardır.Bunlara bir mağfiret, pek değerli bir nasip vardır.”(Enfal, 8/74).

“İslâm’da birinci dereceyi kazanan Muhacirler ve Ensar ile onlara güzelce tâbi olanlar yok mu? Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan razı oldular. Allah onlara içlerinden ırmaklar akan cennetler hazırladı.Onlar oralara devamlı kalmak üzere gireceklerdir. İşte en büyük mutluluk, en büyük başarı!”(Tevbe, 9/100).

“Gerçekten Allah, (Hudeybiye’de) o ağacın altında sana biat ettikleri zaman, müminlerden razı oldu. Onların kalplerindeki ihlâsı bildiği için üzerlerine sekîne, huzur ve güven indirdi. Onları hemen yakında gerçekleşen bir zaferle ve alacakları birçok ganimetle mükafatlandırdı. Allah azîz ve hakîmdir/ mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.”(Fetih, 48/18-19).

“Muhammed Allah’ın resulüdür. Onun beraberindeki müminler de kâfirlere karşı şiddetli olup kendi aralarında şefkatlidirler. Sen onları rükû ederken, secde ederken, Allah’tan lütuf ve rıza ararken görürsün. Onların alâmeti, yüzlerindeki secde izi, secde aydınlığıdır. Bunlar, Tevrat’taki sıfatları olup İncîl’deki meselleri ise şöyledir: Öyle bir ekin ki filizini çıkarmış, sonra da onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış da artık gövdesi üzerinde doğrulmuş. Öyle ki ekicilerin hoşuna gider, kâfirleri de öfkelendirir. İşte böylece Allah, onlar gibi iman edip makbul ve güzel işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”(Fetih, 48/29).

Ehl-i sünnet alimleri, bu gibi ayetlere ve ilgili hadislere dayanarak sahabeyi cerh ve tadil işleminin dışında tutmuş ve onların hepsinin âdil oldukları, özellikle İslam dinin tesisinde üstlendikleri görevlerinde yalana tenezzül etmeyeceklerine hükmetmişlerdir.

Sahabelerin dinle ilgili hususlarda çok titiz olduklarını, hayatlarını anlatan eserlerin satır aralarında görmek mümkündür.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR