Seyyid ve şerifleri sevmenin hükmü nedir?

Seyyid ve şerifleri sevmenin hükmü nedir?
Soru Detayı

Onları sevmenin ölçüsü ne olmalıdır?
Onlara karşı nasıl davranmalıyız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Seyyid ve şerifleri Allah resulüne olan yakınlıkları sebebiyle sevmeliyiz. Çünkü ayette bu husus emredilmiştir.

- Ancak, bir insan Hz. Peygamber (asm)’e neseben/soy bakımından yakın olsa, fakat kulluk görevini yapmadığı için Allah’tan uzak olsa, Allah’ın hakkının Resulullah’ın hakkından daha öncelikli olduğunu bilmeliyiz. Yani, nadir de olsa bir Seyyid dinden uzak bir hayat yaşayabilir. Bu tavır Allah’a karşı isyandır. Allah’a isyan ederek ondan uzaklaşan  birini, sırf Seyyid’dir diye bağrımıza basamayız. Bu ölçü şeriatın ruhuna da uygundur.

- Buna göre, aynı meziyetlere ve takvaya sahip iki kişiye karşı davranışlarımız, biraz farklı olabilir. Seyyid olmayanı takvasından dolayı severiz. Seyyid olan kimseyi ise takvasından artı seyyid olduğundan dolayı severiz..

Burada Bediüzzaman hazretlerinin şu tespitini kayd etmekte fayda vardır:

اِلاَّ الْمَوَدَّةَ فِى الْقُرْبَى ayetinin bir kavle göre manası: "Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vazife-i risaletin icrasına mukabil ücret istemez, yalnız Âl-i Beytine meveddeti (muhabbeti)istiyor."

Eğer denilse: Bu manaya göre karabet-i nesliye cihetinden gelen bir faide gözetilmiş görünüyor (akrabalık cihetiyle bir ayrıcalık tanınmış görünüyor). Halbuki, اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقَيكُمْ (Allah katında en şerefliniz, Allah’a karşı en çok saygılı ve itaatkâr olanınızdır) sırrına binaen karabet-i nesliye değil, belki kurbiyet-i İlahiye noktasında vazife-i risalet cereyan ediyor?

Elcevab: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, gayb-aşina nazarıyla görmüş ki: Âl-i Beyti, Âlem-i İslâm içinde bir şecere-i nuraniye hükmüne geçecek. Âlem-i İslâmın bütün tabakatında kemalât-ı insaniye dersinde rehberlik ve mürşidlik vazifesini görecek zâtlar, ekseriyet-i mutlaka ile Âl-i Beytten çıkacak. Teşehhüddeki ümmetin "Âl" hakkındaki duası ki,

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى اِبْرَاهِيمَ وَ عَلَى آلِ اِبْرَاهِيمَ اِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

dir. Makbul olacağını keşfetmiş.

Yani nasıl ki millet-i İbrahimiye'de ekseriyet-i mutlaka ile nuranî rehberler Hazret-i İbrahim'in (as) âlinden, neslinden olan enbiya olduğu gibi; ümmet-i Muhammediyede de (asm) vezaif-i azîme-i İslâmiyette ve ekser turuk ve mesalikinde Enbiya-i Benî-İsrail gibi, Aktab-ı Âl-i Beyt-i Muhammediyeyi (asm) görmüş. Onun için لاَ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلاَّ الْمَوَدَّةَ فِى الْقُرْبَى (Yaptığım risalet görevinden dolayı sizden bir ücret istemiyorum, yalnız yakınlarıma/âl-i beytime muhabbet beslemenizi istiyorum) demesiyle emrolunarak, Âl-i Beyte karşı ümmetin meveddetini (sevgisini) istemiş.

Bu hakikatı teyid eden diğer rivayetlerde ferman etmiş: "Size iki şey bırakıyorum. Onlara temessük etseniz, necat bulursunuz. Biri: Kitabullah, biri: Âl-i Beytim." Çünkü Sünnet-i Seniyenin menbaı ve muhafızı ve her cihetle iltizam etmesiyle mükellef olan Âl-i Beyttir.

İşte bu sırra binaendir ki; Kitab ve Sünnete ittiba ünvanıyla bu hakikat-ı hadîsiye bildirilmiştir. Demek Âl-i Beytten, vazife-i risaletçe muradı: Sünnet-i Seniyesidir. Sünnet-i Seniyeye ittibaı terkeden, hakikî Âl-i Beytten olmadığı gibi, Âl-i Beyte hakikî dost da olamaz.” (Lem'alar, Dördüncü Lema)

İlave bilgi için tıklayınız:

SEYYİD | Sorularla İslamiyet

ŞERİF | Sorularla İslamiyet

Seyyidler günahsız mıdır? Peygamber soyundan gelmiş olmaları ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
180 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun