Hz. Muhammed döneminde, günümüzdeki gibi askeri ordu sistemi, düzeni, yöntemi olmuş mudur?

Soru Detayı

- Acaba İslam ordusunda “Resulullah (asm) döneminde, günümüzdeki gibi askeri ordu sistemi, düzeni, yöntemi olmuş mudur?
- Mesela Asya Hun devletindeki onluk sistem gibi yahut başka bir şekilde görev ayrımı, taktik vesaire olmuş mudur, bir intizam var mıdır ?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İslâm öncesinde Arabistan’da ordu kavramına uygun düzenli ve sürekli bir askerî güç bulunmuyordu. Kabileler arasında savaş çıktığında silâh kullanabilen erkeklerin tamamı savaşa katılırdı. Yaya veya süvari olarak savaşan Araplar kılıç, kalkan, ok ve mızrak gibi klasik silâhları kullanırlardı. Kumandanlık (kıyâde) görevi kabile reisi tarafından yürütülürdü. Kabilenin sancak veya bayrağı da (livâ, râye) kabile reisi yahut nâibi tarafından taşınırdı.

İslâm ordusunun kuruluşu, Medine’ye hicretin ardından Mekke müşriklerine karşı cihada izin verilmesiyle başlar.

Hz. Peygamber (asm), savaş durumuyla sınırlı olsa da orduyu belli bir düzene göre kurar, silâhı bulunmayanlara silâh temin eder ve sahâbîleri savaş teknikleri hususunda yetiştirmek için tedbirler alırdı. Savaş durumu ortaya çıkınca orduya katılacak kimseleri Peygamber Efendimiz (asm) bizzat kendisi tesbit eder (Abdülhay el-Kettânî, I, 384-385), isimlerini yazdırır (Buhârî, Cihâd, 181; Müslim, Hac, 74) ve hazırlıkların yapılıp toplanılmasını emrederdi.

Sahâbîler silâhları, binekleri, sefer azıkları ve diğer levazımatıyla şehir dışında bir karargâhta toplanırdı. Seferberlik emri Medine dışında oturan kabilelere kabile reisleri aracılığıyla ulaştırılırdı.

Normal şartlarda ihtiyaç duyulduğu kadar askerin gönüllü katılımı söz konusu olmakla birlikte Tebük Gazvesi gibi umumi seferberliği gerektiren durumlarda özürlüler, Peygamber Efendimiz (asm)'den izin alanlar veya onun tarafından geride bırakılanlar dışında savaşabilecek bütün sahâbîler hazır asker kabul edilirdi.

Savaşa katılanlar elde edilen ganimetten pay alırlar, savaş bitince de ailelerinin yanına dönüp işlerine devam ederlerdi.

Hz. Peygamber (asm) sefer öncesinde ve sefer esnasında askerlerini savaşa hazırlamaya çalışır, ok atma ve ata binmenin önemini vurgular, kumandanlarını uğurlarken onları askerlerine ve düşmana karşı nasıl hareket edecekleri konusunda bilgilendirirdi.

Bazı sahâbîleri kale kuşatmalarında kullanılan savaş aletlerinin yapımını öğrenmekle görevlendiren ve Tâif kuşatmasında mancınık kullanan Peygamberimiz (asm), Hendek Savaşı’nda Selmân-ı Fârisî’nin tavsiyesiyle hendek kazarak savunma savaşı yapma taktiğini uygulamıştır.

Sefer ve savaş sırasında parola ve üniforma sayılabilecek belli renkte sarık ve elbiseler yahut belli işaretler kullanılmasını istemiş (Abdülhay el-Kettânî, I, 499-501), düşman hakkında bilgi edinmek veya yol güvenliğini sağlamak için keşif kolları çıkarmış, kılavuz ve casus kullanmış, bu konuda gerektiğinde henüz Müslüman olmayan kimselerden de yararlanmıştır. (Buhârî, Menâkıbü’l-ensar, 45)

Askerî sefere çıkacak ordunun komutanını Devlet başkanı tayin ederdi. Ordunun başına bizzat Devlet Başkanının geçmesi halinde, kendisine bağlı komutanları tayin eder ve her türlü gerekli önlemi alırdı. Ordunun klâsik şekilde beş kısma ayrılması biliniyordu: öncü, artçı, sağ kanat, sol kanat ve başkomutanın da bulunduğu merkez. Ordu içinde, safların düzenlenmesi, mevcut kuvvetlerin dağıtımı ve diğer teknik ayrıntılarla ilgilenen bir vâzi’ olup, bunun bir görevi de Ordu komutanının emirlerini diğer birlik başkanlarına ulaştırmaktı. Başlangıçta bu işle bizzat Resulullah meşgul oluyordu; Mekke’nin fethi esnasında ise Ordu içinde özel bir vâzi’in görevlendirildiği kaydedilmektedir.

Hz. Peygamber (asm), sevk ve idare ettiği birliklerin başkumandanlığını bizzat üstlenmiş, katılmadığı seferlere ise kumandanlar tayin etmiştir. 

Resûl-i Ekrem (asm) döneminde savaşa katılanlar sadece savaşta ele geçirilen ganimetten paylarına düşeni alırlar, ayrıca kendilerine bir ücret ödenmezdi.

Kaynaklar:

- Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, Hz. Peygamberin Savaşları ve Savaş Meydanları, çev. Salih Tuğ, Yağmur Yay., 4. bsk., İstanbul 1991.
- Abdülhay el-Kettânî, Hz. Peygamber’in Yönetimi: et-Terâtîbu’l-idâriyye (trc. Ahmet Özel), İstanbul 2003, I, 373-393, 483-506.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR