Tütün ve sigara hakkında ayet, hadis veya alimlerin koyduğu bir yasak var mıdır?

Soru Detayı

Tütün ve sigara hakkında ayet, hadis veya alimlerin koyduğu bir yasak var mıdır?
Mubah veya haram olduğunu söyleyenlerin delilleri nedir?
Tütün ticareti yapmak ve tedavi için kullanmak caiz mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Tütün ve sigaranın; vücuda zarar vermesi, israf olması gibi nedenlerden dolayı haram, en azından harama yakın mekruh olacağı söylenebilir.

Şimdi souda geçen konuları açıklamaya çalışalım:

Tütün ve sigaranın tarihi

XVI. yüzyılın sonlarından itibaren İslâm dünyasında tütün mamullerini kullanma alışkanlığının yaygınlaşmasıyla birlikte tütün kullanımının dinî ve hukukî hükümleri konusunda âlimler arasında etkileri günümüze kadar süren yoğun tartışmalar başlamıştır.

Bu tartışmalar, özellikle taklidin hâkim olduğu ileri sürülen bir dönemde fıkhî düşünceye belli bir canlılık getirmiş, gerek usul gerek fürû açısından birçok kavramın yeniden ele alınmasına yol açmıştır.

Tütün ve sigaranın dinî hükmü.

Tütün kullanımı hakkında hüküm vermemeyi (tevakkuf-sessiz kalmayı) tercih edenler bir yana görüş bildiren âlimler temelde tütünü mubah, mekruh ve haram kabul edenler şeklinde üç gruba ayrılabilir.

Ancak tartışma esas itibariyle haram ve mubah sayanlar arasında cereyan etmiştir.

Tütünü ve sigarayı mubah sayanlar

- Tütünün mubahlığını savunanlara göre mubahlığın en önemli delili haram veya mekruh olduğuna dair ayet veya hadisin bulunmamasıdır.

- Yenilip içilenlerden hakkında açık bir nassın sevk edilmediği maddeler aslî mubahlık ilkesine tâbidir (En‘âm 6/145; A‘râf 7/32) ve tütün de böyledir.

- Tütünün haramlığını gerektirecek ölçüde pis olma, sarhoşluk verme, aklı giderme, uyuşturma ve zarar verme özellikleri yoktur.

- Mubah mallar için yapılan harcamalar israf değildir.

- Bazı kimselere zarar verdiği, bazılarını sarhoş ettiği kabul edilse bile bundan tütünün herkes için ve her durumda haram sayıldığı sonucu çıkarılamaz, sadece zarar görenler ve sarhoş olanlar için haram kabul edilir.

Mubahlık taraftarı âlimler tütünün mutedil mizaçlı kişiler için zararsız olduğunu, hatta bazı faydalarından söz edilebileceğini ileri sürerken bir kısım âlimler de tütün içmenin yaygınlığını göz önüne alarak Müslümanlardan zorluğun giderilmesi, onların çoğunluğunun günahkâr olarak nitelenmemesi ve fitneye yol açılmaması gibi sebeplerle mubahlık hükmünü tercih etmişlerdir.

Tütünün pek çok hastalığa iyi geldiği iddiası da mubahlığı savunan âlimlerin dayanaklarından birini teşkil etmiştir.

Nitekim tütünün Mağrib’de yayılmasına öncülük ettiği kaydedilen Şeyh Mansûr’un açıklamaları buna örnek gösterilebilir. “Risâle fî menâfii devâin tüsemmâ tebeġa)

Tütünün mubahlığını savunan bu gibi eserlerde tütünün iyileştirdiği hastalıkların adı verilmiş, ayrıca birçok ilâve faydasının bulunduğu ileri sürülmüştür.

Tütün kullanımının yayılmaya başladığı dönemlerde bu tür iddiaların dikkate alınmasında Batılı hekimlerden aktarılan görüşlerin ve çevreden edinilen bilgi ve gözlemlerin belli bir payından söz edilse de asıl tütün pazarını genişletmek isteyen tüccarların propagandalarının etkili olduğu anlaşılmaktadır. Zira o dönemde Avrupa kıtasında tütünün birçok hastalığa iyi gelen bir ilâç şeklinde pazarlandığı bilinmektedir. Meselâ yeni keşfedilen Amerika kıtasına giderek orada bitkiler üzerinde araştırma yapan İspanyol hekimi Nicolás Monardes’in Historia Medicinal de las cosas que se traen de nuestras Indias Occidentales adlı eserinin (Sevilla 1571) ikinci bölümünde tütün yaprağının otuz altı hastalığa iyi geldiği anlatılmaktadır ki kısa zamanda birçok Batı diline çevrilen bu bölüm, İbn Cânî el-İsrâîlî (Şa‘bân b. İshak) adlı hekim tarafından bazı açıklama ve eleştirilerle birlikte Arapça’ya tercüme edilmiştir. (tercümenin bir nüshası için bk. Köprülü Ktp., Fâzıl Ahmed Paşa, nr. 1581, vr. 166a-169a)

Tütünün mubahlığını savunan ilk müelliflerden Üchûrî de (vr. 148b-149a) bu tercümeden yararlandığını açıkça belirtmektedir.

Tütünün faydalarına dair verilen bilgiler Avrupa kaynaklı olduğundan Nablusî, Frenkler’in kendi memleketlerindeki tecrübelerine dayanarak söylediklerinin kabul edilebileceğini fıkhî örnekler üzerinden izaha çalışmıştır. (es-sulh, vr. 16b-17a)

Tütünün mubahlığını savunanlar arasında Hanefîler’den Altıparmak Mehmed Efendi, Şeyhülislâm Bahâî Mehmed Efendi, Ahmed b. Muhammed el-Hamevî, Abdülganî en-Nablusî, M. Murtazâ ez-Zebîdî, İbn Âbidîn (Muhammed Emîn), Abdülhay el-Leknevî; Mâlikîler’den Ahmed Bâbâ et-Tinbüktî, Nûreddin el-Üchûrî, Muhammed b. Ahmed ed-Desûkī, Ahmed b. Muhammed es-Sâvî; Şâfiîler’den Ebü’l-Vefâ el-Urzî, Şebrâmellisî, Muhammed eş-Şevberî, İsmâil el-Aclûnî, Abdülkādir b. Muhammed et-Taberî; Hanbelîler’den Mer‘î b. Yûsuf ve Zeynüddin Abdülkādir el-Harîrî ile Emîr es-San‘ânî, Şevkânî gibi âlimler bulunmaktadır.

Bu âlimlerin büyük çoğunluğu kendilerinin tütün kullanmadığını, içilmesini ve özellikle tiryakiliğini hoş karşılamadığını belirtmiş, tütünün helâl diye nitelendirilmesinin mekruh olarak nitelenmesine engel teşkil etmediğini söylemiştir.

Tütün içmenin şer‘î delillerle haramlığı ispat edilemeyeceği için mubah, kötü kokması ve içenlerin serkeş takımına benzemesi sebebiyle mekruh olduğunu söyleyen Leknevî kerahetle birlikte mubah sayıldığı şeklindeki görüşü orta yol diye nitelemiş ve kerahetsiz mubahlığını ileri sürenlerin görüşlerinin şâz ve geçersiz sayıldığını kaydetmiştir. (Tervîĥu’l-cinân, II, 253, 308-309; ayrıca bk. Mer‘î b. Yûsuf, s. 113-131)

Öte yandan tütünün ilke yönünden mubahlığını savunanlar kullanım şeklinde haramlığını gerektirecek bir unsurun bulunmamasını da şart koşmuşlar ve umumiyetle bu şartlara riayet edilmediğine dikkat çekerek tütün kullanımının haramlıktan uzak kalmadığını ifade etmişlerdir.

Dinî veya dünyevî kötü sonuçlar doğurması, meselâ kişinin ibadetlerini ve diğer görevlerini yerine getirmesine engel teşkil etmesi, idarenin koyduğu yasağa muhalefet, bedenî bir rahatsızlık, haddinden fazla içmekten dolayı zarar görme, şarap vb. haram bir maddeyle karıştırma gibi durumlarda tütün içmenin haram olacağını belirtmişlerdir.

Ayrıca etkilerinin kişilerin mizaçlarına göre değişebileceğini, bu sebeple tütünün beden ve ruh sağlığına zarar verdiği kişiler için az veya çok zarar veren miktarının ve kullanım şeklinin haram sayılacağını kaydetmişlerdir. (Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî, s. 109; Muhammed Haccî, I, 249)

Tütünü ve sigarayı haram sayanlar

Tütünün haramlığını savunanlar, bir konu hakkında nas bulunmamasının o konuda hüküm verilemeyeceği anlamına gelmeyeceğini, bu tür meselelerin delâlet veya kıyas yoluyla nasların umumi manaları kapsamında değerlendirilerek bir hükme varılabileceğini, aslî ibâha ilkesinin mutlak anlamda ele alınamayacağını, faydalı şeylerde mubahlık, zararlı şeylerde haramlık ilkesinin geçerli olacağını söylerler. (Ahmed er-Rûmî el-Akhisârî, Mecâlisü’l-ebrâr, s. 586; Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî, s. 216)

Bu prensiplerden hareketle tütünün özellikleri ve yol açtığı olumsuzluklar dikkate alınıp haramlığının gerekçeleri arasında bid‘at olması, pis, zararlı, uyuşturucu, başlangıç aşamasında sarhoşluk verici, özellikle Hanefîler’e göre yararsız bir oyun ve eğlence sayılması, israfa sebebiyet vermesi, sultanlar tarafından yasaklanması sıralanmıştır.

Söz konusu gerekçelerden her birinin haramlık için yeterli sayılacağını ileri süren bu âlimler tütün içmenin;
- pis şeylerin kullanımını (A‘râf 7/ 157),
- insanların kendilerini tehlikeye atmalarını (Bakara 2/195),
- israfı (A‘râf 7/31; İsrâ 17/26-27),
- şarap gibi sarhoşluk verici maddeleri kullanmayı yasaklayan ve idarecilerin dinî kurallara aykırı olmayan emirlerine uyulmasını emreden (Nisâ 4/59) ayetlerle
- bid‘atlardan sakınmayı emreden,
- soğan, sarımsak kokusu gibi başkalarını rahatsız eden şeyleri yemeyi, başkalarına zarar vermeyi ve uyuşturucu maddeleri kullanmayı meneden hadislerin (Müsned, VI, 309; Ebû Dâvûd, Eşribe, 5)
genel anlamları kapsamına girdiği görüşündedir.

Dolayısıyla tütünün;
- ağzı, elbiseyi, bedeni ve mekânı kokutması, dişleri çürütüp sarartması sebebiyle pis;
- bağımlılık yapması, bedeni gevşetip uyuşturması, insan sağlığına olumsuz etkileri ve kullanmayanları rahatsız etmesi yüzünden zararlı;
- dinî veya dünyevî bir faydasının görülmemesi sebebiyle israf;
- boş bir oyun ve eğlence olması, insanları Allah’ı zikirden ve namazdan alıkoyan, tiryakilik yüzünden oruçtan soğutan bir özellik taşıması bakımından kötü bir bid‘at
sayıldığı belirtilmiştir.

Bir sünneti ortadan kaldıran yahut bir sünnetin hikmetine aykırı şekilde sonradan ortaya çıkan şeyler dinde kaçınılması gereken bid‘atlar şeklinde nitelendirilir.

Bu açıdan bakıldığında tütün kullanımının;
- misvak kullanma (dişleri fırçalama),
- abdestte ağzı ve burnu yıkama,
- güzel koku sürünme,
- kötü kokulu şeylerden uzak durma,
- bedeni, elbiseleri ve yaşanılan mekânı temiz tutma

gibi Hz. Peygamber’in çok önem verdiği hususlara aykırı sonuçlar doğuran bir davranış olduğu görülmektedir. (Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî, s. 124-125, 131-132)

Haramlığı savunanlar, tütünün faydaları bir yana zararlı bir madde sayıldığını ve insan sağlığını zararlı şeylerden korumanın farz kılınması sebebiyle bu zararlı maddeyi kullanmanın da haram olacağını ifade etmişler, bu zararları kendi zamanlarına göre tıbbî yönden açıklamaya çalışmışlardır. (Kettânî, s. 116-117)

Meselâ tütünün damarların tıkanmasına, kansere, felce, körlüğe, baş dönmesine, adale ve sinirlerin gevşemesine yol açması, ciğerlere zarar vermesi gibi etkilerini sıralamışlardır. (tütünün zararlarına dair geniş bir derleme için bk. a.g.e., s. 38-55)

Bu zararlardan bazılarının görülmemesi veya ortaya çıkmamasının onun haramlığını engellemeyeceğini belirtmişlerdir. (a.g.e., s. 212)

Bununla birlikte akla veya bedene zarar vermeyen miktarın haram olup olmadığı konusunda farklı görüşler vardır. (Muhammed Tâlib İbnü’l-Hâc, II, 141; Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî, s. 79-81, 90-91, 210, 211; krş. M. Ali b. Hüseyin, I, 217)

Ayrıca tütünün bazı hastalıklara iyi geldiği kanaati uzman hekimlerce onaylanır ve yerini tutacak başka mubah bir ilâç bulunamazsa gerektiği kadar kullanılabileceği, tiryakilerin kademeli şekilde terk etmelerinin vâcip olacağı da ifade edilmiştir. (Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî, s. 112-113, 117, 166-167; Alevî b. Ahmed es-Sekkāf, s. 137)

Sultanların yasaklayıcı fermanları da özellikle bunların yürürlükte kaldığı dönemlerde tütünün haramlığına dair fetva veren âlimlerin dayanaklarından birini teşkil etmiştir. Zira fıkıhtaki genel anlayışa göre sultanın mubah sayılan bir şeyi kamu yararına emretmesi veya yasaklaması durumunda bunun yerine getirilmesi dinen de gerekli olur.

Ancak bu âlimler tütünü diğer şer‘î delillere istinaden haram kabul ettiğinden sultanın yasaklamasını bu konuda müstakil bir delil şeklinde kullanmaz. (M. Fıkhî el-Aynî, vr. 24b; krş. Alevî b. Ahmed es-Sekkāf, s. 138-139)

Tütünü haram sayanlar arasında Hanefîler’den Haskefî, Şürünbülâlî, Cerrâhî şeyhi İbrâhim Efendi, Ahmed Akhisârî, Şeyhülislâm Atâullah Mehmed Efendi, İsmâil Hakkı Bursevî, Şeyhülislâm Seyyid Feyzullah Efendi, Muhammed Fıkhî, Saçaklızâde Mehmed Efendi; Şâfiîler’den Sâlih b. Ömer el-Bulkīnî, Abdülmelik el-İsâmî, Şehâbeddin el-Kalyûbî, Necmeddin el-Gazzî, İbn Allân, Hatîb eş-Şirbînî; Mâlikîler’den Ebü’l-Gays el-Kuşâşî el-Mağribî, İbn Ebü’n-Naîm el-Gassânî, Sâlim b. Muhammed es-Senhûrî, Kādî Muhammed et-Tinbüktî, İbrâhim el-Lekānî, Ahmed b. Muhammed el-Makkarî, Abdurrahman b. Abdülkādir el-Fâsî, Muhammed b. Abdullah el-Haraşî, Süleyman el-Füllânî ve Hanbelîler’den Abdullah b. Ahmed en-Necdî ile genelde Vehhâbîler sayılabilir.

Tütünü Şam Hanefî müftüsü Abdurrahman el-İmâdî, Ebû Saîd el-Hâdimî ve Buhûtî gibi âlimler tahrîmen mekruh, Mer‘î b. Yûsuf, Ahmed b. Muhammed et-Tahtâvî, İbn Âbidîn Muhammed Emîn, Mustafa es-Süyûtî gibi âlimler ise tenzîhen mekruh kabul etmiştir.

Tütünün insan sağlığına verdiği zararların bilimsel yöntemlerle tesbit edilemediği dönemlerde bu konuda farklı kanaatlere ulaşılması tabiidir. Ancak XIX. yüzyılın ortalarından itibaren tıpta sellüler patoloji metodunun kullanılmaya başlanmasıyla birlikte tütünün başta nikotin olmak üzere zehirli birçok kimyasal madde içerdiği kesin biçimde ortaya konmuş, insan sağlığı üzerindeki etkileri ve yol açtığı hastalıklar konusunda daha kesin bilgilere ulaşılmıştır. Bu bakımdan aralarında Reşîd Rızâ ve Muhammed Haseneyn Mahlûf gibi, kişinin kendisine veya başkalarına zarar vermemesi halinde helâl olacağını söyleyen âlimler bulunsa da Ali b. Abdülvehhâb, Muhammed et-Tarâbîşî, Mübârekpûrî, Mahmûd Hattâb es-Sübkî, Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî ve Ezher şeyhi Mahmûd Şeltût gibi modern dönemde yetişmiş âlimler bugün artık haram hükmünün verilmesi gerektiği görüşündedir.

Ayrıca tütünün insan sağlığına verdiği zararların henüz ortaya konmadığı bir dönemde mubahlığını savunanların görüşlerini bugün sürdürmenin yanlışta ısrar anlamına geleceği ve içen kişinin günahını düşürmeyeceği ifade edilmiştir.

Tütün ile ilgili diğer hükümler

Literatürde tütün içmenin dinî hükmünün yanı sıra tütün ziraatı ve ticaretinin meşruiyeti, tedavi için kullanılmasının cevazı, içmenin oruca etkisi, tütün tiryakisi imamın arkasında namaz kılmanın hükmü, kadının tütün masraflarının kocasının nafaka sorumluluğuna dahil olup olmaması gibi konuların da yer yer tartışıldığı görülür. Şeyhülislâm Sun‘ullah Efendi (Sağır Mehmed Efendi, vr. 13b) ve Şâfiîler’den Şebrâmellisî gibi âlimler istisna edilirse dört mezhep ulemâsının büyük çoğunluğu tütün içmenin bir tür beslenme sayıldığı için orucu bozacağını ifade etmiştir. (İbrâhim b. İbrâhim el-Lekānî, s. 57-58, 98; Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî, s. 148, 235)

Orucu bozan beslenmeyi “insan tabiatı meyletmese de bedene faydası olan şey” diye yorumlayanlara göre sadece kaza gerekirken “insan tabiatının meylettiği ve kendisiyle mide şehvetinin giderildiği şey” olarak yorumlayanlara göre ise aynı zamanda kefâret de gerekir. (Leknevî, Tervîĥu’l-cenân, II, 261; Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî, s. 209)

Leknevî, kendi döneminde bazı kişilerin tütün içmenin orucu bozmayacağını söylemeleri üzerine Zecrü erbâbi’r-reyyân adlı bir eser yazarak konuyu genişçe ele almış ve onların görüşünü reddetmiştir.

Mubahlığını savunanlar dahil âlimler tütün içerken besmele çekmenin, Kur’an okurken veya camide iken tütün içmenin saygısızlık olacağı gerekçesiyle tahrîmen mekruh kabul edildiğini belirtmiştir. (Ahmed b. Muhammed et-Tahtâvî, IV, 227)

Yine bu alimler çiğ soğan ve sarımsak yiyenlerin mescidlere gelip insanları rahatsız etmemesini emreden hadisi (Buhârî, Ezân, 160) dikkate alarak rahatsız edici kokusu sebebiyle içenlerin koku devam ettiği müddetçe cami ve mescidlerden uzak durmalarını tavsiye etmiştir. (Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî, s. 25)

Hatta Ahmed er-Rûmî el-Akhisârî ve Receb Efendi gibi, tütün içenlerin camiden zorla çıkarılması gerektiğini söyleyenler de vardır. (Mecâlisü’l-ebrâr, s. 584, 592; Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî, s. 215, 218)

Nablusî’nin cemaatin çoğunluğunun tütün kokusuna alışkın olması durumunda tiryakilerin mescidlerden menedilemeyeceği görüşüne karşı çıkan Leknevî de caydırıcı olması için onların mescidlerden menedilmesini doğru bulur. (Zecr, II, 322-323)

Âlimler bilhassa Kur’an okunan mahallerde, ibadethanelerde, insanların toplu halde bulundukları meclislerde, çarşı ve pazarlarda, yollarda tütün içilmesini de ağır biçimde kınamışlardır.

Tütünün alım satımı konusundaki görüş ayrılığı, bir malın alım satıma konu olabilmesi için dinen yararlanılabilen (mütekavvim) bir mal olması şartından kaynaklanmaktadır. Tütünün içilmesini haram sayanlar bu şartı dikkate alıp alım satımının da haram olacağını (Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî, s. 233), ancak içme dışında faydalı bir alanda kullanmak üzere alım satımının câiz sayılacağını ifade etmişlerdir.

Mubahlığını savunan bazı Şâfiî âlimleriyle mekruh olduğunu söyleyen Hanbelîler’den Buhûtî, kocanın tiryaki olan karısının tütün masraflarını karşılamasının nafaka hakları kapsamında yer aldığını ileri sürer. (Ahmed b. Muhammed et-Tahtâvî, IV, 226; Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî, s. 169; Mustafa es-Süyûtî, VI, 217)

Hanefîler’den İsmâil b. Abdülganî en-Nablusî’ye göre ağzı kötü kokuttuğu için tütün içmeyen kocanın karısının içmesini engelleme hakkı olduğunu söyler. (İbn Âbidîn, VI, 459; Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî, s. 209)

Mâlikîler’den Fas Kadısı İbn Ebü’n-Naîm el-Gassânî’ye göre ise kadının tütün içen kocasından ayrılmayı talep etme hakkı olduğunu ifade eder. (Muhammed Haccî, I, 260)

Şam Hanefî müftüsü Abdurrahman el-İmâdî ısrarla tütün içen kimsenin arkasında namaz kılmanın tahrîmen mekruh olduğunu söylemiştir. (Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî, s. 140, 208, 214)

Tütün pis sayıldığı için üzerinde tütün bulundurmanın namazın sıhhatine engel teşkil edeceği şeklinde bir görüş ileri sürülmüşse de âlimlerin çoğunluğu buna katılmamış, tütün kullanımının imamlığın veya namazın sıhhatine zarar vermeyeceğini söylemiştir. (Vezzânî, I, 100, 104-105)

bk.
Fikret Karaman, İslâm Dini Açısından Tütün ve Sigara Üzerine Bir İnceleme, Diyanet İlmi Dergi, XXXV/3, Ankara 1999, s. 117-128.
Şükrü Özen, TDV İslam Ansiklopedisi, Tütün md.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
4.087 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun