Evrim mantıksız ise, ayın yarılması, karıncanın konuşması nasıl mantıklı olur?

Soru Detayı

- Evrimleşmenin mantıksız olduğunu söylediğimizde evrimi savunanlar; ''ayın bölünmesi, Hz. Âdem’in çocukları kardeş evliliğiyle çoğalmaları, karıncaların konuşması v.s. çok mu mantıklı? Onlar mantıklı oluyor da evrim neden olmasın'' diyorlar. 
- Bu sözlerine nasıl cevap verilmeli?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“Mantıklı”nın manası, akla ve muhakemeye uygunluk olarak tarif edilmektedir. Mantıksız düşünce de akla ve muhakemeye uygun olmayandır.

Neyin akla uygun olduğuna neyin akla uygun olmadığına nasıl karar verilecektir? Yani aklın ölçüsü ne olacaktır? Önce bunda ortak bir noktanın tespiti gerekir.

Bir başka ifade ile doğrular ve yanlışlar neye göre tespit edilecektir? Sizin doğru ve mantıklı bulduğunuzu, bir başkası yanlış ve mantıksız bulabilir. Bu konuda ölçüyü ferdin inanışı ve hayat tarzı tayin etmektedir.

Mesela, hiçbir Semavî dine inanmayan bir kimse için, herhangi bir dînî kurala tâbi olmadan nefsin istediği şekilde yaşaması, onun aklına ve mantığına uygundur.  

Sözgelimi bunların bazıları için kız kardeşle evlenmenin bir mahzuru yoktur ve bu onlara göre gayet mantıklıdır. Hâlbuki İslâm’a inanan birisi için bu kesinlikle mümkün değildir. Çünkü Allah böyle bir evliliği yasaklamıştır. Dolayısıyla böyle bir evlilik İnanan birisi için akla ve mantığa uygun değildir

Güzel ve rahat uykuyu bölerek sabah namazına kalkıp soğukta abdest alarak namaz kılmak, tesadüfe inanan evrimciler için mantıksızlıktır ve akla uygun değildir.

Hâlbuki bir Müslüman için bu gayet mantıklı ve akla uygundur. Çünkü böyle bir Müslüman şöyle düşünür:

“Allah beni yarattı, sonsuz nimeti ve sağlığı bana verdi. Bunun karşılığında bir teşekkür olarak benden günde beş defa namaz kılmamı istiyor. O’nun bu emrini yapmakla hem teşekkürümü yerine getirmeye çalışıyorum ve hem de O Allah’ın bana vaat ettiği ebedî hayatta cenneti kazanma gibi bir beklentiyi hak ediyorum. Benim bu yaptığım bana göre hem mantıklı ve hem de akla uygundur.”

Hâlbuki Allah’a ve ahirete inanmayan, tesadüfe inanan bir evrimci ise şöyle düşünür:

 “Ben tesadüfün eseri olarak dünyaya geldim. Bütün hayatım bu dünya hayatından ibarettir. Öldükten sonra da çürüyüp yok olup gideceğim. Dolayısıyla nefsime zor gelen birtakım emir ve yasaklara uymak mantıksızlıktır ve hurafedir. Çünkü ölüp çürüyerek yok olup gideceğim. Benim için bu tip emirleri yerine getirmenin mantıklı bir yönü yoktur.”

İman ve küfür, Hz. Âdem (as)’den beri sürüp gelmektedir. Her devirde inananlar da olmuş, inanmayanlar da. İnananlar Allah’ın emir ve yasaklarına mümkün olduğu kadar uymaya çalışmışlar, Allah’a inanmayanlar da kendi nefislerinin istediğini yapmışlar ve o yaşayışlarını akla ve mantığa uygun görmüşlerdir.

İşte bu asırda da genelde inanmayanlar kendilerine göre, her şeyin tesadüfen ve kendiliğinden meydana geldiğine dayanan bir evrim tanımı yapmakta ve hayat tarzlarını da bu tanıma göre şekillendirmektedirler. Onlara göre de bu hayat tarzları akla ve mantığa uygundur.

Peki, bu durumda kim haklıdır? Hangisinin davranışı ve düşüncesi akla ve mantığa uygundur?

Bu soruların cevabı burada verilemez. Bunların hangisinin haklı, hangisinin haksız olduğu, hangisinin akla ve mantığa uygun bulunduğu ahrette hesap görüldükten sonra anlaşılacaktır.

Bunu Allah’a ve ahrete inanmayanlara şimdi anlatmak ve dinletmek mümkün değildir.

O bakımdan Allah’a inananların inkârcıları bu konuda ikna etme gibi bir görevi olamaz.

Soruyu soran kardeşimiz bu konuda şöyle düşünmelidir:

Peygamberimiz (asm) Allah’ın ve ahiretin varlığına ve kendisinin peygamberliğine en yakınlarından birisi olan amcası Ebu Leheb’i inandıramamıştır. O Ebu Leheb’e göre her şey tesadüfün eseriydi ve bir yaratıcı yoktu. Öldükten sonra çürüyüp gidecekti. Dolayısıyla namaz kılmak gibi, nefsin bir takım istek ve arzularına zor gelen Allah’ın emirlerine uymak, kız kardeşlerle evlenmemek, karıncaların konuşmasını, ayın iki parçaya ayrılmasını kabul etmek Ebu Leheb’e göre mantıksızlıktı.

Yukarıdaki sorunun içerişinde geçen ve Kuran’ın bildirdiği diğer hükümler ilme ve mantığa da uygundur.

Mesela, ilk insan Hz. Âdem (asm) ve onun eşi Hz. Havva’dan olan çocuklar her doğumda ikiz olarak dünyaya gelmiştir. Allah o zaman koyduğu bir kanunla, aynı anda doğan kardeşlerin birbirleriyle evlenmelerini yasaklamış, farklı zamanda doğanların ancak evlenebileceğini bildirmiştir.

İnsanlığın çoğalması için bu şekilde bir evlilik elbette aklın ve mantığın gereğidir. Ama insanlar belli bir sayıya ulaştıktan ve nesiller arası açıldıktan sonra, artık aynı anneden doğanların evlenmelerini Allah yasaklamıştır.

Ayı yaratan ve onu güneşin ve yerkürenin etrafında döndüren Allah’tır. İsterse ikiye, isterse dörde ayırır. Çünkü O’nun kuvvet, kudret ve ilmi sonsuzdur. Madem Allah ve Peygamberi bu hadisenin olduğunu söylüyor. O halde bir Müslüman için bu hadise yüzde yüz olmuştur.

Bu ayın ikiye ayrılmasının bazı yerlerden görünmemiş olması gayet normaldir. Çünkü hadise gece vakti ve kısa bir sürede gerçekleşmiştir. Böyle bir olay Amerika’da ve Japonya’da gözlenemez. Çünkü orada gündüz vaktidir. Avrupa’da gözlenmesi de zordur. Çünkü İngiltere başta olmak üzere genelde hava sislidir. O devirde rasat istasyonları da bu olayı takip edecek seviyede değildi.

Ayın görülebildiği yerlerde de, insanlar böyle bir olayın olacağını önceden bilmedikleri için ayın durumunu takip etmeleri söz konusu değildir. Hasbelkader o anda dışarıda olan ve aya bakan birisi de böyle bir şeyi görse, gördüğüne inanamayacak, gözünün yanıldığına verecektir. Bu olaya şahit olup da tam kanaati gelen bir çoban veya yolcunun da, böyle bir olayı birilerine anlatması, dinleyenlerin de bu olayı anlatanın sözüne inanıp onu kayıt altına almaları, ulaşım ve haberleşmenin güç olduğu o devirde imkânsızdır.

Aya ilk ayak basıldığı 1966-1967 yıllarında, ayda böyle bir yarılma hattının varlığının basında tartışıldığını hatırlıyoruz.

Papağan bir hayvandır. Konuşabilmektedir. Karınca da bir hayvandır. Onun da konuşması mümkündür. Çünkü konuşmayı veren Allah’tır. O konuşturduktan sonra her şey konuşur. Bugün hayvanların çıkardığı ses frekansları kayıt edilerek ve insanın ses frekanslarıyla mukayese edilerek, onların seslerini kendi aralarında ne gibi bir mana ifade ettiği anlaşılmaya çalışılmaktadır.

Hayvanların bilemediğimiz konuşmalarını yok saymak ilmin değil, cahilliğin ifadesidir. Akıllı ve mantıklı hareket eden birisi bu konuda şöyle düşünmelidir:

Biz şimdilik bilemiyorsak da hayvanlar arasında bu seslerin bir manası olmalıdır. Bu onların bir şekilde konuşmaları ve anlaşmalarıdır. Madem Kur'an bu konuşmadan bahsediyor. Allah’ın ve O’nun Peygamber'inin sözünde yanlışlık olamaz. O halde bir zaman sonra mümkündür ki, hayvanların sesleri, onların konuşmaları olarak ortaya konabilir.

Sonuç olarak; herkes bu dünyada istediği gibi inanmakta ve yaşamakta serbesttir. Elbette her asırda olduğu gibi bu asırda da bir takım Ebu Lehebler olacaktır. Bir Müslümanın mantıklı ve akla uygun gördüğü bir takım düşünce ve davranışlar günümüz Ebu Lehebleri olan bazı evrimciler tarafından akılsızlık ve mantıksızlık olarak kabul edilecektir.

Kimin davranışının ve düşüncesinin mantıklı, kiminkinin mantıksızlık olduğu ahirette herkesin yaptığının hesabı sorulmaya başlayınca ve cennet ile cehennemin yolları görülünce anlaşılacaktır.

İnanan birisinin onlara karşı tutumunun ne olacağını Cenab-ı Hak Kafirûn suresinde şöyle bildiriyor:

“(Resûlüm) De ki; Ey kâfirler! Ben sizin tapmakta olduğunuza tapmam.  Siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz. Ben de sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim. Evet siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.”

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
1.276 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR