Edebiyatta şarap-meyhane gibi tabirleri kullanmak ne kadar doğru?

Tarih: 12.03.2022 - 14:51 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Divan edebiyatında meyhane gibi mazmunları kullanmak ne kadar doğrudur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bazı tasavvuf ehli, eserlerinde “şarap-meyhane” gibi mazmunlara / kavramlara sıkça yer vermişlerdir. Burada kullanılan mazmunlar, semboliktir. Mesela, dergâh meyhane ile mürşit meyhaneci ile dergâha hizmet edenler sakiler ile alınan feyiz içilen şarap ile… sembolize edilir.

Manadan nasibini almayanlar, bu ifade­leri zahirine göre değerlendirmişler, o büyük zatları yanlış tanımış ve anlatmışlardır. Mesela, bazılarının yanlış anladığı Mevlana şöyle der:

“Senin içtiğin şarap haramdır. Biz helâl olan şaraptan başka içmiyoruz. Çalış da yokluktan varlığa ulaş. Allah şarabıyla sarhoş ol.”(1)

Nitekim yüce Allah şöyle bildirir:

“Onların Rabbi, onlara tertemiz bir şarap takdim etmiştir.”(2)

Ayette geçen “şarap” kelimesi, şu anda Türkçemizde kullandığımız “içki” anlamında olma­yıp, “içecek” manasındadır. Ama bunu bilmeyen, “Mevlana, haram olan şarabın kendilerine helal sayıldığını söylüyor.” diyebilir. Onun sözünden bu manayı çıkartmak, belagatten nasipsizliktir.

İki Hak dostu arasındaki şu muhavereyi de bu türden değerlendirmek gerekir:

Yahya Bin Muaz der: “Muhabbet kade­hinden o kadar içtim ki, sonunda mest oldum.”

Bayezid-i Bistami ise şöyle cevap verir: “Muhabbet şarabını kase kase içtim. Lakin ne şarap bitti ne de benim ha­raretim geçti.”(3)

Ancak Hallac-ı Mansur gibi “şarabın dozunu” kaçırıp “Ene’l-Hak” diyenler de olmuştur. Mevlana, böyleleri hakkında şu mühim hatırlatmayı yapar:

“Sen, sar­hoş olanlardan kılavuzluk arama!”(4)

Yani, böyle zatlar, hidayet üzere olmakla beraber, peşinden gidile­cek kimseler değillerdir.

Beliğ kelam şu özellikleri taşır(5):

- İlim çömleklerinde pişirilir,

- Hikmet denilen küplerde bekletilir,

- Fehim süzgeciyle süzülür.

- Abıhayat gibi bir manayı zarif sunucular takdim eder,

- Fikir bunları içer,

- İnsanın içinde bunlar dolaşır ve hisleri harekete geçirir.

Bunları kısaca şöyle açabiliriz:

Bir kelamın beliğ olabilmesi için, her şeyden önce ilme dayanması gerekir. Ama bu bilgi ham olmamalı, pişmeli ve kıvamını bulmalıdır.

Bu bilgi hikmet seviyesine ulaşmalıdır. Her bilgi, hikmetli olmayabilir. Bilgidir, ama hikmetli değildir. Hikmet ise, o bilginin faydalı olması, hâle muvafık olması gibi halleridir.

“Sözü süz de söyle.” denilir. Her bildiğimizi hemen söylemek faydalı olmayabilir. İyi bir hatip, neyi nerede söyleyeceğini bilir. Yerinde ve yeterince konuşur.

Ayrıca, kelamın zarif bir şekilde sunulması gerekir. Ne söylediğimiz önemli olduğu gibi, nasıl söylediğimiz de önemlidir. Sözümüz abıhayat gibi olmalı, ama bu abıhayat muhatabı cezbedecek bir zarafette sunulmalıdır.

Kelam, fikre hitap etmeli, onu doyurmalıdır. Özellikle yüksek idrak sahibi kimselere, sadece hislere seslenen sözler tesir etmez, bir fayda vermez.

Kelamın sırf fikre hitap etmesi de iyi değildir, hislere de hitap etmesi gerekir. Çünkü beynin sol lobu mücerret fikirlere muhatap olurken, sağ lobu temsil, teşbih gibi hislere ve hayallere hitap eden anlatımlara muhatap olur.

Demek ki, bazı zatların eserlerinde meyhane mazmununa yer verilmesi ilk bakışta garip gelebilir. Ama divan edebiyatına aşina olanların gayet iyi bildikleri gibi, bu tarz anlatım eskiden beri vardır. Burada kullanılan mazmunlar, semboliktir. Cama bakmak yerine, camın ötesine geçebilmek lazımdır. Cama baktığımızda lekeleri görürüz. Ama camdan ilerisine bakarsak, güzellikleri seyrederiz.

Dipnotlar:

1) Rûmî, Mesnevi, (İzbudak tercümesi), 6/54.
2) İnsan, 21.
3) Rûmî, Mesnevî, (Tâhiru’l-Mevlevî tercümesi), 1/72
4) Rûmî, (Tâhiru’l-Mevlevî tercümesi), 7/567.
5) bk. Nursi, Asar-ı Bediiye, s. 240.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun