Ayette geçen "ve'fu annâ, veğfir lenâ, verhamnâ" (Bakara, 2/286) ifadeleri niçin bu sıra ile gelmiştir?

Tarih: 01.10.2014 - 03:27 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Sizlere Bakara Suresi 286. ayetle ilgili bir sualimiz var; Ayeti kerimede geçen "ve'fu anna, veğfir lena, verhamna" ifadeleri niçin bu sıra ile gelmiştir?
- Diğer bir ifadeyle niçin önce "veğfir lena gelmemiş, sonra verhamna gelmemiş, sonra ve'fu anna gelmemiş" yukarıdaki şekilde gelmiş?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Affetmek: Kişinin işlediği suçu yok hükmünde saymak, hak ettiği cezayı uygulamamak anlamına gelir.

Mağfiret etmek: Kişinin suçunu örtmek, kimseye göstermemek manasına gelir.

Merhamet etmek ise: Kişiye -hak etmediği halde- sırf lütuf ve keremiyle ihsanda ve ikramda bulunmak manasına gelir.(bk. Razî, Beydavî, Kurtubî, ilgili ayetin tefsiri)

Bu açıdan bakıldığı zaman, ayetin nazmındaki bu kelimelerin tertibi son derece harika olmuştur. Ehemden mühimme / en önemliden daha az önemliye doğru bir sırlama takip edilmiştir. Önce suçun affedilmesi, sonra gizlenip örtülmesi, sonra da suçlu değilmiş gibi, hatta iyi işler yapmış gibi bir muamele görmesi...

- Evet, insan her şeyden önce işlediği suçunun affedilmesini, hak ettiği cezasının kaldırılmasını, cezaya çarptırılmamasını ister. Bu, suç işlemiş bir günahkâr için çok büyük önemi haiz bir konudur.

- İnsanın hak ettiği cezaya çarpılmaktan kurtulup affa mazhar olduktan sonra, ikinci sırada kendisi için en önemli konu işlediği suçunun örtülmesi ve gizlenmesidir. Zira, suçun açığa çıkması, herkes tarafından bilinmesi, insanın onurunu kıran, onu halk nazarında rezil rüsva eden bir husustur.

Şu bilinen bir gerçektir ki, ruhani bir ceza olan suçun ifşa edilmesi, cismani bir cezaya çarpılmak kadar önemlidir. Cismani cezadan kurtulmayı diledikten sonra, ruhani cezadan da kurtulmak istemek aklıselim sahibi her insanın önemle arzu ettiği bir meseledir.

Kul bu dua ile âdeta şöyle yalvarıp yakarıyor:

“Ey sonsuz merhamet sahibi Rabbim! Beni affetmeni diliyorum. Eğer beni affedip -söz gelişi- kabrin azabından kurtarırsan, mahşerde bu günahlarımı örtüp kimseye gösterme! Çünkü kabrin azabından kurtulmanın lezzeti ancak mahşerde suçun örtünmesiyle rezil rüsva olmaktan kurtulmakla tam tahakkuk eder."

- Cismani ve ruhani azaptan kurtulduktan sonra, Allah’ın ihsan ve ikramlarına mazhar olmak arzusu ortaya çıkar. Bu ihsan ve ikramlar ise, Allah’ın sonsuz rahmetinin bir tezahürüdür. Onun için üçüncü sırada “ve’r-hamnâ” (Bize merhamet et!) duasına yer verilmiştir.

İlahî rahmetin bu tezahürü de ruhani ve cismani olmak üzere iki boyutludur. Cismani olan tarafı, cennetteki her türlü maddi nimetlerin ihsan edilmesiyle tahakkuk eder. Ruhani yönü ise, yüceler yücesi Rabbimizin cemalinin tecellisiyle tahakkuk eder. (krş. Razî, ilgili ayetin tefsiri)

- Bazen kişi -yukarıda geçtiği üzere- afla cismani ve mağfiretle ruhani azaptan kurtulur, ancak yine de diğer insanlardan daha aşağı bir konumda olur. İşte bunların ardında “Bize rahmet eyle!” duası bu farkı da ortadan kaldırmaya yöneliktir. Böylece hadiste (Kenzu’l-Ummal, h.no:10174) ifade edildiği gibi “Tövbe eden kimse hiç günah işlememiş gibi olur.” manasındaki nebevi ifade tahakkuk etmiş olur. (bk. el-Bikaî, Nazmu’d-Durer, ilgili ayetin tefsiri)

- Keza denilebilir ki, “Def-i mazarrat celb-i menafia tercih edilir.” (Zararı yok etmek, faydayı elde etmekten önce gelir.) kuralı bu ayette de kendini göstermiştir. Çünkü, suçun affedilmesi ve örtülmesi “def-i mazarrat” kabilinden olduğu için, öncelik sırası onlara verilmiştir. Rahmet tarafından kucaklanmak ise “celb-i menafi” nevindendir.

Zarardan kurtulup kâra geçmek gerçekten güzeldir!..

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun