Ateistler evrenin kendi kendine oluşma ihtimalinin düşüklüğünü itiraf ediyorlar mı? 

Tarih: 06.10.2019 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

​Günümüzdeki ateistleri de dahil ederek soruyorum.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Soruda da ifade ettiğiniz gibi, ateizm aslında kendi içinde büyük çelişkiler olan bir inançsızlık sistemidir. Ateistler, kâinatın bütün müştemilatıyla beraber “Bir Yaratıcı” tarafından yaratıldığını inkâr etmektedirler.

Onlara: “Peki o zaman bütün mevcudat nasıl yaratıldı? Yoktan bir şey nasıl var olur?” diye sorduğunuzda çelişkili cevaplar vermeye başlarlar ve özünde her şeyin maddeden, atomlardan, atom altı parçacıklardan, çok konsantre bir yapının infilakından, vb… şekillerde meydana geldiğini ifade ederler.

O zaman da şu soruya muhatap olurlar: “Tamam öyle olsun! Peki o ilk atomu, yoğun kütleyi, vs… oraya kim koydu?” diye sorduğunuzda bir cevap veremezler. Verseler dahi, her verdikleri cevaba gene aynı soruyu yönelttiğinizde, sonunda mutlaka cevapsız kalırlar.

Sonra tutarlar bu ilk maddeden her şey evrimleşti, kendi kendine oluştu, tesadüfen oldu, tabiat yaptı derler. Bu imkânsız safsataları ispat etmeleri şöyle dursun, tezleri izah ettiğimiz gibi baştan sona kendi içinde çelişmektedir.

Oysa, yegâne akli ve vicdani ve salim çıkış yolu, bütün bunların arkasında, Vacibü’l-Vücud, yani olması kaçınılmaz, doğmamış, doğurulmamış, zamanlar ve mekânlar üstü, bütün noksanlıklardan münezzeh, bütün işlere muktedir, bütün isim ve sıfatları mutlak kemalde olan bir yaratıcının varlığının olmazsa olmaz olduğunu, bu yaratıcının gelmiş geçmiş bütün peygamber ve kitapların tanımlamalarıyla, bahusus Son Peygamber Hazret-i Muhammed (asm) ve Kuran’ın ifadeleriyle isminin “Allah” olduğunu kabul etmektir.

“Peki, bu kadar aşikâr olan bir şeyi, üstelik kimisi dünya çapında bilim adamı olmuş, koca koca bazı profesörler nasıl göremez?” diye bir soru geliyor akla.

İşte orada da Adetullah veya Sünnetullah dediğimiz Allah’ın kanunları devreye giriyor.

Allah Kuran’ın birçok ayetinde tefsiren şöyle buyuruyor:

“Ben kullarıma akıl verdim. Zaten aklı yerinde olmayanı da mesul tutmuyorum.

Bu aklını kullanan herkes, bu kâinatın yoktan var olamayacağını, etraflarında amaçsız hiç bir şey olmadığını, her şeyin insanın hizmetinde olduğunu;

Bal yapan arının balı sadece kendisi yemek için yapmadığını, hiç bir ağacın meyvesini yemediğini, ineklerin süt içmediğini, develerin ve atların sadece insanları ve onların yüklerini taşıdıklarını, ilahir… görmüyorlar mı?

Çamurlu ve gübreli topraktan o pis suyu emen incir ağacının, yavrusu olan inciri, bu pis suyu süte çevirerek beslediğini görmüyorlar mı?

Saman yiyen koyunun samandan süt, yün ve et yaptığını görmüyorlar mı?

İnsanlar kendi vücutlarının tırnak, kıl, deri, kemik... ürettiğini görmüyorlar mı?

Kupkuru asma sapından, içi şerbet dolu, etrafı mükemmel bir zarla kaplı binler üzümlerin birisi tarafından yapıldığını görmüyorlar mı?

Evinde bir ton su depolamak için büyük meşakkatlerle su depoları yapan, zaman içinde bu depolar delinip evini su basan insan, trilyonlarca ton suyu tepelerinde bulut, önlerinde nehir ve deniz, toprağın altında da rahmet hazinesi olan depolarda dökmeden, damlatmadan birinin kendileri için biriktirdiğini görmüyorlar mı?

Mevsimlerin ve gece ile gündüzün oluşmasına sebebiyet veren güneşin, ayların oluşmasına sebebiyet veren kamerin, milyarlarca yıldır, bir an olsun dahi zamanından şaşmadan, en mükemmel bir şekilde hareket ettirildiklerini görmüyorlar mı?

Kendileri bir damla atılmış bir sudan nasıl var oldular. Bunu görmüyorlar mı?

Ruhları nereden gelmiş, ruhlarını da atomlar mı yapmış, görmüyorlar mı?

Kişilikleri, huyları, karakterlerini kim belirlemiş, kim onlara bu latifeleri takmış görmüyorlar mı?

İşte ey kullarım!

Böyle tefekkür ediniz, yaratıcınızdan, yani benden yardım isteyiniz! Nereden geldiniz, niye geldiniz, sizden ne istiyorum, nereye gideceksiniz... Bunların cevabı sadece bende!

İhlasla, samimiyetle böyle tefekkür edenleri mutlaka İslam’la tanıştırır, onlara hidayet eder, Onları doğru yola sevk ederim.

Ancak bu tefekkürü ihlasla yapmayan, velev ki en akıllınız olsun, kalbini mühürlerim, gözüne perde çeker, kulağına ağırlıklar koyarım. Ne kadar anlatılırsa anlatılsın, boş boş bakar, sağır gibi dinlerler; anlayamazlar, çünkü inkârlarından dolayı anlamalarını ben engellerim!”

İşte aynen böyle..

Allah, Kuran’da baştan sona bunu anlatmakta, ebedi kurtuluşumuz için bizi önce tefekküre, sonra imana, sonra da eksiksiz kulluk vazifelerimizi yerine getirmeye davet etmektedir.

İmtihan gereği mecburiyet yok ama mesuliyet var!

Materyalizm, ateizm, evrimcilik, tabiatperestçilik... hatta Hristiyanlık, Yahudilik, deizm, Budizm, Şintoizm... adına ne derseniz deyin Allah’ı, O’nun istediği şekliyle tanımayanın ve Ona, Onun istediği şekilde ibadet etmeyenin sonu korkunç olacaktır!

Bunun tek çaresi ve kurtuluş yolu ihlasla tefekkür ve yaratanından samimiyetle yardım istemektir ki, o kişiyi Allah, katında geçerli yegane din olan İslam ile tanıştırsın ve kendini ve ailesini adım adım Cehenneme sürüklediği batıl yollardan kurtarsın.

Şunu unutmayalım ki;

Ateizm olsun veya ne safsata olursa olsun, bundan sonra da çıkarsa çıksın, istisnasız hepsi batıldır, hepsi zulümdür, hepsi insanı ebedi felakete götürmektedir! Her birine tek tek cevap vermek de beyhudedir!

Oysa;

Nur bir tanedir! O da İslam’dır, Allah yoludur! Onu da bize Kuran ve o Kuran’ın muallimi Muhammed (asm) göstermektedir!

Allah bizi sırat-ı müstakiminden ayırmasın. 

Amin.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun