İslamiyetin ilk zamanlarında da tefsir ilmi bu kadar gelişmiş miydi?

Tarih: 31.07.2021 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Yani Arap olmayan kişiler 600’lü yıllarda İslamiyeti nasıl doğru bir şekilde öğrenebilirdi?
- Madem Arapça çok anlamlı bir dil çeviride sıkıntılar olabiliyor peki Arapça çevirisini yapan kişi bu dili bilmesine rağmen nasıl çelişkili çevirebiliyor?
- Ya da Türkçe okuyup anlamadıkça veya Arapça bilerek okunmadıkça Kuran’ın ne anlamı kalıyor?
- Ayrıca tefsir ilmi diye bir şey söz konusu değildir Kuran yıllar boyunca bilimsel gelişmelerle beraber eğilip bükülmüştür. Dünyanın geoit olduğu dünyaca kabullenilmeden önce Kuran’ın çevirileri farklıydı daha sonra bu konuyla uzaktan yakından olan ayetleri "bakın biz de 1500 yıl önce söylemiştik" gibisinden ortaya attılar. Kuran’ın çelişkili olduğunu tek bir ayetle anlatabilirim (Tek bir ayet dememin sebebi süremizin kısıtlılığıdır isterseniz örnekleri genişletebilirim)
"Biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acı olan iki denizi karışacak şekilde saliveren ve ikisi arasına bir engel, aşılmaz bir perde koyan O'dur." (Furkân Suresi - 53. Ayet Tefsiri Diyanet İşleri Başkanlığı)
Bu ayette Kuran tatlı ve tuzlu suların karışmaması için aralarına bir perde çekildiğini iddia ediyor. Tamamen yanlış! Tatlı ve tuzlu sular birbirine karışır örneğin Cebelitarık boğazına baktığımızda dışardan karışmıyor gibi görünüyor çünkü suyun üst yüzeyinde (yani bir insanın gözüyle görülen kısmında) bir karışma söz konusu değil ancak suyun altına indiğimizde rahatlıkla birbirine karıştığını söyleyebiliriz.
- Yani demek istediğim bu ayet (Bahsettiğiniz gibi "tefsir ilmi" ile sadece çevrilmemiş ayrıca tefsirlenmiş bir ayet) bir insanın o yıllarda kendi gözlemleriyle suların birbirine karışmadığını sanmasından başka bir şey değildir. Eğer Allah dediğimiz tanrı mükemmel ve her şey hakkında doğru bilgi sahibi olan olsaydı bu kadar basit bir hata yapmazdı.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kur'an, insanlığın hidayeti için gönderilmiş, dünya ve ahiret saadetinin yollarını gösteren ilâhî bir kitaptır. Kur'an’da çok farklı konulara yer verilmekle birlikte asıl üzerinde durduğu konular; başta tevhid ve ahiret olmak üzere iman esasları ve ibadettir.

Kur'an’da yer almış olan kâinat bahsi, varlıkların zikri ise bu temel maksatlara hizmet ve onları ispat içindir.

Kur'an, insanları varlıklar hakkında düşünmeye, tefekkür etmeye davet ederek bu yolla Allah’ın varlığını ve birliğini tahkiki bir surette anlamalarını istemektedir. Bunun için Kuran’da gökler, yıldızlar, yeryüzü, hayvanlar, bitkiler, insan gibi pek çok varlıktan bahsedilmiş; bir taraftan çok uzaklardaki hadiselere, kainatın ilk yaratılış haline, semanın yedi kat halinde düzenlenmesine dikkat çekilirken; diğer taraftan insanın yaratılış evrelerine, ana rahminde üç karanlık bölge içindeki yaratılış keyfiyetine, renklerinin ve seslerinin farklı oluşundaki hikmetlere dikkat çekilmiştir. Çeşitli ayetlerde varlıkların zikrinden sonra, “bunlarda akıl sahipleri için deliller vardır” denilerek onlar üzerinde düşünmemiz istenmiştir.

Kur'an-ı Kerîm’in gönderilmesiyle birlikte, bizzat onu tebliğ eden Peygamber Efendimiz (asm) tarafından başlatılan tefsir hareketi, yaşadığımız asra kadar kesintisiz bir şekilde devam ederek çok güzel meyveler vermiş, binlerce kıymetli eser ortaya çıkmıştır.

Her tefsir, yazarının ve yazıldığı asrın bir aynası olmuş, müfessirin bilgi seviyesini ve düşünce dünyasını gösterdiği gibi, o devirdeki tartışmaları, kültürel hareketleri de yansıtmıştır.

Asrımızda gündeme gelen konuların başında ise bilimsel meseleler yer almaktadır. Pek çok muasır müfessir zamanımızdaki bilimsel gelişmeler ışığında ilgili Kur'an ayetlerini ele alıp tefsir etmeyi doğru bir yöntem olarak telakki edip pek çok ayeti bu gelişmeler ışığında tefsir etmişler, böylece bilimsel tefsirin pek çok örneği ortaya çıkarmışlardır.

Kur'an Allah’ın kelamı, kâinat ve onun içindeki bütün varlıklar da Allah’ın mahlûkudur. Yani ikisi de Allah’ındır. Dolayısıyla, Kur'an’ın haber verdiklerini, kainattaki gerçekler tasdik ettiği gibi, gerçek bilimin verileri de Kur'an’a aykırı düşmez. “Hak hakka zıt düşmez.” sözü bu gerçeği özetlemektedir.

Bunun aksi gibi görülen bir durum söz konusuysa, yani bilimsel verilerle ayetler arasında bir çelişki olduğu zannediliyorsa, bu takdirde ya ilgili ayet yanlış anlaşılmış veya yanlış yorumlanmıştır ya da bilimsel gerçek zannedilen veriler hakikatte öyle değildir.

Dolayısıyla geniş bir araştırma yapmadan; birilerinin evrim iddialarına kanarak, bir başkasının dağların yerin sarsılmasını önlemedeki rolüne dair Kur'an’ın ifadesini yalanlama çabalarına veya birbirleriyle buluşan bazı deniz sularının karışmadığını belirten ayetlerin ifadesini yalanlamasına aldanarak… peşin hükümlerde bulunmak büyük bir talihsizlik olacaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 83
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun