Kur'an'da bildirilen "denizlerin birbirine karışmaması" konusunun bilime aykırı olduğunu söyleyenlere nasıl cevap vermeliyiz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili ayetlerden birinin meali şöyledir:

“Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir berzah/engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler.” (Rahman, 55/19-20)

Öncelikle şunu ifade edelim ki, Kur'an’ın her bir kelamı ve ayetinde üç hüküm sürekli olarak bulunur. Bu üç hükümü kabul etmek noktasında zorunluluk ölçüleri değişir ve itikatta hüküm buna göre şekillenir.

Birinci Hüküm: "Kur'an’ın içindeki kelam ve ayetler gerçekten Allah’ın ayeti ve kelamı mıdır?" diye bir önerme vardır. Burada ihtilaf ve ayrılık söz konusu değildir. Yani bütün tefsir alimleri Kur'an içindeki ayet ve kelamların Allah’ın olduğunda müttefiktir. Burası zaruriyattandır, herkes Kur'an’ın Allah kelamı olduğunu kabul etmek zorundadır. Bu hükümde ihtilaf caiz değil küfürdür.

İkinci Hüküm: Kur'an’ı Allah’ın kelamı olduğunu kabul ettikten sonra ikinci bir hüküm devreye girer. Bu da acaba "Allah’ın bu kelam ve ayette kast ettiği mana ve murat doğru ve hak mı dır?" Yani -haşa- "Allah acaba burada yanılmış olamaz mı?" diye bir soru sorulamaz. Sonsuz ilim sahibi ve hata ve kusurdan münezzeh olan bir Allah’ın yanılması ve batıl bir şey kast etmesi düşünülemez. Allah’ın bu kelamında kast ettiği bütün manalar hak ve doğru demek imanın bir gereğidir.

Üçüncü Hüküm: "Acaba Allah bu ayet ve kelamında hangi manayı kast ediyor?" Şayet bu kelamını başka bir kelamında izah ediyor isei onu kabul etmek zaruridir. Mesela, falanca surenin beşinci ayeti falanca surenin ikinci ayetinde izah ediliyor, o zaman biz bu ayeti kendi keyfimize göre yorumlayamayız, izah edilen ayetteki hüküm ve manayı kabul etmek farz olur. Ya da manası izah gerektirmeyecek kadar açıksa, aynen kabul etmek yine bize farz olur.

Ancak ayetin manası açık değilse, bir başka ayet ve hadiste de izahı yapılmamış ise, işte burada alim ve müfessirler kendi anlayış ve ilmine göre yorum yapabilirler. Tabi yapılan yorum ve tefsirler yine Arapça dil kurallarına ve tefsir usulune uygun olmak şartı ile makbul ve geçerlidir. Yani kimse keyfi olarak tefsir yapamaz. İşte bu kurallar ve usul içinde yapılan bütün birbirine zıt tefsirler caiz olarak kabul edilmiştir. Bir tefsirin diğer tefsire zıt olması günah da sayılmaz. Burada ihtilaf ve farklılık caizdir. Tarihte üç yüz bine yakın farklı tefsirin olması ve hepsinin de makbul alimlerce yazılması konuya ışık tutar. Müfessirlerin ihtilafının sınırları ve ölçüleri bunlardır.

Bu nedenle, başta mealini verdiğimiz ayete de birden çok anlam verilmiştir. Bilinen anlamıyla "iki denizin karışmadığı" anlamı ise bunlardan sadece biridir.

Buna göre, tefsir alimlerinin ayete verilen farklı manalar birer yorumdur. Eğer yapılan yorumlar doğruysa, ayetin manaları içine girer. Bir mucize olur. Eğer yorumlar henüz doğrulanmamışsa, iki ihtimal vardır:

- Ya henüz ilim o seviyeye gelmemiştir. İlimlerin gelişmesiyle bunlar tasdik edilecektir.

- Ya da bu kanaatler, bu yorumları yapanlara aittir. Kur’an ile ilgisi yoktur.

Öyleyse, bir alimin ayetle ilgili bir yorumuna bakarak hemen ayete itiraz etmek, hem ilmi araştırmaya hem de hak ve hakkaniyete uymaz.

Soruya gelince:

Birbirine açılan, fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin bu özelliği, okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. "Yüzey gerilimi" adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, âdeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller. (Richard A. Davis, Principles of Oceanography, Addison-Wesley Publishing Company, Don Mills, Ontario, ss. 92-93)

Elbette ki insanların, fizikten, yüzey geriliminden, okyanus biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu gerçeğin Kur'an'da bildirilmiş olması son derece dikkat çekici bir durumdur.

Ancak bu ve benzeri ayetlerde geçen "iki deniz" ifadesinden neyin kasdedildiği konusunda bir değil bir çok fikir ileri sürülmüştür:

Hasan-ı Basri ve Katade Hazeratına göre Akdeniz ile Basra Körfezi arası kasdedilmiştir... Bunu İmam-ı Taberî rivayet eder... Onlara göre engel dağ, taş, kara veya herhangi bir şey olabilir. Katade'ye göre bir denizin taşarak diğerine boşalmamasıdır.

Said bin Cübeyr ve Abdullah bin Abbas'a göre, göklerdeki deniz ile yerdeki denizdir. İmam-ı Taberî'nin tercihe şayan bulduğu görüş budur. Açıklaması aşağıda Elmalılı tarafından yapılacaktır kısaca.

Elmalılı merhum burada bazı tefsirlerden yaptığımız açıklamaları toplu şekilde izah etmektedir:

Evet iki denizi mercetti (salıverdi). Burada merc müteaddidir, salıverdi demektir. Bu da esas itibariye karıştırmak mânâsına gelirse de, bu ayrı bir kullanmadır. Bu iki deniz hakkında misal olmak üzere çeşitli yorumlar yapılmıştır.

Birincisi, Furkan Sûresi'nde geçen,

 "O, iki denizi birbirine salmıştır. Bu, tatlı ve susuzluğu giderici; şu tuzlu ve acıdır. Ve ikisinin arasına birbirine kavuşmalarına engel olan bir perde koymuştur."(Furkân, 25/53)

âyetine mutabık olmak üzere biri tatlı diğeri acı iki derya denilmiş. Mesela Şap denizine Nil, Basra Körfezi'ne Dicle dökülmüş olduğu gibi, diplerindeki suların birbirlerine kavuşması ile beraber birden bire diğeri ile karışmaksızın bir hayli mesafeleri uzayıp giden büyük sularla temsil edilmiştir. Buradaki iltikâ (karşılaşma) fiilî olarak birbirine temas mânâsına gelmektedir. İltikâ, temas edecek şekilde yakınlık ve komşuluk olarak da yorumlanabilir. Bu, acı denizin altında veya yakınında yer alan su hazineleri şeklindeki düşünceye de uygun olabilir.

İkincisi, her ikisinin suyu da acı olmak üzere bir zamanlar Faris Denizi adı verilen Hint Okyanusu ile Rûm denizi denilen Akdeniz ile temsil edilmiştir ve aralarındaki engel Arabistan yarımadası veya karşılaşmak üzere bulundukları Süveyş engelidir. Buna göre: "O iki deniz, birleşeceklerdir." mânâsına da yorumlanabilir ki, bu da Süveyş kanalının ileride açılacağını göstermektedir.

"İkisinden de inci ve mercan çıkar." (Rahmân, 55/22)

âyeti de bu ikinci mânâya daha yakın bir anlam ifade etmektedir. Zira tatlı sudan inci ve mercan çıkması, biraz tevile dayalıdır.

Üçüncüsü, gök denizi ve arz denizi denilmiştir ki denizlerle, bulutlar veya daha geniş bir mânâ kasdedilmiş olabilir.

Dördüncüsü, yeri etrafından kuşatan dış denizle yerin kıtaları arasındaki iç deniz ki, bu iki deniz birbirine kavuşurlar. Yer, aralarında bir engel halinde kalır, böylece taşıp da o yeri istilâ edemezler.

Beşincisi, "maşrikayn ve mağribeyn" (iki doğu ve iki batı)(Rahman, 55/17) de geçtiği üzere acı, tatlı, iç dış, semavî ve arzî hatta hakikat ve mecaz her iki neviyle deniz de demek olabilir ki en genel anlamı budur. Bu suretle işarî mânâ olarak cismanî (maddi) âlem ile ruhanî (manevî) âlem anlamı da bulunabilir ki, aralarında mevcut olan berzah da hayal ve gölge alemi olmuş olur.

Ayette geçen berzah, esasen iki şey arasında bulunan engel ve ayırıcı sınır demektir. Coğrafya ıstılahında bilindiği gibi iki deniz arasında bulunan karaya denir. Berzah, burada ya bu anlamı ifade etmektedir ya da kudretten herhangi bir sınır mânâsınadır. Aralarında bir berzah bulunduğundan dolayı o iki deniz birbirine geçmezler. O berzahı, o haddi aşıp da diğerinin yerini işgal edecek, özelliğini ortadan kaldıracak bir zulüm ve tecavüz yapmazlar, yapmaya meydan bulmazlar. (Elmalılı Hamdi, Hak Dini, Rahman 19-20. ayetlerin tefsiri)

İlave bilgiler için tıklayınız:

Vakıa Suresi ve Rahamn Suresinde geçen iki deniz hangileridir?
- Rahman Suresi'nde iki suyun karışmadığı ve ikisinden de inci ve mercan çıktığı bildirilir. Tatlı ve tuzlu su hangisidir? İnci ile mercan nereden çıkar?
Tatlı, içilebilir deniz var mıdır?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorumlar

Fereç Hüdür

Bir Ateist siteden aldığım soru ve cevabı
Soru: 20- Tatlı suda inci ve mercan yetiştiği:
Rahman suresi 19-22 ayetleri ile Furkan suresi 53. ayetinde geçen iki denizin birbirine salındığı-karıştırıldığı ama aralarında bir engel olduğunu yazan ayetlerde denizlerden birinin suyunun içilebilen tatlı su olduğu, diğerinin acı ve tuzlu su olduğu yazılıdır. Rahman-22′de her ikisinde de inci ve mercan yetiştirildiğini yazar. Halbuki tatlı suda inci ve mercan yetişmez. Suni olarak inci yetiştirilse bile mercan hiç yetişmez.
Cevap 20 :
Birçok kimse Rahman suresi 19-22 ve Furkan suresi 53 ü konu ederek lehte ve aleyhte sözler sarf etmektedirler. Lehte söz söyleyenler aslanda tatlı sulu deniz ifadesinden büyük nehirleri anlamak gerektiği. Arapların büyük nehirlere deniz dediğini örnek olarak ta Nil nehrinin gösterilebileceğini veya mercanların dünyanın çeşitli yerlerindeki tatlı su denizlerinde yetişebildiğini araştırma neticesinde bulduklarını söylemektedirler. Her nerdeyse mercan yetişen tatlı su denizleri! Hal bu ki Kuran’ın bu tür savunmalara ihtiyacı olmadığı gibi Rahman suresi 19-22 ve Furkan suresi 53 te vurgulanan olayların bu savunmalarla hiçbir ilgisi yoktur. Karşıt olanların Soru 20 de ki iddialarının aynı şekilde Rahman suresi 19-22 de ve Furkan suresi 53 te vurgulanan olaylarla hiçbir ilgisi yoktur. Her iki tarafın yanılgıya düşmelerinin nedeni Rahman suresi 19-22 de ve Furkan suresi 53 te vurgulanan olayları tek bir olaymış gibi anlamalarıdır. Hal bu ki, Rahman suresi 19-22 de anlatılan olayla. Furkan suresi 53 te anlatılan olay, aynı olay olmayıp tamamen bir birlerinden bağımsız iki ayrı olaydır. Şöyle ki:
a) 55 Rahman Suresi 19 – 20 – 22 ayetleri. Mealen:
- İki denizi salıverdi, birbirine kavuşuyorlar, 55/19
- Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar. 55/20
- İkisinden de inci ve mercan çıkar. 55/22

Yukarıda meali yazılı ayetlerde görüldüğü gibi, anlatılan olayda bahsi geçen denizlerden herhangi birinin tatlı sudan oluştuğu belirtilmemiştir. Dolayısıyla burada bahsi geçen her iki deniz tuzlu olup buna rağmen bir birlerine karışmamaktadırlar. Dünyanın çeşitli boğazlarında bu şekilde birbirlerine karışmayan deniz çiftleri yakın zamanda keşfedildi. En Meşhurları kaptan Kusto’nun Cebelitarık boğazında keşfettiği konumdur. Burada bir birlerine karışmayan Akdeniz ile Atlas Okyanusudur. Bu denizlerin tuzlu olduğu inci ve mercan ihtiva ettiği tartışma konusu değildir. Zaten mercandan bahsedilmesi bu şekilde bir birlerine karışmayan sıvı denizlerin her ikisinin tuzlu olduğu manasına da gelmektedir. Tatlı Suda Mercan yetişmez diyerek, san ki Kuran’da tatlı suda Mercan yetişir denmiş gibi Kuran’a itiraz edenler. 55 Rahman Suresi 19 20 – 22 ayetlerinin tatlı suyla bir ilgisinin olmadığını görmüyorlar mı? Yaptıkları çeliş ki iddiasının kuran ile bir ilgisi yoktur.

b)- 25 Furkan Suresi 53 te belirtilen olay benim bildiğim kadarıyla şimdiye kadar Medya’da Kuran ile ilişkili olarak benim anladığım şekilde konu edilmemiştir. Kuran’dan mealen:
- O, iki denizi birbirine salmıştır. Bu tatlı, susuzluğu giderici; bu tuzlu ve acıdır. Ve ikisinin arasına birbirine kavuşmalarına engel olan bir perde koymuştur (hiç birbirine kavuşmazlar). 25/53
Baktığım bütün mealler aşağı yukarı bu şekildedir. Bu şekilde meal noksan olup 25 Furkan Suresi 53 suresini karşılamamaktadır. Öyle görülüyor ki mealleri yazanlar «ve hıcren mahcûran » kavramını konuyla ilgili olarak meallendirmemektedirler.. Hal bu ki konuda anlatılanı tam olarak anlamak için «ve hıcren mahcûran» un ne manaya geldiğinin bilinmesi şarttır. Hıcren : Taş ve Mahcûran: Karantina demektir. Birlikte mealendir ir isek « hıcren mahcûran» Taşlaşan, donmuş sert ile Karantinaya alan kuşatan manalarını anlayabiliriz. Şimdi bu iki kavramı 25 Furkan Suresi 53 geçen , İki Deniz, Tuzlu ve Tatlı kavramlarıyla birlikte ele alalım. Ayette öyle bir olaydan bahsediyor ki, iki deniz bir arada olacak biri tuzlu, diğeri tatlı biri taşmışçasına sert diğeri de onu kuşatmış olacak. Bu şekilde bir olay dünyada ancak kutuplarda oluşmaktadır. Özellikle Güney kutbunda yüzen buzullar deniziyle, onları kuşatıp içinde barındıran tuzlu deniz tam olarak bu olayı karşılamaktadır. Bu buzullar öylesine büyük ki, Örneğin: “. Bir zamanlar “ulaşılamaz” diye adlandırılan kutup noktasında buzun kalınlığı 4.335 m’yi bulur. Bu buz kütlesi 24 milyon km³'lük hacmi ile yeryüzündeki bütün buzların yüzde 92’sini oluşturmaktadır. Kıyılarından kopan 350-600 m kalınlığındaki buz parçaları günde 1-3 m hızla ilerler ve birbiri üstüne yığılır. Bu tür yüzen yığınlardan biri olan Ross Buzlası 540.000 km'yi bulan alanıyla neredeyse Fransa büyüklüğündedir. Gelgit olayının buzladan kopardığı büyük parçalar yüzerek çevreye dağılır. Bu tür buzdağları arasında 20.000 km² büyüklüğe ulaşanlar olur.” (Alıntı. http://tr.wikipedia.org/wiki/Antartika )
Görüldüğü gibi yalnız Ross Buzlası bir ülke büyüklüğünde buz denizi halinde tatlı sudan oluşmuş ve Tuzlu Deniz tarafından kuşatılmaktadır. Bu şekilde ki oluşumlara özellikle güney kutbunda karşılaşmak gayet doğaldır. Ve şu kesindir ki, Kuran’ın indiği dönemde yeryüzünde herhangi bir insanın Güney Kutbunu veya Güney Kutbundaki bu oluşumu görmüş olmasına ihtimal verilemez. Güney kutbu insanlar tarafından ancak 1840 ta keşfedilmiştir.
Fereç Hüdür

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR