Asr-ı saadet'ten beri hangi kavim helak oldu?

Tarih: 27.02.2016 - 01:36 | Güncelleme:

Soru Detayı

- 47/10 ayetine göre kafirlerin, müşriklerin eski kavimler gibi helak olacağı yazıyor. Ama şöyle bir soru var:
- Asrı saadetten beri hangi kavim helak oldu? Bu kafamı karıştırdı. Peygamber efendimiz rahmet peygamberi ve peygamberimiz hayattayken o kafirleri Allah’ın helak etmeyeceğine dair ayet var asrı saadetten beri hangi kavim nasıl helak olmuş hiç bilmiyorum. Bizans, Roma germen krallığı vs bunlar gibi helak olmayan çok kavim var, bu hata değil mi?
- neye inanacağımı şaşırdım Tevrat Zebur ve incilin hali malum hatalar tenakuzlar saçmalıklar ....
- Malumunuz. Kuran’da böyleyse neye inanacağız. Ya bunların hepsi yalan dolan mı hikaye mi yaşadıklarım rüya mı yoksa doğaüstü varlıklar bizi kontrol etmek için veya eğlenmek için mi bu dinleri icat ettiler.
- Yavaş yavaş inancım azalıyor boşluğa düştüm. Bunun gibi kafamda çok soru var Kuran’ı ne zaman açsam gözüme bir şeyler batıyor.
- Kuran’ı tezatlı hatalı görmeye başladım, işin feci yanı da bu cevapları verecek kimseleri bulamıyorum..

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili ayetin meali şöyledir:

“Peki onlar dünyada hiç dolaşmadılar mı ki, daha önce yaşamış nesillerin akıbetlerinin nasıl olduğuna baksınlar: Allah onları yerle bir etti. Benzeri iş yapan kâfirleri de benzeri akıbetler beklemektedir.” (Muhammed, 47/10)

Bu ayette yer alan müşriklerin helak olması meselesini, soru çerçevesinde birkaç madde halinde açıklayacağız:

a) Kur’an’ın herhangi bir ayetinde müşriklerin helak olmayacaklarına dair bir bilgi yoktur. Bu konuda bilinen ilgili ayetin meali şöyledir:

“Halbuki sen onların aralarında bulunduğun müddetçe Allah onları azaba uğratmaz; eğer onlar istiğfar ederlerse Allah bu takdirde de onlara azab etmez.” (Enfal, 8/33)

Bu ayetten önceki ayette Mekke müşrikleri büyük bir küstahlıkta bulunmuş ve “... 'Ya Rabbî, eğer bu Kur’ân senin tarafından gelmiş hak bir kitap ise, hemen üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize acı bir azap ver!' demişlerdi.” (Enfal, 8/32) Bunun üzerine onların niçin helak edilmediklerini beyan etmiş ve bunun iki nedenine işaret etmiştir:

Birincisi: Hz. Peygamber (asm)'in onların arasında ikamet etmiş olması..

İkincisi ise, onların ve belki de kıyamete kadar gelen insanların küfür ve günahlardan dönüp iman ve istiğfar etmeleri..

- Bu iki vesileden bir olan Hz. Peygamber (asm)'in Mekke’den hicret etmek suretiyle onların aralarından çıkanca onların ölümleri, hezimetleri de peş peşe gelmiştir.

Müşriklerin en büyük çınarları/saygın adamları Bedir savaşında helak olmuşlar.

Hendek savaşında Allah’ın askerlerinden şiddetli rüzgâr müşrikleri hezimete uğratmış ve rezil bir şekilde kaçmaya mecbur etmiştir. Daha sonra, Mekke’nin fethiyle müşrikler İslam peygamberine boyun eğmek zorunda kalmışlar.

Aynı günlerde Huneyn savaşında da Sakif keferelerinin bir kısmı helak olurken, diğerleri de teslim olmak zorunda kalmışlar. Ve kısa bir süre sonra Hicaz bölgesi baştanbaşa İslam’a  dehalet etmiştir.

Asıl konumuz olan “... Benzeri iş yapan kâfirleri de benzeri akıbetler beklemektedir.” (Muhammed, 47/10) mealindeki ayetin ifadesinde yer alan eski kâfirlerin başına gelen “benzeri akıbet”ten maksat, tamamen yok olmak değil, kötü son, hezimet, perişan durun demektir. (bk. İbn Aşur, ilgili uyer) Bu sebeple, müşriklerin tamamen yok olmamaları bu tehdidin tahakkuk etmediğini göstermez.

Nitekim, İmam Taberi de bu ayeti şöyle yorumlamıştır:

“Hz. Peygamber onların aralarında bulunduğu sürece Mekke müşriklerini cezalandırmamıştır. O hicret edip çıktıktan sonra ve istiğfar eden müminler de orayı terk ettikten sonra hemen Bedir’de onların cezalarını vermiştir.” (Taberi, ilgili ayetin tefsiri)

b) “Asr-ı saadetten şimdiye kadar hangi kaviler helak oldu?” sorusunun cevabı şöyledir:

Yukarıda açıkladığımız gibi, Bedir’de, Handek’te, Huneyn’de, Mekke fethindeki kâfirlerin ölümleri ve hezimete uğramaları, bunu canlı birer örneğidir.

- Asr-ı saadet'ten şimdiye kadar belki bin defa kâfirlerin, hatta fasık müminlerin başlarına belalar, felaketler gelmiştir. Nice savaşlar, nice depremler, nice tsunamiler, nice hortumlar ve daha nice musibetler gelmiştir.

Bununla beraber, eski kavimlerin hiç bir fert kalmamak üzere helak olduklarını söylemek zordur. Büyük çoğunluk helak olunca, “tağlib sanatı” doğrultusunda, “hepsi helak oldu” denilebilir.

c) Daha önce mucizeye inanmadıkları için helak olan kavimler genellikle toptan iman etmeyen kimselerdi ve ceza geldiği zaman da hepsi helak edildi.

Halbuki, Mekke müşriklerinin inkâr ettikleri mucizeler, örneğin Ay’ın yarılması mucizesi, hicretten beş yıl önce; peygamberliğin 9. yılında olmuştur. O güne kadar yüzlerce insan iman etmiştir. Bu sebeple, eski kavimlerde olduğu gibi,  Mekke müşriklerinin hepsinin toptan helak olması diye bir şey söz konusu olmaz.

Ancak -yukarıda da değindiğimiz gibi- Kur’an’da müşriklerin helak olmamaları için ortaya koyduğu iki sebep vardır. Bunlardan biri: Hz. Muhammed (asm)’in aralarında olduğu süre. İkincisi, onların tövbe istiğfar ettikleri süre..

Bu iki sebepten biri veya her ikisi devam ettiği sürece bu “toptan helak” olmayacağına dair ilahî bir söz vardır. Bu da Mekke müşriklerine hususi bir statü tanımak anlamına gelir.

d) Edebiyatta, bir benzetmede benzetilen ve kendisine benzetilen arasında her yönden tam bir benzerlik olması gerekmez. Örneğin, bir adama “Sen aslan gibisin.” dediğimiz bu adamın her yönden aslan gibi olduğunu demek istemiyoruz. Çünkü adam şeklen aslana benzemez. Onun gibi kükremez. Onun gibi yırtıcı değildir. vs. vs.. Bu benzerlik yalnız cesaret için geçerlidir. Üstelik bu da tam değil, belki de yüzde biri kadardır. Bununla beraber, bu benzetmenin doğru olmadığını söyleyemeyiz.  

Demek ki, Kur’an’ın bu ümmetin kâfirlerini eski kâfirlerin başına gelenlerle tehdit ederken, bunların da onlar gibi kökten kazınacaklarını söylemek istememiştir. Belki ilahi hikmetin ön gördüğü cezayı göreceklerine işaret etmiştir.

Hülasa eski kavimlere gelen türlü türlü belalar, onlar tarafından Allah ile irtibatı kurulmadığı gibi, İslam ümmetine mensup insanlar, özellikle de inkârcılar tarafından bu irtibat kurulamamış ve gelen ilahî uyarılar ve cezalar, tesadüfe havale edilmiştir.

Son olarak şunu söylemeliyiz ki, Kur’an’ın bir ifadesine aklımız ermediği zaman, hemen şeytana oyuncak olup şüpheye düşmeyelim; bu samimi bir Müslümana yakışmaz...

En başta gelen görevimiz, Kur’an’ın Allah’ın sözü olup olmadığını araştırmalıyız.  Belagat ve fesahati ile, gaybi haberleriyle, ilmin tasdik ettiği kevni ayetleriyle ve nihayet kırk yönden Allah’ın sözü olduğunu gösteren mucizeleriyle ortada olan bu eşsiz kitabın Allah’ın kelamı olduğuna iman ettikten sonra, bilmediğimiz konulardan ötürü artık imanımız sarsılmaz. Çünkü, Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğuna kesin iman eden bir kimse, Allah’ın söylediği her sözün doğru olduğuna da iman eder.. O zaman, Kur’an ve İslam’la ilgili bir problem gördüğü zaman, şüpheye düşmez, bilakis, “benim aklım buna ermeyebilir, benim bilgim buna yetmeyebilir” der rahat eder.

Bu sarsılmaz imanı samimi olarak elde etmek isteyen kardeşlerimize, tereddüt etmeden Risale-i Nur'u okumalarını tavsiye edebiliriz. Eğer bu Sitemizde Allah’ın yardımıyla her soruya cevap veriliyorsa, bunun bir sebebi, Kitap ve Sünnetten sonra en büyük kaynaklardan biri olan Risale-i Nur sayesindedir... 

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun