Müşriklerin istediği mucizeler verilmediyse, diğer mucizeler nasıl açıklanabilir?

Tarih: 09.02.2016 - 12:24 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Daha önce ilgili sorularda İsra suresinin 59 ve 60. ayetlerinin Elmalılı Hamdi Yazır tefsiri nakledilmiş. Tefsirde ayetlerde geçen mucizenin ayat-ı mukteraha olduğu ve Kureyş müşriklerinin de mucize isteklerinin dinden çıkmaları durumunda önceki kavimler gibi yok olmalarına sebep olacağından yerine getirilmediği belirtilmiş.
- Tefsirin devamında bu ayetin bazı kesimlerin kendilerine Peygamber Efendimiz (s.a.v)'e Kur'an-ı Kerim harici mucize verilmediğine dair delil edinmelerinin yanlış olduğu detaylıca açıklanmış. Benim buradaki sorum ise şudur:
- Ayetle sabit olan ayın yarılması, miraç hadisesi ve diğer sahih kaynaklardan edindiğimiz, efendimiz (s.a.v)'e verilen hissi (duyusal) mucizeler de bu türden (ayat-ı mukteraha) mucizelerden değil midir?
- Eğer öyle ise İsra Suresi 59 ve 60. ayetlerde belirtilen mucize gönderilmemesinin nedeni bahsettiğim diğer mucizelerde de geçerli değil midir?
- Eğer bu mucizelerin reddi o kavmin helak olmasına sebep olmayacaksa bu kanıya nasıl varırız ve bu mucizeleri İsra Suresi'nin ilgili ayetlerinin tefsiri ışığında nasıl yorumlamalıyız?
- Sonuçta ayın yarılması da olağanüstü bir şeydir.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili ayetlerin meali şöyledir:

“Onların istedikleri mucizeleri göndermeyişimizin sebebi, daha öncekilerin de bunları yalanlamış olmalarıdır. Nitekim Semud kavmine hakikati apaçık gösteren bir mucize olarak deveyi vermiştik de onlar bu yüzden zulmetmişlerdi. Halbuki biz mucizeleri ancak korkutmak için göndeririz."

"Unutma ki vaktiyle sana: ‘Rabbin insanları ilim ve kudretiyle kuşatmıştır.’ demiştik. Gerek (miraçta) sana gösterdiğimiz manzaraları, gerek Kur’ân’da lânetlenen ve cehennemin dibinde biten o zakkum ağacını, sırf insanları deneme vesilesi kıldık. Biz onları korkutuyoruz da bu, onların azgınlığını artırmaktan başka bir işe yaramıyor.” (İsra, 17/59-60)

Bu konuyu birkaç madde halinde açıklamaya çalışacağız:

1) Ayette yer alan “Onların istedikleri mucizeleri göndermeyişimizin sebebi, daha öncekilerin de bunları yalanlamış olmalarıdır.” mealindeki ifadesi, insanlara şu dersi vermeye yöneliktir:  

Bu müşriklerle eski kâfirler arasında hiçbir fark yoktur. Onlara istedikleri mucizeler göstermemize rağmen iman etmediler, hatta daha da azdılar. Şimdi bunların istedikleri mucizeleri kendilerine göstersek, bunlar da iman etmezler..

Bu ifadede, bundan böyle bir mucize gösterilmeyeceğine dair herhangi bir açıklama yoktur. Açıklanan husus sadece o anda önerilen mucizelerle ilgilidir.

2) Dikkat edilirse, bu her iki ayette de “müşriklerin istediği mucizelerin verilmemesiyle” ilgili vurgulanan husus: “eskilerin mucizeleri görmelerine rağmen iman etmemiş olduklarıdır.”

Semud kavminin zalimliğinden söz edilmesi, onların helak edildiğine dair bir işaret sayılsa da bu ayetlerde “Mucizelere inanmayanları helak ettik; bu kural sizin için de geçerlidir, onun için istediğiniz mucizeleri size göstermiyoruz.” manasına gelen bir açıklama yoktur. Müfessirlerin “mucizelere inanmama ile helak olma” arasındaki ilişkiye dikkat çekmeleri, bu ayetlerin dışındaki bazı ayetlerin ve hadislerin ifadelerinden aldıkları bilgilere dayanır.

3) O halde bu ayetlerin zikrinde başka maksatları aramak gerekir. Öyle görünüyor ki, bu ayette şu maksatlar için sevk edilmiştir:

a) İnsanlar müşriklerin iman etmemelerini, istedikleri mucizelerin gösterilmemesine bağlıyorlardı. Allah bu ayette, her şeyi kuşatan ezeli ilmini nazara vermiş ve -mucizeler verilse bile- bu müşriklerin de o eski kâfirler gibi iman etmeyeceklerini çok iyi bildiğini vurgulamıştır.

Bu gerçeği öğrenenler, artık müşriklerin iman edip etmemeleri mutlaka mucizeler görmelerine bağlı olmadığını anladılar. Nitekim,

“(Kendi tercihleriyle kâfir olarak ölüp cehenneme gideceklerine dair) haklarında Rabbinin hükmü kesinleşmiş olanlar, her türlü mucize de önlerine gelse,  o gayet acı azabı görmedikçe iman etmezler.” (Yunus, 10/96-97)

mealindeki ayetlerde de bu gerçeğin altı çizilmiştir.

b) Özellikle insanların imana gelmelerini çok arzu eden rahmet peygamberi, belki de müşriklerin iman etmeleri için önerilen mucizelerin verilmesini temenni ediyor ve müşriklerin,  önerilen mucizelerin gösterilmemesinden hareketle kendisinin -haşa- yalancı olduğu zannına kapılmalarından endişe ediyordu.

İşte bu ayetlerde, Hz. Peygambere (asm) güçlü bir teselli verilmiş; mucize göstermek, iman etmek için olmazsa olmaz şartı veya yeterli bir olgu olmadığına vurgu yapılmıştır.

c) Bununla beraber, şeytanın telkinlerine kapılarak “mucizenin gösterilmemesinden ötürü” vesveselere maruz kalan müminlerin kalpleri de bu ayetlerle teskin ve tesbit edilmiştir/imanda sabit kılınmıştır.

- Burada -mucize görüp de iman etmeyenlerden- özellikle Semud kavminin örnek verilmesi, Mekke halkı tarafından bu kavmin helak edilmesinin meşhur bir olay olarak bilindiği içindir.

Araplar, Özellikle Mekkeliler, Mekke’den Şam’a giderken onların harabelerini hep görüyorlardı. Ayette bu gözle gördükleri helak edilmiş kavim ve harap edilmiş kasabalar örneği, onların gözlerine sokulmuştur. (Krş. İbn Aşur, ilgili yetin tefsiri)

4) “Gösterilen mucizelere rağmen iman etmeyenlerin toptan helak olmaları” prensibi ortada iken Hz. Peygamber (asm)'in mucize göstermesinin açıklaması şöyle yapılabilir:

a) Kavimlerin toptan helak olma prensibi, bir yönüyle Mekke müşrikleri için tam olarak uygulanmayacağına dair Allah’ın açık beyanı vardır. Kur’an’da müşriklerin helak olmamaları için iki sebep gösterilmiştir:

Hz. Muhammed’in aralarında olduğu süre. Onların tövbe istiğfar ettikleri süre.. Bu iki sebepten biri veya her ikisi devam ettiği sürece bu “toptan helak” prensibinin uygulanmayacağına dair ilahî bir söz vardır. Şöyle ki:

Mekke müşrikleri büyük bir küstahlıkta bulunmuş ve “Ya Rabbî, eğer bu Kur’ân senin tarafından gelmiş hak bir kitap ise, hemen üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize acı bir azap ver!” demişlerdi.” (Enfal, 8/32)

Bunun üzerine Allah, (Son peygamber Hz. Muhammed (asm)’in, bir de ümmetlerin sonuncusu olan İslam ümmetinin gelecek mümin nesillerinin yüzü suyu hürmetine) bunları helak etmeyeceğini bildirmiştir:

“Sen onların aralarında bulunduğun müddetçe Allah onları azaba uğratmaz; eğer onlar istiğfar ederlerse Allah bu takdirde de onlara azap etmez.” (Enfal, 8/33)

Buna göre Mekke’de gösterilen mucizelere rağmen iman etmeyen müşrikler, Hz. Muhammedin aralarında/Mekke’de bulunduğu sürece onlara ceza verilmemiştir.

Fakat o hicret edip Mekke’den çıktıktan sonra ve istiğfar eden müminler de orayı terk ettikten sonra, Bedir’de onların cezaları verilmiştir. (bk.Taberi, ilgili ayetin tefsiri)

b) Bu ayette yer alan “mucizenin gönderilmemesiyle ilgili helak olmak prensibi”, yalnız  o anda önerilen mucizeyle ilgili olması mümkündür.

Nitekim, görebildiğimiz bütün kaynaklarda, bu ayetin nüzul sebebi, müşriklerin Hz. Peygamberden daha önceki peygamberlerin gösterdiği türden bir mucize olarak, örneğin Safa tepesini altından bir külçeye çevirmesini, dağları giderip yerine ziraat ekmeye uygun verimli tarlalara döndürmesini istemişlerdir.

Ancak, gösterilecek bu mucizeye iman etmemeleri durumunda bunların da daha önceki ümmetler gibi helak edileceğini öğrenen Hz. Peygamber (asm), bunu istememiştir. Çünkü o, müşriklerin bir kısmının mümin olacaklarını ve onların nesillerinden iman edecek olanların geleceğini -Allah’ın izniyle- düşünmüş ve onların hatırı için bunların helak olmalarını istememiştir.

Bundan daha önemlisi, Allah bu müşriklerin bir kısmının imana geleceklerini ve o müşriklerin soyundan gelen bir çok insanın mümin olacağını bildiği için, onları toptan yok edecek bir sünnetullaha maruz kalmalarına fırsat vermemiştir. (bk. Taberi, Razî, Beydavî, Nesefî, Kurtubî, İbn Kesir, Şevkânî,  el-Merağî, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

Demek ki bu ayette Hz. Muhammed (asm)’e mucize verilmediği/verilmeyeceği değil, önerdikleri tarzda bir mucizenin verilmeyeceği bildirilmiştir.  Çünkü önerilen bu mucize verildiği halde inanmamaları durumunda helak olacaklar... 

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun