İsra suresi 59. ayet, müşrikler ayın yarılmasını istediklerinde nazil olması gerekmez miydi?

Tarih: 15.05.2018 - 00:15 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Bununla ilgili sitenizdeki cevapların hepsini okudum. Kahır mucizeleriyle Şakkı kamer mucizesi arasında nitelik olarak farklar var mı?
- Müşriklerin istiğfar süresi ve Hz. Peygamber (a.s.v) aralarında bulundukça Allah helak etmeyeceğini bildirmiş bunu biliyorum, fakat bu helaka meydan vermemek için Safa tepesinin altın olması gibi mucizelerin talep edilmesinden önce değil de Şakkı kamer mucizesinden önce bu ayetin nazil olması sizce gerekmez miydi, tabi bu mucizenin kahır mucizesinden ayrılan yönleri yok ise.
- Bunu şunun için soruyorum, Allah sünnetinde değişiklik olmayacağını söylüyor böyle olunca sünnetinde tebdil olmuş olmuyor mu?
- Özetle şunu derim; Allah sünnetinin değişmeyeceğini beyan ediyor, kahır mucizesi vaki olduktan sonra inkarcı kavmi değişmez sünneti olarak topyekûn yok ediyor, Şakkı kamer bu mucizelerden farksız ise Allah -haşa- kendisiyle çelişmiş olmaz mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Önce şunu belirtmek gerekir ki, tefsir kaynaklarında geçen “kahir mucize = kahredici mucize” anlamındaki ifadeler,  “sonunda kavimleri kahreden, helak olmalarına sebep olan mucize” anlamında değil, “Şiddetle aciz bırakan, ilzam eden, susturan, karşı konulmaz bir şekilde ortaya çıkan” anlamındadır.

Çünkü, kahretmek için mucizenin gösterilmesi demek, komplonun kurulması demektir. Elbette Allah bundan münezzehtir.

İlgili ayetin nüzul sebebi olarak gösterilen rivayetlerin farklılığı da bu rivayetlerin kesin olmadığını göstermektedir. Genellikle, ayetin ifadesiyle uyumlu olan değişik rivayetler, gerçek nüzul sebebini değil, anlam bakımından bu yakın ilişkiyi seslendirmiştir.

- Nitekim, tefsir kaynaklarında, müşrikler tarafından önerilen değişik hususların hepsi neredeyse, söz konusu ayetin nüzul sebebi olarak gösterilmiştir. Örneğin;

a)  “Dediler ki; bize yerden bir pınar akıtmadıkça sana inanacak değiliz.” (İsra, 17/90)

b) “Dediler ki; sen daha önce gelen peygamberlerden söz ediyor ve onlardan bazılarına rüzgârın müsahhar olduğu, bazılarının ölüleri dirilttiğini söylüyorsun. Sen de öyle bir mucize göster de görelim.” (Razi, ilgili ayet, Said b. Cübeyr’in rivayeti)

c) "Dediler ki; bize Safa tepesini altın yapmadığın ve şu dağları yerinden kaydırıp düz bir arazi haline getirmediğin sürece sana iman etmeyiz." (Kurtubi, ilgili yer).

d) “Kavmini uyarmasını” (Şuara, 26/214) emreden ayet indiğinde Hz. Peygamber (asm) Safa tepesine çıkıp Kureyşlilere çağrıda bulundu, onlar toplanınca da onları imana davet edip uyardı. Bunun üzerine Kureyşliler dediler ki:

“Sen peygamber olduğu iddia ediyorsun ve senden önce gelen Süleyman peygambere rüzgârın ve dağların; Musa peygambere denizin müsahhar olduğu, İsa peygamberin ölüleri dirilttiğini söylüyorsun. Öyleyse, sen de Allah’a yalvar ki, şu dağları bizden yürütüp götürsün ve yerden de bize ırmaklar akıtsın, taki o suyla oralarda (tarlalar haline gelmiş dağların yerinde) ekin ekip biçelim ve yiyelim. Ya da ‘Allah’a dua et ki, ölülerimizi diriltsin de onlarla konuşalım. Yahut şu anda üzerinde oturduğu kayalığı / taşı altın yapsın, biz de onu işleyip (zengin olalım ki) kış ve yaz seferlerinden kurtulalım.” (İbn Kesir, ilgili ayer)

- Allah’ın karşı konulmaz / kahredici mucizeleri göndermemesinin hikmeti, bu ümmetin helak olmaktan kurtulmasıdır:

a) Allah’ın, çok açık ve ikna edici / kahredici mucizeleri göstermesine rağmen isyan etmekte ısrar eden kavimleri helak etmesi, değişmez bir “ilahi sünnet” olarak yürürlüğe girmiştir.

b) Hz. İsa’nın havarileri, gökten kendilerine mucizevi bir şekilde bir nimet sofrasının indirilmesini istedikleri zaman, “Allah dedi ki; ben o sofrayı size indireceğim, ama ondan sonra kim kafir olursa, onu hiç kimseyi çarptırmadığım bir azaba çarptırırım.” (Maide, 5/115)

Bu ayette de Allah’ın itiraz edilmez bir mucizeyi gösterdikten sonra, insanların yine de küfürde ısrar etmeleri durumunda onları helak edeceğine dair “ilahi sünnetin” altı çizilmiştir.

c) İsra suresi, 59. ayette ifade edilen hususların özet şudur:

Allah, ezeli ilmiyle İslam ümmetinin çoğalacağını, kendisine ibadet edecek pek çok insanların dünyaya geleceğini bildiği için, kıyamete kadar devam edecek bir dinin mensupları olan bu ümmetin toptan helak olmasına sebep olacak sebepleri yaratmamıştır.

Bu cümleden olarak, müşriklerin istediği o kahredici/karşı konulmaz mucizeleri vermemiştir. Çünkü, “gökten sofranın inmesi” gibi mucizeliğine itiraz edilmez açıklıktaki ayetlerin gelmesi durumunda, inkârcılar yine de iman etmezlerse, değişmez “Sünnetüllah” olan yok etmek mukadder olacaktı.

Sonsuz merhamet sahibi Allah, sevgili peygamberinin üzülmemesi için de bu mucizeleri göstermemesinin gerekçesini çok açık bir şekilde ifade buyurmuştur:

“Onların istedikleri mucizeleri göndermeyişimizin sebebi, daha öncekilerin de bunları yalanlamış olmalarıdır. Nitekim Semud kavmine hakikati apaçık gösteren bir mucize olarak deveyi vermiştik de onlar bu yüzden zulmetmişlerdi. Halbuki biz mucizeleri ancak korkutmak için göndeririz.” (İsra, 17/59)

Bu açıdan bakıldığında, ayın yarılması mucizesi ile safa tepesinin altın olması arasında bir fark yoktur. İkisi de karşı konulmaz mucizelerdir.

- Şu da önemli bir noktadır ki; Allah, değişmez bir prensip edinmişse, onun Kuran’da anlatsın anlatmasın fark etmez. Buna göre, İsra suresi 59. ayeti ne zaman inmiş olursa olsun, Allah’ın ilminde var olan bu “değişmez helak” prensibi her zaman geçerlidir.

İlgili prensibi ayet olarak zikretmesi ise, Allah’ın sonsuz hikmetine bağlıdır, fakat hiç bir zaman bir çelişki değildir..

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun