Allah kelimesi eski Orta Doğu mitolojisindeki "el-ilah", "el-lath" isminden gelmektedir, iddiasına ne dersiniz?

Soru Detayı

- Bir ateistle yaptığım tartışmada şunları söyledi, siz bu iddialara cevap verebilir misiniz?

- Allah kelimesi eski Orta Doğu mitolojisinde "el-ilah", "el-lath" olarak tasvir edilen tanrıçanın ruh eşinden gelmektedir. Sizin tanrınız eski pagan inançlarının yarım bir şekilde alınmasında başka bir şey değildir. Dininizin sadece eril yönü var, bahsettiğim "el-lath" ya da "el-ilah" ise bütün dünya mitolojilerinde farklı isimlerle de olsa var (Zeus, Odin, Cernunnos...). Bunların hepsi aynı ruhu, aynı tanrıyı sembol eder. Eğer bütün kültürleri incelediğinde hepsinde bir yaşam ağacı figürü görmezsen ben de bir şey bilmiyorum.

- Neden hepsinde aynı figür? Neden hepsinde sadece adı farklı olan aynı ruhları temsil eden tanrılar var?

- Kadim inançlar neden din uğruna savaşmıyordu? Neden hoşgörülüydüler?

- Kızılderililerde bulunan bilgelik şu çağda bile yoktur. Yaşam ağacının bir düzeni ve dengesi vardır. Bu Çin'de Yin-Yang, İran'da Ahura Mazda ve Ehrimen Batı'da Tanrı ve Tanrıça'dır.

- Doğa'da her şeyin bitkilerin ve hayvanların da ruhu olduğuna inanıp onlara saygı duyan bir anlayış mı yoksa yaratılan her şeyin insanın hizmetine sunulduğunu iddia eden bir anlayış mı sana göre daha doğrudur?..

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Bu ateistin Allah ile ilgili söylediği şeyler, İslam dininin ne kadar doğru olduğunu göstermektedir. Çünkü, o, eskiden beri Doğu'da-Batı'da dünyanın her tarafında dinlerin var olduğunu, insanların değişik adlarla andıkları tanrılara ibadet edildiğini söylüyor.

Peki İslam ne diyor? İslam diyor ki, ilk insan Hz. Âdem aynı zamanda ilk peygamber idi. Allah insanları yarattığı andan itibaren kendisine ibadet etmelerini istemiş ve bunun için akıl, vicdan verdiği gibi, rehber olan elçiler de göndermiştir.

İşte bütün dünya çapında değişik toplumlarda görülen Allah’ın farklı adları ve değişik ibadet şekillerinin hepsi de İslam dininin / Kur’an’ın bu söylediklerini doğrulamaktadır.

Demek ki, gerçekten din insanlıkla başlamıştır. Demek ki, gerçekten insanlar her zaman vicdanlarında bir tanrıya tapmak ihtiyacını hissetmişlerdir. Ama doğru ama yanlış, mutlaka bir ibadet şeklini, bir tanrı tasavvurunu vicdanlarının ta derinliklerinde duymuş ve bunu dışa yansıtmaya çalışmışlardır.

- Bu sebeple, ağaca, bitkiye tapan da güneşe, ateşe tapan da aya yıldıza tapan da hülasa her türlü puta, toteme tapanlar da Kur’an’ın “Din insanın yaratılışında var olan bir hakikattir. Allah insanları yaratırken onların kalplerini kendine çevirmek için vicdanların bir ibadet ve tapma duygusunu yarattığına” dair beyanlarının güneş gibi bir gerçek olduğunun göstergesidir. Çünkü, bazı zamanlarda insanlar peygamberlerin getirdiği hakiki tevhit (Allah’ın birliği) inancını kaybedince, bu vicdani duygularını korsan yollardan tatmin etmeye başlamışlardır.

- Hatta diyebiliriz ki, ateistlerin bu sapık düşüncelerinin altında yatan anlayış dahi, Kur’an’ın “Din insan için doğuştan vardır.” şeklindeki hükmünü tasdik etmektedir. Çünkü, bunlar da “tanrıtanımazlığı” bir din haline getirmişler. Bu uğurda çaba sarf ediyorlar.

Hatta İslam ve diğer semavi dinlere karşı çıkmaları da kendi düşünceleri istikametinde oluşturdukları saçmalığı bir din fenomeni olarak hissetmelerinin bir sonucudur. Çünkü insan vicdanında din ile kuvvetli bir duygu vardır. Bu duygu doğru olarak algılanıp tatmin edilmezse, pek çok yan etkileri olacaktır. Putlara tapmak bir yan etki olduğu gibi, hiçbir şeye tapmamak da bir yan etkidir. Çünkü, aslında vicdan her şeyi yaratabilen sonsuz ilim ve kudret sahibi bir tanrıya tapmak ister. Bunu bulamayanların bir kısmı (ateistler gibi), Allah’tan başka şeylere tapmaya tenezzül etmediklerinden, Allah’ı da akıllarına sığdıramadıkları için “tanrıtanımazlık” ideolojisini bir kurtuluş reçetesi olarak görmüşler.

- “Dininizin yalnız eril yönü var.” sözü ayrı bir cehaletin ürünüdür. Kur’an’da “Nisa, Mücadele, Mümtahine” sureleri gibi bazı surelerin bizzat kadınlara mahsus olarak adlandırılması, erkeklere ait hiçbir surenin yer almaması, İslam dininin kadınlar için “pozitif ayrımcılık” yaptığının göstergesidir.

- Genel olarak Kur’an dilinin eril olduğu doğrudur. Fakat bu insanlık realitesinin bir sonucudur. Çünkü Kur’an Arapça lisanıyla gelmiştir. Arapça ise, genellikle eril bir yapıya sahiptir.

İngilizcede olduğu gibi, Arapçada da zamirler eril ve dişil olarak ikiye ayrılır. "He-She / Huve-Hiye” gibi. Türkçe’de ise her ikisi için de “O” kullanılır. Bu zamirlerin farklı kullanımı ne dinlerin ne de dinsizlerin ortaya koyduğu bir iştir. Dil dildir, nasıl gelmiş öyle gider. Dinler, dile müdahale etmezler.

Kur’an Arapça dilini kaldırmaya değil, ön gördüğü gerçekleri anlatmak için, onu olduğu gibi kullanmaya gelmiştir. Çünkü maksat dil gramerine dair ders vermek değil, “Nereden geliyorsun, niçin geldin, nereye gidiyorsun?” gibi eskiden beri felsefenin de etrafında dolaştığı sorulara cevap vermek için  gelmiştir.

“Rabbimiz! Elçilerin vasıtasıyla bize vaad ettiğin mükâfatları bize lütfet, bizi kıyamet günü rezil ve perişan eyleme. Sen asla sözünden dönmezsin!” (Âl-i İmran, 3/194)

mealindeki ayette ifade ediliği üzere, Allah’a iman eden insanların kıyamet günü, cehenneme girip perişan olmamak ve cennet gibi ebedi bir mutlu hayata mazhar olmak için yaptıkları dualarına erkek-kadın hepsinin bir olan Allah’a iman etmelerinin ve yaptıkları ibadetlerinin asla zayi olmayacağını şöyle beyan buyurdu:

“Onların Rabbi de dualarına şöyle icabet buyurdu: Sizden gerek erkek, gerek kadın, hayır işleyen hiçbir kimsenin çalışmasını zayi etmem. Çünkü siz (erkek ve kadın olarak) birbirinizdensiniz, birbirinizden farkınız yoktur. Benim rızam için hicret edenlerin, vatanlarından sürülenlerin, benim yolumda işkenceye, zarara uğrayanların, benim yolumda savaşanların ve öldürülenlerin, elbette kusurlarını örtecek ve elbette onları Allah tarafından mükâfat olarak içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştireceğim. En güzel ödüller Allah’ın yanındadır.” (Âl-i İmran, 3/195)

- “Allah” isminin nasıl türetildiği konusu, soruyu soran kişinin söylediği gibi sadece “lat” kelimesinden geldiğini söyleyenler değil, birçok yorumlar vardır. Bu konuda önemli gördüğümüz yorumların bazısı şöyledir:

a) İmam Şafii, Halil, Sibeveyh gibi Arapça’yı çok iyi bilen dil uzmanı bazı alimlere göre, “Allah” ismi hiçbir kelimden türetilmemiştir. Eskiden beri sadece Allah için özel bir isim olarak kullanılmıştır. Usul ve fakihlerin bir çoğu da bu görüştedir. (Razi, 1/144)

b) İbn Abbas’ın görüşüne göre, “Allah” kelimesi “Elehe” kökünden gelmiştir. Bu kelime, ilah, mabud, kendisine tapılan, ibadet edilen varlık anlamına gelir. (Taberi, Fatiha suresinin tefsiri)

c) Bazı alimlere göre, “Elehe” sevgi manasına gelir. Bu kelimeden türeyen Allah kelimesi, bütün yaratıklar tarafından sevilen mabuda verilen isimdir. (Razi, 1/145)

d) Allah kelimesi “Lahe” kökünden gelir. Manası, en yüce olmak anlamına gelir. (Razi, 1/146)

- Bu açıklamalar “Allah kelimesinin LAT sözcüğünden türetildiğini” iddia eden ateistin, konuyla ilgili görüşünün ne kadar afaki ve hayal mahsulü olduğunu göstermeye yeter.

- Bununla beraber, Lat ile ilgili işin aslı şöyledir: Arap müşrikleri, kâinatın yaratıcısı olan Allah’a inanıyorlardı. Putları ise ona ortak koşuyorlardı. Putlarına şeref kazandırmak için onların adlarını Allah’ın isimlerine benzetmeye çalışıyorlardı. Bunun en tipik örneği, “Lat” ile “Uzza” putlarının isimleridir. “Lat” ismini Allah ismi arasında bir ilişki kurmak için bu ismin son harfleri olan “LahH” kelimesine benzetmişler. Son harfi “ha”yı ise, “ta”ya değiştirmiş ve “Lat” demişlerdir. (bk. Razî, 28/248)

“Allah” isminde olduğu gibi, el takısnı kullanarak “Ellat” kelimesini türettiler. (İbn Aşur, Necm Suresi, ilgili ayetin tefsiri)

Yine “Uzza” putunun adını, Allah’ın “Aziz” ismine benzetmişlerdir. Bazı alimlere göre, Uzza kelimesi Eazz kelimesinin müennesi (dişili) dir. Eaz, daha önce bazı müşrik kavimlerin taptığı bir ağacın ismidir. Araplar da bunu kendi putlarına ad olarak kullanmışlardır. (bk. Razî, a.g.y)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun