Allah, "Biz ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik." (Meryem, 19/12-14) ayetlerinde geçen özellikleri neden bizim kalplerimize de vermemiş? Bu özelliklere sahip olmak için ne yapmalıyız?

Tarih: 21.06.2011 - 01:17 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Allah, her insanın yaratılışına, Allah’a iman etme ve O'nu bilme duygusu ve iradesi vermiştir. Yani iman gücü, ibadet sevgisi doğal olarak kişilerin fıtratında/yaratılışında bulunur. Ancak kişiler küçük yaştan beri bulundukları ortam, anne-babasının yönlendirmesi ve ilgilendikleri işlere göre kendi kişiliklerini şekillendirirler.

Peygamber Efendimiz (asm), 

"Her doğan fıtrat üzere doğar. Anne-babası onu Yahudi, Hrsitiyan ya da Mecusi eder..." (Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvut, sünne 17; Tirmizî, kader 5)

buyurmak suretiyle, insanın aldığı eğitim ve öğrenimin inançlarının belirlenmesi üzerinde etkili olduğunu hatırlatmıştır. Bunun için önemli olan insanın saf ve temiz yaratılışına uygun olarak iradesini Allah'ı bilme ve O'na ibadet etme yönünde kullanması ve kararlılık göstermesidir.

Allah'ın dilediğini saptırıp, dilediğini hidayete erdirmesi genel bir ifade olup, Allah'ın mutlak tasarrufuna dairdir. Yani hidayet ve dalalet/sapkınlığın ne olduğu konusunda hüküm veren Allah'tır. Bir insan kendi irade ve azmiyle hidayeti isterse Allah onun hakkında hidayetle hükmeder. Ancak bir kimse kötülüğü ister ve seçerse, kendisi hakkında dalaletin/sapkınlığın ya da şerrin yaratılmasına razı olmuş olur.

Allah insanın kalbine iman sevgisi ve merhamet duyguları verdiği gibi, insanın fıtratında şer ve kötülük işlemeye meyyal duygular da vardır. İşte insan olmanın sorumluluğu iyiliği ve hidayeti seçip seçmemekle başlar. İnsan iyiliğe yöneldiği müddetçe Allah iyiliği artırır. Bu da sonuçta hidayete götürür.

İşte mutlak anlamda bu hidayeti de yaratan Allah olmuş olur. Ancak insan kötülüğe yöneldiği müddetçe de, git gide aratan bir kötülüğe dalalete/sapıklığa düşmüş olur.

Burada da insanın dilemesine ve kendi seçimine bağlı olarak dalalet yaratılmış olur.

Hz. Yahya (as) örneğinde olduğu gibi, peygamberlerin bu eğitim ve öğrenim sürecindeki konumları diğer insanlardan farklıdır. Allah onları peygamber olarak seçmeye hükmettiği için onların eğitimi ve yetişme süreci Yüce Allah'ın murakabesinde ve nezaretinde/gözetiminde cereyan etmiştir.

Ancak Hz. Yahya (as) kendisine verilen kabiliyetleri ve özellikleri, Allah’ın isteğine uygun olarak en güzel şekilde kullanmıştır. Bu açıdan her genç, Hz. Yahya peygamberi örnek alabilir. Böylece,

'Ey Yahya! kitaba bütün gücünle sarıl.' dedik. Biz ona henüz çocuk iken hikmet (ilim ve irfan) verdik. Ayrıca kendi katımızdan bir ince kalplilik, yufka yüreklilik ve paklık sunduk. O zaten (günah ve fenalıktan) sakınan, ana-babasına çok iyi davranan idi; o zorba ve isyankâr değildi.” (Meryem, 19/12-14)

mealindeki ayetlerde ifade edilen özelliklere ulaşmak için çaba gösterebilir.

Şevkânî, Hz. Yahya (as)'ya daha çocukken verilen hikmeti, "kendisine sımsıkı sarılması emredilen kitabı kavrama, dinî hükümleri anlama yeteneği" şeklinde açıklamış ve aynı kelimeye "ilim, bildiğiyle amel etme, peygamberlik, akıl" gibi anlamların da verildiğini belirtmiştir. (bk. Şevkânî, Fethu'l-Kadîr, İlgili ayetlerin tefsiri)

Allah Teâlâ Yahya (as)'yı temiz bir fıtrat sahibi olarak yaratmıştır. O, insanlara karşı son derecede şefkatli, Allah'a karşı saygılı, dinine bağlı, ana-babasına iyilik eden, insanların hukukunu gözeten, zorbalık ve isyankârlık gibi kötü vasıflardan uzak bir insandı. Nitekim başka bir âyet-i kerîmede onun, Allah'ın kitabını tasdik eden, iffetli, asil ve sâlih bir peygamber olduğu ifade buyurulmuştur. (Âl-i İmrân, 3/39; bk. Kur’an Yolu, Heyet, İlgili ayetlerin tefsiri)

Sayılan anlatılan bu güzel özellikler sebebiyle Yahya (as), Allah'ın övgüsüne mazhar olmuş ve bütün bu hallerde yani dünyaya gelirken, dünyadan giderken ve kıyamet gününde kabirden kalkarken Allah'ın inayetinin onunla beraber olacağı bildirilmiştir. (Meryem, 19/15)

Bu Ayetlerden Alınacak Ders ve İbretler:

Bilindiği gibi, peygamberlik tahsil, çalışma, gayret ve içtihatla elde edilen bir meslek değildir. O, Allah'ın büyük bir lûtfudur ki dilediğini seçip ona verir.

Yahya Peygamber, kıyamete kadar bütün gençlerin örnek edineceği bir düzeyde bulunuyordu. Kur'ân bu pak nebinin yedi önemli sıfatını sıralayıp, ilâhî selâmla onu selâmlıyor:

1. Henüz çocuk sayılacak yaşta Tevrat'ı okuyup öğrenmiş ve ona Kur'ân'ın tabiriyle "sımsıkı sarılma" ilhamına mazhar olmuştur.

Bu, çocuklara küçük yaşta iken Allah'ın kitabını öğretmeyi ilham etmekte, ileride topluma kazandırılmak istenen çocuğun böylece kalbinde ve kafasında sağlam bir temel oluşturmayı öğütlemektedir.

2. Yine küçük yaşlarda ona ledünnî ilim ve hikmet verilmiş; o da az konuşan, öz konuşan fakat ilim ve hikmet incileri saçan seçkin bir genç hüviyetiyle ortaya çıkma imkânına eriştirilmiştir.

Bu, çocuğa küçük yaşlarında güzel konuşmayı, doğru düşünmeyi öğretmemizi ilham etmekte, anne ve babaların çocuklarının yanında çok dikkatli konuşmalarını ve davranmalarını hatırlatmaktadır. Günkü çocuk daha çok anne ve babasının kopyası sayılır.

3. Şefkat, merhamet, yufka yüreklilik Hz. Yahya (as)'nın değişmeyen huyu, insanların doğru yolu bulmalarını yürekten istemek onun karakteri idi.

Bu, çocuğu küçük yaşta insanlık sevgisiyle donatmayı, hayırhah bir duyguyla yetiştirmeyi; her vesileyle onu kabalıktan, hırçınlıktan, şuna buna eza ve cefa etmekten uzak tutmayı ve devamlı merhamet duygularını geliştirip daha iyiye, daha güzele yönlendirmeyi ilham etmektedir.

4. İçi dışına, dışı içine uyan; günah ve isyandan kendini korumasını bilen, iffet ve namus perdesini her türlü kir ve lekeden uzak tutan bahtiyarlar safına katılmaya lâyık bir özellikte yaratılmıştır.

Bu, çocuğa ve gençlere her vesileyle namuslu ve iffetli olmanın sağlayacağı ve böyle olup hayatını tertemiz tutanlara sağladığı feyizli hayatın nimetlerini tanıtmamızı ilham etmekte; kaybedilen para ve makamın bir şey olmadığını, ama kaybedilen namus ve iffetin çok şey olduğunu misallerle telkine çalışmamızı hatırlatmaktadır.

5. Allah'tan her an korkan, O'na ümit bağlayan ve bu inanç içinde kötülüklerden kaçınan mutlu ve kâmil kişilerden biri olma bahtiyarlığına erişmiştir.

Bu, çocuklara ve gençlere, henüz dinî ve ahlâkî potada şekillendirilmeleri mümkün iken, onlara dinî kültürü vermeyi, güzel ve yararlı bilgilerle kendilerini donatmayı telkin etmektedir.

6. Ana-babasına hep iyi davranmış, onları kırmamak için bütün titizliğini ortaya koymuş ve hayırlı dualarını almıştır.

Bu, çocukla ana-babası arasında kopmaz bağların bulunduğuna, çocuğu ana-baba sevgisiyle yetiştirmenin ve ona bu konuda saygılı olmanın yollarını öğretmenin lüzumuna dikkatlerimizi çekmektedir.

7. Zorbalık, baş kaldırma gibi kaba söz ve hareketler onun semtine uğramamıştır.

Bu, çocuğu her vesileyle edepli, terbiyeli, nezaketli ve zarif duygulu, ince düşünceli yetiştirmemizi telkin etmekte; ana-babanın zarif davranışlarının, nezih sözlerinin çocuk için en güzel model ve örnek teşkil ettiğini kafalara işlemektedir.

Görüldüğü gibi, Yahya Peygamber (as)'in hayatının birkaç safhası anlatılırken, müminlere yönlendirici birçok mesajlar verilmekte ve öğüt alınacak birçok misaller sergilenmektedir.

Her insanın üç tehlikeli devresi vardır:

1. Doğup dünyaya gözlerini açtığı an,

2. Dost, arkadaş ve yakınlarına veda edip öldüğü gün,

3. Kabrinden kalkacağı gün...

O bakımdan diyebiliriz ki, dünyaya adım atan her insanı bir oka benzetebiliriz. Ana-babanın yayına yerleştirilir ve bir hedefe ya da rastgele bir yere atılır. Unutmayalım ki, çocuk nereye atılırsa, oranın rengini ve karakterini alır. İşte dünyaya gözünü açan her çocuk böyle bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Ana-baba şuurlu olurlar da o oku, faydalı bir hedefe yöneltip atarlarsa, tehlike atlatılmış olur. Rastgele atarlarsa, çocuk çok kötü ellere düşüp onların rezilet potasında değiştirilmesi zor bir şekil alır.

Yahya Peygamber (as) doğarken Cenâb-ı Hak ona selâmet havası estirip kendi katından onu selâmlamış, böylece onu fazilet burcuna yükseltmiştir. Çünkü onun ana-babası da böyle bir idrâk içinde idiler..

Ölüm ikinci devredir ki, her insan yaşadığı hal üzere ölür. Allah'ın korudukları müstesna... Yahya Peygamber (as) de o müstesnalardan biridir. Ölürken ilâhî selâm sıfatına mazhar kılınmış, meleklerin selâmet dilekleri arasında ruhunu âlemlerin Rabbine teslim etmiştir.

İşte bu devre oldukça önemlidir. Ecelin ne zaman yakamıza yapışacağını veya ensemizden bizi yakalayacağını bilemiyoruz. O bakımdan her an ölüme hazır btr düşünce içinde âhiret nevalemiz önümüzde bulunmalıdır,

Kabirlerden kalkıldığında da her insan şaşkın ve tedirgin olur. Allah'ın koruyup güven duygusu verdikleri müstesna... Yahya Peygamber (as) de o müstesnalardan biridir. Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın esenlik vaad eden Selâm sıfatı onun hem dünyada, hem kabirde, hem de âhirette tek desteğidir. Bu ilâhî desteğe lâyık görülebilmek için, ölmeden Allah'ın Selâm sıfatının ışığı altında müminlerle kaynaşıp onlara selâm vermemiz ve her din kardeşimizin selâmette kalması için elimizden gelen hizmeti esirgemememiz gerekmektedir. (bk. Celal YILDIRIM, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, İlgili ayetlerin tefsiri)

İlave bilgi için tıklayınız:

Peygamberlerin ismet sıfatına sahip olmaları, diğerlerinin günah işlemeye uygun olarak yaratılmaları nasıl açıklanabilir?..

Peygamberler, peygamberlik fıtratı üzerine mi doğmuşlardır?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun