Ahir zamanda ailemizi ayakta tutabilmek için neler yapabiliriz?

Ahir zamanda ailemizi ayakta tutabilmek için neler yapabiliriz?
Tarih: 29.06.2021 - 07:05 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Toplum, birbirine bağlı çok sayıdaki sistemden oluşmaktadır. Bu sistemlerin birinde olan bir değişim diğer sistemleri de etkiler. Bu sistemlerden biri de aile kurumudur. Toplumun kültür, eğitim, medya, ekonomi, sosyal, teknik ve dini vb alanlarında yaşanan her değişim haliyle aileyi de etkilemektedir.

Dolayısıyla baş döndüren bir hızla değişen bir toplumda, ailenin bize ait olmayan değerlere direnmesi, temel yapısını ve asli görevlerini kaybetmeden yeni gelişmelere de ayak uydurması giderek zorlaşmaktadır.

Bu şartlarda onlarca sisteme bağlı olan aileyi ayakta tutabilmek için sadece bireylerin değil, başta devlet olmak üzere, diğer tüm kurum ve kuruluşların ortak hareket etmesi ve bir çaba içinde olması gerekir.

Bununla beraber şüphesiz aile bireylerine de büyük görevler düşmektedir. Bunlardan bazıları şöyle özetlenebilir:

1) Öncelikle hayat anlayışı ve felsefemizi tekrar gözden geçirmek gerekir

Kişilerin aile yapılarının temeli; inançları, düşünceleri, değerleri ve hayat felsefeleri üzerine kuruludur. Bunlar ne kadar sağlam ve tutarlıysa, aile yapısı da o nispette sağlam olur. Örneğin nişan, düğün, evlenme, çocuk sahibi olma, çocuk yetiştirme, aileyi geçindirme, karı-koca ilişkisi, anne-baba ve çocuk ilişkisi ve günlük hayatımızı hangi ölçüde kendi öz değerlerimize göre biçimlendiriyorsak, aile de o ölçüde sağlam veya çürük olur.   

Milli ve manevi mirasımız olarak görülen âdetlerimiz, geleneklerimiz veya sosyal hayatımıza girmiş birçok yabancı davranış, zararlı ve haram sayılacak uygulamalar bugün düğün öncesinde ve düğün sürecinde aileler arasında büyük bir huzursuzluk nedeni haline gelmişse, temel nedeni hayat anlayışı ve felsefemizdeki kaymalardır.

Hayata bakış açımız dünyevileştiği için, aile içi sorunlar daha nişanlılık döneminde başlıyor: Kırılmalar, küsmeler, ailelerin birbiri hakkında olumsuz sözleri, gelinlerin istek ve taleplerinde abartıya ve israfa kaçması, karşı tarafın da bundan kaçınması veya istemeye istemeye yapması aile hayatındaki büyük çatlakların başlangıcını oluşturuyor.

Aile ve evlilik kurumunu sağlam tutmak için öncelikle hayat felsefemizi inancımız çerçevesinde yeniden yapılandırmak esas olmalı. Terk ettiğimiz bazı değerleri, modern hayatın kazanımlarını koruyarak tekrar sahiplenmemiz gerekiyor.

2) Sadakat, merhamet, sevgi ve hak-hukuk temelli bir karı-koca ilişkisi esas olmalı.

Ailenin temeli karı-koca olduğu için, öncelikle eşler arasında sadakat, şefkat, merhamet, sevgi ve “hak-hukuk” temelli bir ilişki olması gerekir ki, temel sağlam olsun. Eşler, bu değerlere ne kadar çok bağlı kalırlarsa, aralarındaki muhabbet o kadar uzun ömürlü olur. Çünkü karşılıklı sevgi, saygı, şefkat ve merhametle ailede pozitif bir enerji hâkim olacak, sorunlar da hak-hukuk çerçevesinde çözülürse kavgalar, kırılma ve gücenmeler en az seviyede kalabilecektir. Bu da tüm aile bireylerine yansıyacaktır.

Anne-baba, evde bunu sağlayamamışsa veya ebeveynlerden biri mutlu değilse, o ailede hiç kimse mutlu değildir. Çünkü kendisi mutlu olmayan birisinin başkasını mutlu etmesi zordur. Bu durumda o aile temel görevini yerine getiremeyeceği için aile olmaktan, sıcak yuva olmaktan ve sığınak olmaktan çıkacaktır.  

3) Aile bireyleri ve akrabalar arasındaki ilişkide birinci ölçü “kul hakkı”na riayet olmalıdır

Bugün aile ve akrabalar arasındaki ilişkilerdeki temel sorunlardan birisi de bencilliğin esas olması ve kul hakkına riayet edilmemesidir.

Bunun öncelikli çaresi, İslam’ın temel bir değer olan “kul hakkı”na azami derecede riayet etmektir. Çünkü kul hakkı; zulme, bencilliğe, haksızlığa, diğerinin zararına göz yummaya, onu önemsememeye, ona değer vermemeye, ihtiyaçları gidermemeye karşılık bir kaladır.

Kul hakkından korkan bir eş, baba, çocuk, aile içinde diğerlerine karşı davranışlarına dikkat edecek, sonucunda hesaba çekileceğine inandığı davranış ve sözlerine dikkat edecektir.

Dolayısıyla hem çekirdek aileyi hem de akrabalıkları korumak ve devamını sağlamak için “kul hakkı”na en yüksek düzeyde riayet etmektir.

4) Ailede anne-baba, cinsiyet rollerine uygun davranmalıdırlar

Batı medeniyeti, pek çok değişikliği kadın rolü üzerinden gerçekleştirdi. Bu çerçevede kadının ev içindeki rolü küçümsendi, cinsiyet eşitliği söylemi ile kadın-erkeğin doğuştan getirdiği farklılıkları yok sayıldı, babanın otoritesi ortadan kaldırıldı. Kadının kocasına gönülden bağlılığı, zaman zaman alttan alması zayıflık olarak gösterildi.

Böylece bir taraftan ailede güç savaşları başladı, diğer taraftan da aile de otorite ve disiplin sarsıldı.

Bediüzzaman Hazretleri bu gerçeği şöyle ifade eder:

“Biçâre nisâ tâifesinin gafil kısmını dahi yanlış yollara sevk etmek için bir iki komitenin tesirli bir surette perde altında çalıştığını hissettim. Ve bildim ki: Bu millet-i İslâma bir dehşetli darbe, o cihetten geliyor." (bk. Lem'alar, Yirmi Dördüncü Lem'a)

Oysaki aile kendisinden beklenen görevleri yerine getirebilmesi ve sağlıklı bir birliktelik yürütülebilmesi için, öncelikle anne-babanın cinsiyet rollerine uygun davranması gerekir.

Baba, erkek olarak, esnek otoritesi ile aileyi koruyacak, geçimini birinci derecede üstlenecek, merhameti esas tutacak, ama kurallar ve sınırlar koyacaktır.

Anne de şefkat ve sevgisiyle öncelikli olarak çocuklarının yetişmesine ve ev işlerine odaklanacak. Çocukların faydasına olan kurallarda babayla birlikte hareket edecektir.

5) Ebeveyn-çocuk ilişkileri ve iletişimleri sağlıklı olmalıdır

Ailenin sağlıklı olarak devam etmesi için anne-babanın kendi arasındaki ilişkileri kadar, ebeveyn-çocuk ilişkisi de sağlıklı olmalıdır.

Anne-babanın çocukla yaşına göre bir iletişim dili kullanması, onların duygu ve düşüncelerini rahat bir şekilde ifade etmelerine izin vermesi, sorunlarıyla yakından ilgilenmesi, çocuklara -yaşı ne olursa olsun- özel zaman ayırması çocukların aile aidiyetini güçlendirecektir, aileden aldıkları mutluluğu artıracaktır.

Babanın eşine veya çocuklarına küfür ettiği, hakaret ettiği, aşağılayıcı sözler sarf ettiği ailelerde sevgi ve saygı yerini sinmişlik, saygısızlık, değersizlik, ezilmişlik alır...

Buna karşı aile üyelerinin birbirine karşı övgü, takdir, onay sözleri onları birbirine bağlar ve mutlu eder.

6) Ailenin korunmasında baba ve anneye büyük görevler düşmektedir.

Baba; iş, sosyal hayat ve ailesiyle ilişkilerini mutlaka dengede götürmelidir. Yoğun iş temposu içinde zamanının büyük bir kısmını iş yerinde geçiren baba, vakıf, dernek, STK gibi kuruluşlara da gidiyorsa, ailesinden kopuk bir hayat sürmüş olur.

Bu durumda çocukların sorunlarını fark etmediği gibi, onlarla da arasına zamanla mesafe koymuş olur.

Çocuklar ise, bu boşluğu başta sosyal medya olmak üzere başka kişi ve uğraşlarla dolduruyorlar. Böylece ailenin ortak duygu ve aidiyetleri kayboluyor. Aynı evde yaşasalar bile hepsi ayrı dünyaların insanı gibi yaşıyorlar.

Aynı şey anne için de geçerlidir. Annenin birinci görevi evlatlarının yetişmesi ve eğitimi olması gerekirken, çalışan anneler de bunu başka kurum ve kişilere devretmek zorunda kalıyor. Anne, evde vaktini, çocuklarına, kocasına ve ev işlerine eşit şekilde ayırmalıdır ki aile saadetinden beklenilen yerine gelebilsin

7) Ailede eşler birbirine güven duymalı ve güven vermelidir.

Günümüz aile birliğinin sarsılmasının bir diğer temel nedeni de güven sorunudur. Çünkü aile bireylerinin birbirleriyle samimi ilişki kurmalarının temel şartı birbirine güvenmektir. Bunun için de eşlerden beklenen şey, birbirlerini itham etmeden, kontrol etmeden, takip etmeden o güven duygusunu vermektir. Zaten kimseyi, kimseyi kontrol ederek sadık yapamaz, çünkü kontrol korku doğurur, korku ile gelen sadakat, cesaretle gider.

Bundan daha da önemli olan, güveni sarsacak davranış ve sözlerden akrepten yılandan sakınır gibi sakınmaktır. Bir eş, diğer eşin elinden, dilinden, belinden emin değilse, o ailede İslam’ın öngördüğü huzur olması beklenilmemelidir. Çünkü:

- Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların güvende olduğu kişidir. (Müslim, İman, 64-65)
- Müslüman kardeşine sahtekârlık yapan, ona zarar veren ve ona hile yapan bizden değildir. (Müslim, İman, 101, 102)

Aynı şey, çocuk ve ebeveyn ilişkisi için de geçerlidir. Ebeveynler, söz ve davranışlarındaki tutarsızlıkla çocuklarının baba ve anne olarak güvenlerini sarsmamalı. Aynı şekilde çocuklarına da güvenebilmelidir.

Aile bireyleri arasında bu güven tesis edilirse, kişiler baskı ve şiddet görmeden, yalan ve hileye başvurmadan daha rahat davranabilecekler, gezecekler, görüşecekler, harcama yapabilecekler.

8) Ailenin ortak değerleri ve ortak ritüelleri, ortak eğlence alanları oluşturulmalıdır.

 Ailenin kendi kültür ve inançları çerçevesinde ortak beğeni, zevk ve eğlence, ortak gelenek ve ritüelleri, hatta ortak boş zaman geçirmek etkinlikleri, birlikte kitap okuma, gezme, spor yapma, tarihi mekanları ziyaret, aile büyüklerini ziyaret, olmalıdır. Bunlar maddi değil, ama soyut ve manevi zevklerdir.

Bir yerde o aileyi diğerlerinden ayıran alemet-i farikalarıdır.

Bunlar, kişilerin, aile aidiyetini ve birlik duygularını güçlendirir. Aksi halde, aile içinde her birey paralel hayat yaşamaya başlar. Çünkü belirli bir zaman sonra, çocuklar ile ebeveynler arasında kuşak, yaş, eğitim, sosyal ve kültürel çevre farklılığından dolayı haliyle beğeniler ve zevkler farklılaşıyor, dolayısıyla araya mesafeler giriyor.

Bu mesafeyi en asgari düzeyde tutmak için, ortak değerler ve ritüeller oluşturulmalıdır. Buna ailenin olmazsa olmazları da denilebilir.

Tüm bunların dışında çocuklar büyüdüklerinde, aileleri ile ilgili dönüp geriye baktıklarında akıllarında kalan şey daha çok bu gelenek ve ritüeller olacaktır. Ve onlarda benzerlerini kendi aileleri için yapacaklardır. (Babanın akşam eve geldiğinde, annenin ve çocukların onu karşılama biçimi, babanın selam vermesi ve aile efradını sorması, sarılması gibi...)

9) Aile, sosyal medya ve TV izlemeye sınır getirmeli, ortak paylaşıma ağırlık vermeli

Aileyi yuva yapan, sığınak yapan şey, güvenli ortamı, karşılıksız sevgi ve yardımlaşma değerleri ve bireylerin günün yorgunluğunu atabilecekleri samimi sohbet ve muhabbet ortamı sağlamasıdır, birbirlerine duygu, düşünce ve sıkıntılarını paylaşmalıdır.

Aile, üyelerine bunu sağladığı sürece hep var olacaktır. Bunu tehdit eden şeylerin başında sosyal medya, televizyon vb gibi dijital araçlar geliyor.  Eğer, baba ve anne evdeyken veya eve geldiklerinde, çocuklarıyla sohbet ve muhabbet etmek yerine, sosyal medya ile meşgul olursa, çocuklar da aynı şekilde odalarına çekilip sanal dünyaya sığınacaklardır. Böyle bir ortamı kişiler, dışarıda da bulacakları için aileye güven ve ihtiyaç kalmayacak, aile yuva ve sığınak olmaktan çıkacaktır.

Belli mekanlar, saatler ve etkinliklerde telefon, tv ve bilgisayarlar kapalı olmalıdır. Örneğin yemek, çay ve meyve saatlerinde, akşam herkes eve geldiğinde yemek yeninceye kadar gibi her aile kendisine göre sosyal medyasız bir zaman ve mekan kuralı koymalıdır.

10) Herkes hem kendi sınırları bilip korumalı hem de diğerinin sınırlarını bilip korumalı

Aile bireyleri arasında dayanışma, birlikte sorun çözme, ortak vakit geçirme, birbirine yardım etme ve bağlılık gösterme çok önemlidir, ancak bu birbirlerinin sınırlarına müdahale etmek anlamına veya bağımlılık anlamına gelmemelidir.

Herkes bir diğerine karışırsa, ne yapacağına, neye karar vereceğine müdahale ederse veya biri diğerine sormadan adım atamayacak kadar bağımlı hale gelirse, bu da beraberinde büyük sorunlar getirir.

Böyle ailelerde kişilerin bireysellikleri yoktur veya gelişmemiştir. Sorun bir yerde patlak verip, ailenin yara almasına neden olur.

11)  Tüm aile bireyleri konumlarına ve yaşlarına uygun sorumluluk almalıdır

Ailede sorumluluğu sadece baba veya anne değil, tüm aile bireyleri yaşlarına uygun olarak ailenin sorumluluğunu paylaşabilmeli, iş bölümüne özen gösterilmelidir.

Böylece hem ailenin yükü bir-iki kişinin omuzlarında kalmamış olur hem de aile aidiyeti daha da güçlenir.

12) Eşler ve ebeveyn-çocuk arasında sırlar, perdeler, gizli-saklı şeyler olmamalıdır.

Aile birbirine karşı ne kadar şeffaf olursa, güven de o kadar fazla olur, birbirini anlama ve yardım etmede o nispette fazla olur. Örneğin baba ve anne gelir-gider konusunda birbirlerine ve çocuklarına karşı ne kadar şeffaf olabilirlerse, o nispette aile bütçesini rahat ayarlayabileceklerdir.

Aksi halde, talep fazla olacak, karşılanmayan talepler yanlış anlaşılacaktır.   

13) Ailenin de diğer tüm kurumlar gibi bir başkanı olmalıdır.

Dünyada en küçük kurumdan en büyük kurumlara ve devletlere kadar her kurumun başında bir lider veya başkan vardır. Bu kişi, despot, gücü tek başına elinde bulunduran ve yöneten değil, sadece ekibi idare eden, alınan ortak kararların uygulamasını sağlayan, kurumu dışarıya karşı temsil eden kişidir.

Aile için bu kişi Kur'an’ın da tabiriyle kavvam olan babadır.

Baba idareciliğinde, ama başta anne olmak üzere tüm aile bireylerinin de kararlara katıldığı, kural belirlemede, çözüm üretmede paylarının olduğu bir ekip anlayışı hakım olmalıdır. Baba, burada bir ekip başıdır. Alınan kararların uygulanmasından birinci derecede sorumludur.

Böyle olursa ailenin kurallarına uyum daha kolay olacağı gibi, sahiplenme de memnuniyet de daha fazla olur. Bu şekilde yönetilen ailelerde, aile bireyleri arasında daha fazla güven, iş birliği ve yakınlık geliştiğini ortaya koymaktadır

Anne veya babanın sürekli olarak kendi kararlarını uygulatmaya çalıştığı ve diğerleri üzerinde baskı ve kontrol kurduğu ailelerde, öfke, sinirlilik, çatışma, başkaldırı hatta aile üyelerinin ruh sağlıklarında bozulmalar ortaya çıkabilir.

14) Aile de diğer tüm kurumlar gibi kurallar ve belirli bir düzen üzerine işlemeli.

Baba ve annenin bir görevi de ailenin sağlıklı yürümesi için kurallar koymaktır. Ancak bu kurallar katı ve sert olmamalı, yerine ve zamanına göre, çocukların yaşına ve gelişimine uygun olarak esnetilebilmeli veya değişebilmelidir. Örneğin çocuğun altı yaşındayken koyulan kurallar, yirmi yaşına geldiğinde hâlâ geçerli olmamalıdır.

Bazı ailelerde hiç kural yokken, bazı ailelerde ise “asla değişmez” kurallar var. Her ikisi de aile mutluluğunu ve huzurunu baltalar. Çocuklar zaman zaman “şunu veya şunu yapmak istiyorum, ama biliyorum ki babam asla izin vermez, annem asla kabul etmez, bizimkiler buna asla razı olmaz” diyerek sistem ederler.

Bu gibi eleştirilere, çocukların aileden uzaklaşmalarına, gizli-saklı işler çevirmelerine fırsat vermemek için, kurallar esnetilmeli ve onlara duyulan saygı ve güven hissettirilmelidir.

15) Dini vecibeler birlikte yapılmalı, özel gün ve geceler birlikte ihya edilmeli

Ailede babanın bir görevi de aileye imam olup, en az bir vakit günlük namazı aile bireyleriyle birlikte cemaat şeklinde kılmaktır. Birlikte tesbihat yapmak, arkasında birbirini tebrik etmek aileyi güçlendirir.

Aynı şekilde mübarek gün ve geceleri birlikte ihya etmek, cuma ve diğer kandillerde tebrikleşmek, o günleri bir bayram havasına getirmek aileyi manen de psikolojik olarak güçlendirecektir.

16) Ailecek yaşanacak manevi ve soyut zevklerin sayısı ve keyfiyeti artırılmalıdır

İnsan, tekdüzelikten, monotonluktan, sıradanlıktan rahatsız olan, bunun yerine hayatını renklendirecek, çeşitlendirecek, farklılaştıracak, heyecan ve zevk verecek şeylere ihtiyaç duyar. Bu gayet normal insana özgü bir durumdur.

Ancak hedoist ve tüketim felsefesini esas tutan Batı medeniyeti maddi zevkleri ve eğlenceyi bir ihtiyaçtan ziyade hayatın gayesi, mutluluğun tek kaynağı yapmıştır. Bu durum insanları daha çok depresyona sokmuş ve mutsuz etmiştir. Nitekim maddi zevklere ve eğlence kültürüne bağımlı olan kişi, bunlar elinden alındığı zaman veya o gün bunları yaşayamazsa bunalıma girebiliyor.

Bu konuda dengeyi korumak aile bütünlüğü için önemlidir. Yani hem aile bireylerinin zevk ve keyif alma ihtiyaçlarını gidermek hem de bunu meşru daire içinde ve gereği kadar yapamaya özen göstermek gerekir.

Aksi halde, ya insanlar sıkılacak, kendisini baskı altında hissedecek, hayattan zevk almayacaktır ki, bu da tüm aileye olumsuz bir enerji verecek. Ya da zevk ve keyif almayı mutluluğunun tek kaynağı olarak görecektir.

Bunun önlemenin yolu, meşru dairede eğlenmeye izin vermek ve aynı zamanda manevi ve soyut zevkleri aile bireylerine yaşayarak öğretmektir. Mutlu olmak için, sıradan şeylerden de zevk almayı, onun tadına varmayı, onun değerini bilmeyi öğrenmelidirler. Aile ile birlikte içilen bir çay, yapılan bir sohbet, oynanan bir oyun, paylaşılan bir duygu, birlikte yapılan bir yemeğin de lezzetini alabilmelidirler.

İnsanlığa yardım etmenin, birisine bir iyilik yapmanın, hayırlı bir etkinliğe destek vermenin de mutluluğunu öğrenen insan hayatında mutsuz olmaz, her zaman da maddi zevklerin peşinden koşmaz.

Bazen, uzun yıllar aramadığın birisini arayıp hâl ve hatırını sormanın, birisine sürpriz ziyaret yapmanın, küçük hediyeler almanın da hazzını öğrenmek gerekir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun