Evimi nasıl nur medresesi gibi yapabilirim?

Tarih: 02.01.2020 - 13:27 | Güncelleme:

Soru Detayı

Evimi nur medresesi gibi yapmak istiyorum ama olmuyor... Nur medresesinin şartları nedir, nasıl yaparım? TV. vs... Kocam da fazla desteklemiyor. Ben evimi nasıl bir Nur medresesine çevirebilirim? O ortamı nasıl kurabilirim? Her zaman alemimiz dağılabiliyor. O denge veya o düzen nasıl kurulur ve elde tutulur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Aile nedir?

İnsanın ahiret hayatını ve şahsi hayatını düzenleyen ve huzura kavuşturan en önemli kurumların başında aile gelir.  Çünkü aile, dışarıda insana hücum eden günahlara karşı bir sığınak olduğu gibi, birey ve toplumun huzurlu ve mutlu olabilmesi için gerekli olan, şefkat, merhamet, sevgi, saygı, vefa, dayanışma, fedakârlık, yardımlaşma, samimiyet gibi temel değerlerin de üretildiği bir yerdir.  

Bundan dolayıdır ki aile, kendisinden beklenilen görevini yerine getirdiği takdirde hane halkı için “cennetten bir köşe”, “bir melce ve sığınak” olur.

Peki, ailenin kendisinden beklenilen görevleri nelerdir?

Cenab-ı Hak, Kuran-ı Kerim’de, ailenin bir sığınak olabilmesi ve orada yaşayan kişilerin   “hakiki insaniyet saadetine” ulaşması için evlerin birer mescide çevrilmesini emreder. Hz. Musa (as), Mısır halkını imana davet ettiğinde buna sinirlenen Firavun, bütün mescitleri yıkar ve namaz kılınmasını yasaklar. Bunun üzerine Cenab-ı Hak Hz. Musa’ya (as) şöyle der:

"Kavminiz için Mısır'da birtakım evler hazırlayın, evlerinizi kıbleye dönük mescitler haline getirin ve namazı dosdoğru kılın. Müminleri de müjdele." (Yunus Suresi, 87)

Peygamber Efendimiz de bir hadis-i şerifinde evlerin mescide çevrilmesine vurgu yaparak şöyle der: 

Namazınızın bir kısmını evlerinizde kılınız da oraları kabirlere çevirmeyiniz.” (Buhârî, Salât 52, Teheccüd 37; Müslim, Müsâfirîn 208, 209)

Bediüzzaman Hazretleri de Kuran’ın bu asra bakan hakiki bir tefsiri olan Risale-i Nur’da bu mana çerçevesinde, iki dünya hayatının kurtuluşu için talebelerine evlerini Nur Medresesine çevirmelerini söyler:

Her bir adam eğer hanesinde dört beş çoluk çocuğu bulunsa kendi hanesini bir küçük medrese-i Nuriye’ye çevirsin. Eğer yoksa yalnız ise, çok alâkadar komşularından üç-dört zat birleşsin ve bu heyet bulundukları haneyi küçük bir medrese-i Nuriye ittihaz etsin.” (Emirdağ lahikası)

Bu çerçevede sizin, “Evimi nasıl nur medresesi yaparım?  Her zaman alemimiz dağılabiliyor. O denge veya o düzen nasıl kurulur ve elde tutulur?” sorunuza şöyle bir cevap verebiliriz:

Öncelikli olarak ev ortamına karşı bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Çünkü mealini verdiğimiz ayet doğrultusunda,  evleri, sadece yeme-içme ve yatma gibi dünyevi ihtiyaçların giderildiği bir yer olarak değil,  aynı zamanda mescit ve medrese gibi de görerek ona göre davranmak ve aile ortamını birer manevi sığınağa çevirmektir.

Bunu hane halkı ile sağlayabileceğiniz gibi, sizinle birlikte Nur eserlerini okuyacak veya dinleyecek bir iki komşu veya akraba ile de sağlayabilirsiniz. Bu bakış açısını kazandıktan ve buna göre davrandıktan sonra Allah’ın izniyle evler birer Nur Medresesine dönecektir.

Bu bakış açısını hayata çevirmek için de bazı davranış biçimlerine azami riayet etmek gerekir.

Birincisi ve en önemlisi: Başta namaz olmak üzere, evleri diğer ibadetler, dini sohbetler, zikir ve tefekkürle manen zenginleştirmektir. Örneğin mümkünse, evin reisi konumundaki babanın veya namaz mükellefiyeti olan erkek çocuğun imamlık yaparak, evde kılınan namazları ailecek cemaatle namazların kılınması.

Aile efradının kendi arasındaki sohbetleri elbette çok önemlidir. Ancak ailede sohbet konusu, ağırlıklı olarak dünyevi hayatın nimetleri, keyfi, zevki vb olursa, çocuklara vereceğiniz tavsiye ve dini öğütler  tesirsiz kalacaktır. Bunun için anne baba sohbetlerinde, aile ortamındaki konuşmalarda ahlaki değerler, insani değerler ve maneviyata ağırlık verilmelidir.

Kısaca haneye, manevi bir atmosfer kazandırmaktır. Çünkü  “Eğer iman-ı ahiret o hanenin saadetinde hükmetmezse, o aile efradı her biri şefkat ve muhabbet ve alakadarlığı derecesinde elim endişeler ve azaplar çeker. O cenneti cehenneme döner.” (Asa-yı Musa, 40).

İkincisi: Bir Nur Medresesi olarak gördüğümüz evimizde, ibadet ve tefekkürle elde edilebilen manevi hazların alınmasını engelleyen medeniyet fantaziyelerini kullanmayı asgari düzeye indirmektir. Çünkü “medeniyet fantaziyeleri” denilen TV’ler, diziler, sosyal medya, manevi lezzetlerin yerini aldıkları için kişiler, ibadetlerini ihmal ettikleri gibi Kuran, hadis, tafsir, fıkıh gibi eserleri de okumak istemiyorlar veya çok az okuyorlar.

Ayrıca medeniyet fantaziyeleri,  paylaşıma, muhabbete, sohbete dayalı aile ortamını da zedeliyor. Bunun yanında aile bireyleri arasında ortak duyguların oluşmasını engelliyor.  Oysaki aile birliği ve düzeninin korunması için, aile fertleri arasında ortak paylaşım, ortak değer, ortak duygu ve ortak ilgi alanlarının kuvvetlenmesi gerekir.

Sosyal medya ve diğer eğlence araçlarının kullanımı arttıkça, karı-koca  arasında ve çocuk-anne-baba arasında duygusal kopuşlar başlıyor. Aile fertlerinin hiçbir duygu ve düşüncesi, beğenisi bir diğerine benzemiyor. Bedensel olarak aynı ev içinde olsalar bile kullandıkları medyanın da etkisiyle ortak duygu ve ortak beğeni geliştiremiyorlar.

Ortak ilgi alanı ve konuşacak ortak konular fazla olmayınca, ortak kavramlar da olmuyor. Tüm bunlar aile içi iletişimi baş döndürücü bir hızda değiştiriyor. Çocukların anne ve babalarıyla konuştukları konular da, kullandıkları kelimeler de oldukça sınırlı kalıyor.

Sonuçta kişiler ayni aile içinde ayrı dünyalara savruluyorlar.

İşte tehlike de burada başlıyor. İnsanlar, ortak beğeniye sahip oldukları veya ortak konuları konuştukları kişilerle iletişime geçiyorlar. Bu çocuklar için böyle olduğu gibi eşler için de böyle oluyor. Kendi eşiyle üç beş kelime konuşmayan koca, iş yerinde veya sosyal medyada dakikalarca hatta saatlerce sohbet edebiliyor

Bunu aşmak için, aile içinde ortak sohbet ve ortak okuma saatleri, çay ve meşru dairede eğlence saatlerine ağırlık verilmelidir. Bunları yaparken, mümkünse tüm sosyal medya araçları odanın dışında tutulmalı, hatta kapatılmalıdır. Bu etkinlik zorla değil de hane halkının rızası alınarak, ikna edilerek yapılmalıdır. Başlangıçta mümkünse okuma süreleri kısa tutulur, zamanla aşama aşama süre uzatılabilir.

Bu sohbet ve diğer ortak etkinliklerde mümkünse suçlama, eleştirme ve aşağılamakdan, hesaba çekmekten, itham etmekten, zan altında bırakmaktan kaçınılmalıdır ki, aile bireyleri seve seve katılsınlar. Çünkü bunlar hem çocukları hem de eşleri birbirinden uzaklaştıran, iletişime geçmekten engelleyen faktörlerdir. Bu durumda kişi, eleştiren, sorgulayan kişiden kaçıp, onu “beğenen”, takdir eden sosyal medya arkadaşlarına gidiyor, o dünyanın yalancı rahatlığına sığınıyor.

Mümkünse hanenin bir odası, örneğin mutfak veya salon sosyal medyanın hiç girmediği bir mekan haline getirilsin. Hane halkı, o mekana girerken, telefonlarını dışarı bıraksın. Böylece o mekanda sohbet ve muhabbet ortamı kendiliğinden doğacaktır. Buna ilaveten, ailecek alınacak bir karar ile yemek, çay, meyve saatlerinde sosyal medya kullanılmasın.

Üçüncüsü: Aile düzeninin korunması, dağılmaktan kurtulması ve ailenin “sıcak yuva” olabilmesi ve aile efradının dışarıdan kaçarak aileyi sığınak olarak görmesi için çocukların ev ortamını sevmesi gerekir.

Bunun için de evi sevimli bir ortam haline getirmek lazım. Çünkü aile ortamı, çocuğun sevgi, şefkat, güven, empati gibi duygusal ihtiyaçlarını karşılayan bir kurumdur. Ailede bunları alamazsa dışarıda arayacaktır. Kişi psikolojik ihtiyaçlarını aileden kopukluk sebebiyle de, toplumdaki kötülüklere meyledebilir.

Aile içi sevgi ve merhametin, şefkatin hakim olduğu, çocuğun sevilip terbiye edildiği ve desteklendiği bir aile ortamında bulunan çocuk, dışarıdakilerin aldatmalarına kanmayacaktır.

Dördüncüsü: Anne-babanın kendi arasında sağlıklı bir iletişime sahip olması ve iyi geçinmesi aile yuvasının sıcaklığına katkı sunar.

Karı-koca, mümkün olduğu kadar gerginlikten uzak ve kendi fıtratlarına uygun davranırlarsa çocukları da olumlu etkileyecek ve aileye daha fazla bağlanmalarına neden olacaktır. Anne-babanın tartışması ve kavgası çocukları en az bir savaş kadar etkileyip evin sıcak ortamından uzaklaştırıyor

Günümüzün hayat şartları içinde bu anlatılanların uygulamasının kolay olmadığı bir gerçektir.   Fakat insan, doğru bildiği ve kabul ettiği o gerçeklere, hayatı boyunca bir ideal şeklinde yükselmeye gayret eder. “Bir düşünce ekerseniz, bir davranış biçersiniz; bir davranış ekerseniz bir karakter biçersiniz; bir karakter ekerseniz bir kader biçersiniz.” sözünde ifade edildiği gibi küçük adımlar zamanla büyük hayatlara dönüşür. 

Hem mesuliyetler de, ihtiyar ve iktidara göredir.

Hem “Bir şey tamamıyla elde edilmezse, bütün bütün terkedilmez.”

O halde doğruyu, mükemmeli bilmek, müdafaa ve teşvik etmek ve elden geldiğince gayret göstermek; bir tekâmül yolu ve bir vazifedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun