Zarara zararla karşılık yoksa, kısas niye?

Tarih: 26.04.2016 - 11:30 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Peygamber efendimiz zarara zararla karşı vermek yoktur diyor, ancak kısasa kısas değil mi?
- Mesela arkadaşımız bizle dalga geçti kalemimizi kırdı veya yumruk attı vs. biz ona bir şey yapmayınca kötü duruma düşmeyiz mi?
- Tabiri caizse enayi konumuna düşmeyiz mi?
- Biz vurmasak bir daha gelip vuracak.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Önce şunu belirtelim ki, “Zarara zararla karşı vermek yoktur.” hadis rivayeti tartışılmıştır. Zayıf diyenlerin yanında sahih veya hasen diyenler de vardır. Mesela;

- Hâkim  bu hadisi rivayet etmiş ve “bunun Müslim’in şartına uygun olduğunu” belirtmiştir. Zehebi de bunu tasdik etmiştir. (bk. Hâkim, el-Müstedrek, 2/66)

- Heysemi de bu hadis rivayeti için: “senedinde İbn İshak var. Bu kişi müdellisdir, fakat sikadır” demek suretiyle rivayetin en azından “hasen” olduğuna işret etmiştir. (bk. Mecmau’z-Zevaid, 4/110/h. no: 6536)

İmam Nevevi de İbn Mace ve Darekutni’nin rivayet ettiği bu hadisin “hasen” olduğunu bildirmiştir. (bk.Nevevi, el-Arbaine’n-Neveviye, 32. hadisin açıklaması)

Bu ve benzeri açıklamalardan anlaşılıyor ki, bu hadis rivayeti, sahihtir veya hasendir / yani zayıf değildir.

- Dinimiz, kimsenin kimseye zarar vermemesini emreder. Bu yasağa rağmen zarar veren olursa, zarar gören intikam almak üzere mukabil bir zarar vermemelidir. Hadisteki "Zarara karşı zarar vermek yoktur." cümlesi bunu ifade eder.

Bu hadisi şerh eden Münâvî, zarar görenin zarar vermesi değil, affetmesi gereğini belirtir.

Alimler hadiste geçen dırar kelimesinde müşâreke yani, iki kişinin birbirine zarar verme manasının varlığına dikkat çekerler. Bu yasaklanmış olunca, zarara uğrayan kimse, intikam almanın caiz olduğuna zannederek öbürüne zarar vermemelidir. Ona düşen şey aftır, affetmezse zararını meşru yollarla tazmin ettirir. Tazmin suretiyle hakkını almak ise, öbür tarafa zarar sayılmaz. (krş. Münavi, Feyzu’l-kadir, 6/431)

- Bu hadisi şöyle yorumlayan alimler de vardır:

Hadiste yer alan “Darar = Zarar”dan maksat, İslam dininde ön görülen hükümlerde, cezalarda, kısas gibi müeyyidelerde asla zararın söz konusu olmadığını vurgulamaktır.  Müfaale bubında mastar olan “Dırar” kelimesi ise, kişilerin karşılıklı olarak birbirine zarar vermeye kalkışmalarıdır.

Demek ki, hadisteki bu yasak, elbette İslam’da yer alan kısas gibi hükümleri kapsamaz. Çünkü, kısas müeyyidesi, hayatı garanti eden bir kuraldır. Çünkü, öldürüleceğini bilen kimse başkasını öldürmez. “Sizin için kısasta hayat var.” (Bakara, 2/179) mealindeki ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir.

Hadisteki “karşılıklı zarar” ise, Allah’ın emretmediği, aksine yasakladığı, kuralsız, ulu orta, keyfi ve nefsani bir arzuyla yapılan haksızlıktır. Örneğin; İslam’da kısas vardır. Fakat kan davası yoktur. Çünkü kısas, yalnız caniye yönelik bir müeyyidedir. Kan davası ise, caninin şahsı yanında akrabalarını da hedef tahtasına koyan zalimane bir kuralsızlık kuralıdır. Birisi adaleti gerçekleştirir, diğeri anarşiyi ve fitneyi doğurur.

- Bu konuda söylenmesi gereken önemli bir nokta da şudur:

İlk başta birisine haksız yere zarar vermek haram olduğu gibi, karşı taraftan kısasını/hakkını almak isteyen kimsenin hakkından fazla zarar vermesi de haramdır.

Ceza verecek olursanız, size yapılan muamelenin misliyle cezalandırın. Ama eğer bu hususta sabrederseniz, bilin ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır.” (Nahl, 16/126),

Kötülüğün karşılığı, ona denk bir kötülüktür. Fakat kim bağışlar ve barış yolunu seçerse, onun ödülü Allah'a aittir. O ise zalimleri hiç sevmez.” (Şûrâ, 42/40)

 mealindeki ayetlerde “suç ile cezanın orantılı olması gereğine” işaret edildikten sonra, sabredip hakkından vazgeçenlerin, affedip bağışlayanların daha erdemli olduklarına dikkat çekilmiştir.(krş. Abdullah b. Salih el-Muhsin, Şerhu’l-arbaine’n-Neveviye, 1/63-64)

Bundan da anlaşılıyor ki, hadisteki ifadeler, ayetteki kısas kaidesine aykırı değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun