Yönetici, katip ve istihbaratçı olmadan ölürsen kurtuluşa erdin, ne demektir?

Tarih: 02.12.2017 - 01:14 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Mikdam İbnu Ma'dikerib (radıyallahu anh) anlatıyor:
"Resulullah (aleyhissalatu vesselam) omuzuma vurdu ve: 'Ey Kudeym (Mikdamcık)! Emir, katip, arif olmadan ölürsen kurtuluşa erdin demektir!' buyurdu.”
- Bu hadis-i şerifi açıklar mısınız?
- Hadise göre, yönetici, katip ve istihbaratçı olmak günah mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hayır, günah değildir. Aksine, toplumsal bir görev olan bu tür hizmetleri hakkıyla yerine getirmenin mükafatı büyüktür ve sevabı çoktur.

Hadiste geçen konular, o sahabi ile ilgili özel bir durumdur ve Peygamberimiz (asm)'in o sahabiye özel bir uyarısıdır.

İlgili hadis rivayeti şöyledir:

Mikdâm b. Madîkerib'den demiştir ki: Rasûlullah (asm) onun omuzlarına dokunarak: "Ey Mikdamcığım ne mutlu sana eğer ölürsen (halkın başında) bir idareci de değilsin, (bir idarecinin) kâtibi de değilsin, haklarında bilgi toplayıp halifeye sunmak üzere halk arasında görevli bir kimse de değilsin.” buyurdu.”

İrâfe: Bir kabilenin idaresi ve o kabile hakkında bilgi toplayıp devlet reisine sunma işi demektir. Bu görevi yüklenen kimseye de "arif" ismi verilir.

"Avnü'I-Mabûd" yazarının açıklamasına göre, her beş arifin üzerinde "menkıb" denen bir başkan bulunur. Bu başkan da doğrudan doğruya devlet baş­kanına bağlıdır. Görülüyor ki bu teşkilât günümüzdeki mahalli ve mülkî ida­relerin çekirdeği mesabesinde bir teşkilattır. Zamanla günün icaplarına ve şartlarına uygun bir şekilde gelişmiştir.

Metinde geçen "kudeym" kelimesi "kadim" kelimesinin ism-i tasgiridir. Onun için biz bu kelimeyi "Mikdamcığım" şeklinde tercüme ettik.

Hz. Peygamber Efendimiz (asm)'in Mikdam'la konuşmadan önce onun omuzlarına ha­fifçe dokunmaktan maksadı, ona olan sevgi ve yakınlığını bildirmek ve söy­leyeceği sözlere karşı dikkatli olmasını sağlamaktır.

Aliyyü'l-Kari'nin açıklamasına göre, "sen arif de değilsin" cümlesindeki arif kelimesi "feîlün" vezninde bir sıfat-i müşebbehe olması itibariyle burada ism-i fail manâsında kullanılmış olabileceği gibi ism-i meful manasında da kullanılmış olabilir.

İsm-i fail manasında kullanılmış olması halinde, ifade edeceği mana yu­karıda açıkladığımız manadır.

Ancak ism-i meful manasına kullanılmış olması halinde ise "tanınmış olma, meşhur olma" anlamlarına gelir.

Kelimenin bu manaya geldiği kabul edilirse, cümlenin manası şöyle olur:

"Ey Mikdamcığım ne mutlu sana ki, ölür­sen bir başkasının veya bir başkanın emrinde görev yapan bir katip olarak öl­meyeceğin gibi, meşhur olmuş bir kimse olarak da ölmeyeceksin."

Resulü Ek­rem Efendimiz (asm) bu sözleriyle Hz. Mikdam hakkında idareciliğin veya bir ida­reci emrinde çalışmanın hayırlı bir iş olmayacağını ve genel olarak şöhretin afet olduğunu ifade buyurmak istemiştir.

Hz. Peygamber Efendimiz (asm) aynı za­manda en büyük ruh doktoru olduğundan, ashabının ruh hallerini ve kabili­yetlerini en ince teferruatına kadar bilir, onlara hallerine uygun tavsiyelerde bulunurdu. Cesur olanları cihada, zenginleri zekata teşvik eder, idarecilik kabiliyeti olanları da idareciliğe getirirdi.

Hz. Mikdam'da idarecilikte böyle bir kabiliyeti bulunmadığı için, hem ona bu görevden kaçınmasını tavsiye etmiş hem de kendisine böyle bir göre­vi vermemekle onun için hayır murat etmiş olduğunu ima ederek onun gön­lünü almıştır.

Nitekim, Hz. Peygamber Efendimiz (asm)'in bazı kimseleri idarecilik görevinden sakındırması, bu yasağın herkes hakkında gelen bir yasak olmasını gerektirmez.

Kabiliyetleri ve liyakatleri sebebiyle bu görevlere getirilip de hakkıyla yürüten kimsele­rin ecir ve sevapları çok büyüktür. Onların Allah'ın yardımına mazhar ola­cakları bizzat Peygamber Efendimiz (asm) tarafından haber verilmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun