Yemin kefareti ödememenin vebali nedir?

Soru Detayı

- Yemin etmenin hükmü nedir?
- Yemin Çeşitleri nelerdir?
- Yemini bozmanın kefareti nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Yemin Kefâretinin Hükmü

Esasen yemin etmenin bizatihî kendisi dinen tasvip edilmemekle birlikte, bilerek yapılan yeminin bozulması bir bakıma Allah şahit tutularak verilen sözde durulmaması anlamını taşıdığından, daha kusurlu ve günah bir davranış sayılmış, bunun için de bilerek yaptığı yeminini bozan kimse kefâretle yükümlü tutulmuştur.

Bazı hadislerde de kişinin yeminini bozması daha hayırlı olduğunda kefâret vererek yeminini bozması istenmiştir. (İbn Mâce, Keffârât, 7-8)

Yeminini bozanın kefâret vermesi, yeminin durumuna göre değişir.

Kefâret vermesi gereken bir kimsenin bu kefâreti ödemesi ise vaciptir. Vacibi terk eden günahkâr olur.

Yemin Etmenin Hükmü

Yemin kural olarak mubahtır, ancak gereksiz yere yemin etmek ve bunu alışkanlık haline getirmek hoş görülmemiş, sıkça yemin etmek Allah’ın adına karşı bir saygısızlık kabul edilmiştir.

Yalan yere yemin ise büyük günahlardandır.

Hanefî, Mâlikî ve Hanbelîlere göre yeminlerde aslolan ibâhadır, fakat gereksiz yere çok yemin etmek mekruhtur.

Şâfiîlere göre ise yemin kural olarak mekruhtur ve bir ihtiyaç olmadıkça yemin edilmemelidir. (bk. el-Kalem, 68/10; İbn Mâce, Keffârât, 5)

Ayrıca Hanbelîler yeminin farklı durumlarda farklı hükümler kazanabileceğini belirterek;

- Yeminin bir masumun canını korumak için vacip,
- Husumet ve kavgayı sona erdirmek için mendup,
- Mubah bir şeyi yapmak veya yapmamak için mubah,
- Mekruh bir şeyi yapmak için mekruh,
- Haram bir şeyi yapmak için haram olacağını söylemişlerdir.

“Yemin malın revaç bulmasını sağlar, ancak bereketi yok eder.” hadisi (Buhârî, Büyû, 25; Müslim, Müsâkat, 131) ticarette yemin etmenin mekruh olduğunu gösterir.

Yemini yerine getirmenin hükmü, yemin konusunun hükmüne bağlıdır.

Meselâ, vâcip bir şeyi yapmak veya haramı yapmamak üzere yemin edilirse gereğini yerine getirmek vâcip, bunun aksine olan bir yemine vefa ise haramdır. Mubahı yapmak yahut yapmamak için edilen yemini ifa etmek çoğunluğa göre mubah, bazı âlimlere göre ise vâciptir.

Başkasının bir şeyi yapması veya yapmaması üzerine edilen yeminin gereğinin bu kişi tarafından yerine getirilmesinin hükmü de yukarıdakine benzer; sadece yeminin konusu mubah veya mendup ise bunun yerine getirilmesi mendup sayılır.

Hz. Peygamber (asm)'ın başkasının ettiği yeminin gereğini yerine getirmeyi (ibrârü’l-kasem) tavsiye etmesi (Müslim, Libâs, 3) bunun delilidir.

Meşrû bir konuda anlaşmak yahut verilen sözü kuvvetlendirmek, muhatabı ikna etmek amacıyla yapılan yeminlere de uymak gerekir. (bk. el-Mâide, 5/89; en-Nahl, 16/91)

Ancak yemine uyulması fert ve toplum yararına aykırı ise ve yemin edeni harama düşürecek nitelikteyse, yemini bozup kefâret vermek gerekir.

Mesela, borcunu ödememeye veya anne babası ile konuşmamaya yemin etmek böyledir. Nitekim bir hadiste,

“Bir kimse bir şey için yemin eder, sonra da ondan daha hayırlısını görürse, yeminini bozsun ve kefâret versin.” (Müslim, Eymân, 11) buyurulmuştur.

Yemin Çeşitleri

Yeminler şekil ve sîga bakımından Allah’ın adı veya bir sıfatı kullanılarak yapılan yeminler, şarta ta‘lik yoluyla yapılan yeminler şeklinde ikiye ayrılır; muhtevaları ve geçerlilik şartları taşıyıp taşımamaları bakımından ise üç kısımdır.

1. Yemîn-i Lağv.

a) Yanlışlıkla veya doğru olduğu sanılarak yapılan yemin. Borcunu ödediğini zannederek, “Vallahi borcumu ödedim” diye yemin etmek böyledir.

b) Konuşma sırasında yemin kastı olmadan yapılan yemin (Buhârî, Eymân, 14) “Allah lağv yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz.” âyeti (Bakara, 2/225; Mâide, 5/89) buna delâlet eder.

2. Yemîn-i Gamûs.

Geçmişteki bir hadiseyle ilgili olarak kasten yalan yere yapılan yemindir; buna “yemîn-i fâcire” de denir. Gerçeğe uygun olan yemin ise “yemîn-i sâdık” diye adlandırılır.

Yalan yere yemin, yemin eden kimseyi cehenneme sokacağı için “daldırmak” anlamındaki kökten gelen “gamûs” kelimesiyle tanımlanmıştır.

Bu yeminin doğurduğu sonuca göre günahının ağırlığı da değişir.

“Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir şey karşılığında değiştirenler var ya işte onların âhirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları arındırmayacaktır. Onlar için elem verici bir azap vardır.” (Âl-i İmrân, 3/77), âyetiyle

“Bir Müslümanın malıyla ilgili haksız yere yemin eden kişi Allah’a kavuştuğunda O’nun gazabıyla karşılaşır.” (Buhârî, Eymân, 17; Müslim, Îmân, 218-224; ayrıca bk. Müsned, II, 361-362)

meâlindeki hadis bu tür yeminin günahını ifade eder.

Ancak masum bir kimsenin canını veya malını korumak adına yalan yere yemin etmek günah sayılmadığı gibi, korunan hakkın öneminden dolayı dinen gerekli görülmüştür.

3. Yemîn-i Mün‘akide/Ma‘kude.

Şartlarına uygun yapılan yemindir. “Vallahi seni ziyaret edeceğim.” cümlesinde olduğu gibi geniş zamanlı olarak yapılırsa “yemîn-i mutlak” (mürsel), “Vallahi bugün yemek yemeyeceğim.” şeklinde bir vakitle kayıtlı olarak yapılırsa “yemîn-i muvakkat” adını alır.

Bir sebepten dolayı yapılan yemin ise (yemîn-i fevr) fakihlerin çoğunluğuna göre bu sebeple anlam kazanır. Meselâ bir kimse öğle yemeğine davet edildiğinde, “Vallahi ben öğle yemeği yemem.” dese genelde bu yemin o yemekle sınırlı olur ve başka bir yerde öğle yemeği yediğinde yemini bozulmaz. Bazı âlimlere göre ise burada sebebe bakılmayıp herhangi bir yerde öğle yemeği yemesiyle yemini bozulur.

Yemini Bozmanın kefâreti

Bir yemini yerine getirmeme (yemini bozma) halinde kefâretin gerekli olup olmaması (kefâretin hükmü) yeminlere göre farklılık gösterir.

Yemîn-i lağvda kefâret gerekmez; yemîn-i mün‘akidi bozan kişiye kefâret gerekir.

Yemîn-i gamûsun bağışlanması için kefâret yeterli olmayacağından çoğunluğa göre bu yeminden dolayı kefâret vermeyip tövbe etmek, bu yüzden bir kimsenin hakkı zayi olmuşsa onu telâfi edip helâllik almak gerekir; Şâfiîler’e göre ise ayrıca kefâret verilir.

Unutma, bilmeme ve zorlamanın yeminin bozulmasına etkisi mezhepler arasında tartışmalıdır.

Şâfiî ve Hanbelîlere göre bu durumlarda yemine aykırı hareket edilmesi halinde yemin bozulur, ancak kefâret gerekmez.

Hanefîler’e göre ise yemin bozulur ve kefâret gerekir.

Mâlikî mezhebinde daha ayrıntılı hükümler mevcuttur.

Şartlarına uygun olarak yapılan yeminin bozulması durumunda gerekli olan kefâret on fakiri doyurmak veya giydirmek yahut bir köle âzat etmektir; bunlara gücü yetmeyen kimse üç gün oruç tutar. (bk. el-Mâide, 5/89)

Birden Fazla Yemin Bozmak

Hanefî ve Hanbelîlerin bir kısmına göre birden fazla yemin için bir kefâret yeterlidir; Şâfiî ve Mâlikîler’le Hanefî ve Hanbelîler’in bir kısmına göre ise, her yemin için ayrı kefâret ödenir.

Kefâretten Sonra Tekrar Yemin Etmek

Bir yeminin kefâreti ödendikten sonra tekrar yemin edilir ve bozulursa, onun için de ayrı kefâret ödenmesi gerektiği konusunda görüş birliği vardır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
62.428 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun