Şafi mezhebine göre yemin ve kefaretler ile ilgili hükümler nelerdir?

İçindekiler

Birbiriyle alâkalı oldukları için bu üç kavramı bir arada aynı başlık altında incelemeyi uygun gördük. Başlıktaki sıralamaya uyarak önce yemin konusu­nu ele alacağız.

A) Tanımı

Yemin kelimesi Arapça'da "güç, kuvvet, sağ el ve and içmek" anlamları­na gelir. Sol ele nisbetle daha güçlü olduğu için sağ ele yemin denmiştir.Câhiliye döneminde insanlar karşılıklı olarak and içtiklerinde birbirlerinin sağ ellerini tuttuklarından dolayı and içmeye de yemin adı verilmiştir. Dinî bir terim olarak yemin, and içenin bir işi yapma veya yapmama konusundaki az­mini güçlendiren bir akidden ibarettir. (Serahsî, el-Mebsût, 8/126.)

Yemin, dinen meşru sayılan ifadelerdendir. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de de görüldüğü gibi yüce Allah bizzat yemin etmiş, Peygamber Efendimiz'e de ye­min etmesini emretmiştir. Şu âyetlerde olduğu gibi:

"Güneşe ve aydınlığına andolsun. Onu izlediğinde aya andolsun. Onu or­taya çıkardığında gündüze andolsun." (Şems, 91/1-3.)

"Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı." (Necm, 53/1-2.)

"Tın'e ve zeytuna andolsun. (Tefsir bilginleri âyette geçen tin ve zeytun kelimelerinin incir ve zeytin mânalarına cins isim olabileceği gibi, iki kutsal mekânın adı da olabileceğini söylemişlerdir.)Sina dağına andolsun. Bu güvenli şehre (Mekke'ye) andolsun ki, biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarat­tık."(Tîn, 95/1-4.)

Abdullah b. Ömer'den (r.a) rivayet edilen bir hadiste sevgili Peygamberi­miz şöyle buyurmuştur:

"Yemin etmek isteyen kimse Allah'ın ismine veya sı­fatlarından birine yemin etsin yahut sussun (da asla yemin etmesin)." (Buhârî, Eymân, 4; Tecrîd-i Sarih Tercemesi, 8/107.)

Aynı zattan rivayet edilen başka bir hadise göre de sevgili Peygamberi­miz (s.a.v) ashabına hitaben şöyle buyurmuştur:

"Ashabım! İyi biliniz ki, her kim yemin etmek zorunda kalırsa, yalnız Allah adına and içsin (Başka bir şe­ye yemin etmesin). Kureyş, babaları üstüne yemin ederlerdi de Resûlullah on­lara, 'Babalarınızın üstüne and içmeyiniz' buyururdu."(Tecrîd-i Sarih Terce m esi, 10/37.)

B) Hükmü

Yemin etmek her ne kadar mubah ise de fazlaca yemin etmek mekruh­tur. İmam Şafiî, "Hiçbir zaman Allah adına doğru veya yalan yemin etmedim" demiştir.(Zühaylî, el-Fıkhü'l-İslâmî, 4/2443.)

Yüce Allah da

"Yeminlerinize Allah'ı siper yapmayın." (Bakara, 2/224.)

buyurmakla, fazlaca ve gereksiz yere yemin etmenin iyi bir davranış olmadığı uyarısında bulunmuştur. Çünkü yemin eden kişi belki de yemininin gereğini yerine getir­mekten âciz kalabilir ve bu yüzden de sıkıntıya düşebilir. Ama vacip veya mendup bir işin yapılması ya da haram yahut mekruh bir işin yapılmaması için yemin etmek gerekiyorsa, o zaman böyle bir yeminin yapılması, taat ve se-vaplı işler cümlesinden olur.

Şu halde muhatabı etkileyip ikna etmek, bir işi yapmaları için başkaları­na teşvikte bulunmak veya bir malı satabilmek için yemini araç olarak kullan­mak, yüce Allah'a karşı saygısızlık olur. Sevgili Peygamberimiz, bir malı sa­tarken müşteriye güven vermek amacıyla yemin etmenin doğru olmayacağı­nı bildirmiştir.

"Yemin, malın satılmasına vesile olur, ama bereketin de yok olmasına se­bep olur." (Buhârî, Büyü', 26; Müslim, Eymân, 117.)

Bir şeyin çok önemli olduğunu muhataba bildirmek için yemin etmek mu­bahtır. Buna örnek olarak Peygamber Efendimiz'in şu hadisini gösterebiliriz:

"Allah'a yemin ederim ki, benim bildiklerimi bilseydiniz elbette ki az güler çok ağlardınız." (Buhârî, Küsûf, 2.)

C)  Yemini Bozmayla İlgili Hükümler

a) Yemini bozmak bazan vaciptir. Bir günah işlemeye veya bir vacibi yap­mamaya yemin etme halinde yemini bozmak vacip olur. Söz gelimi içki içme­ye veya namaz kılmamaya yemin eden kişinin, yeminini bozup kefaret verme­si gerekir.

b) Yemini bozmak, bazan haramdır. Vacip bir işi yapmaya veya haram bir işi yapmamaya yemin etme halinde yemini bozmak haram olur. Meselâ oruç tutmaya yahut kumar oynamamaya yemin eden kişinin, yeminini bozup oruç tutmaması veya kumar oynaması haramdır.

c) Yemini bozmak bazan mendup olur. Mendup bir işi yapmamaya veya mekruh bir işi yapmaya yemin etme halinde yemini bozmak mendup olur. Me­selâ yemek yerken besmele çekmemeye ya da yemeği sol elle yemeye ye­min eden kişinin bu yeminini bozması menduptur.

d)  Yemini bozmak bazan mekruh olur. Mekruh bir işi yapmamaya veya mendup bir işi yapmaya yemin eden kişinin, bu yeminini bozması mekruhtur. Yukarıdaki örneğin tersi burada örnek olarak gösterilebilir.

e)  Yemini bozmak bazan hilâf-ı evlâ olur. Meselâ mubah bir işi yapmaya veya yapmamaya yemin etme durumunda, yapılan yemini bozmak hilâf-ı ev-lâ/tenzîhen mekruh olur. Böyle bir yemin sahibinin, Allah adının saygınlığını korumak için yemininin gereğini yapması daha uygun olur.

Yeminini bozan kişi, her halükârda kefaret ödemekle yükümlüdür.

D)  Yeminin Kısımları

Yemin; gamus, lağv ve mün'akit olmak üzere üç kısma ayrılır:

a) Gamûs yemini

Bu, geçmiş veya şimdiki zamana ait bir iş üzerine bilerek, yalan yere ye­min etmektir. Gamûs kelimesi, "aldatıcı ve batına" anlamına gelir. Bu yemin, sahibini günaha götürüp cehennem ateşine batırdığı için bu adı almıştır. Bir kişi yapmadığı bir iş için, "Vallahi yaptım!.." veya kendisine ait olmayan bir şeyi kastederek, "Vallahi bu benimdir." derse, bu yeminine gamûs yemini denir. Bu şekilde yalan yere yemin eden kişi büyük günah işlemiş olur. Sev­gili Peygamberimiz, gamûs yemini büyük günahlar arasında sayarak şöyle buyurmuştur:

"Büyük günahlar; Allah'a ortak koşmak, anne babaya âsi olmak, adam öldürmek ve yalan yere yemin etmektir." (Buhârî, Eymân, 16.)

Gamûs yemini (yalan yere yemin) etmekten dolayı meydana gelen büyük günahtan kurtulmak için yemin kefareti vermek gerekir. Bunu şu âyetten anlı­yoruz:

"Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bi­le bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar."(Mâide, 5/89)

Bu nas, hem geçmiş zamanla hem de gelecek zamanla ilgili yeminleri kapsamaktadır. Dolayısıyla gamûs yemininden ötürü de kefaret vermek gere­kir. Çünkü bir bakıma bu yemin, mün'akit yeminden sayılmaktadır.

Hanefî mezhebine göre, gamûs yemininden dolayı kefaret vermek gerek­mez. Çünkü bunun günahı kefaret vermekle ortadan kalkmaz. Bunun için töv­be ve istiğfarda bulunulması gerekir. Eğer bu yemin sebebiyle başkasının hakkı elinden alınmış ise, bu hak sahibine geri verilmeli, ayrıca kendisinden helâllik alınmalı ve yüce Allah'tan da af dilenmelidir.

b)  Lağv yemini

Yemin kastı olmaksızın dil sürçmesi neticesinde edilen veya bir şeye ye­min etmek kastedildiği halde yine dil sürçmesi sebebiyle başka bir şey üzeri­ne edilen yemindir. Meselâ kişinin konuşma sırasında yemin kastı olmaksızın lafın gelişi, "Evet, vallahi", "Hayır, vallahi" demesi veya bir kişiye olan borcunu ödediğini tekid etmek maksadıyla, "Vallahi ona olan borcumu ödedim." diyeceği yerde, "Vallahi ona evimi sattım." demesi gibi. Lağv yemininden dolayı kefaret vermek gerekmez.

Hanefî mezhebine göre, gelecek zamanla ilgili yeminlerde lağv söz konu­su olmaz. Aksine gelecek zamanla ilgili yemin, -yemin kastı olmasa bile- mün'akit yemin sayılır. Bozulması durumunda kefaret vermek icap eder.

c)  Mün'akit Yemin

Geleceğe ait bir işi yapmaya ya da yapmamaya edilen yemindir; "Vallahi şu işi yapacağım" ya da, "Vallahi şu işi yapmayacağım" demek gibi. Bu yeminin gereğini yapmak vaciptir. Aksi halde kefaret gerekir. Âyette şöyle buyrul-muştur:

"Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin kefareti, ai­lenize yedirdiğinizin orta hallisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydir­mek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun kefareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin kefareti budur. Ye­minlerinizi tutun." (Mâide, 5/89.)

Bu yemin vacip, günah, mendup yahut mubah bir işi yapmak veya yap­mamakla da ilgili olsa, gereği yapılmadığı takdirde kefaret vermek gerekir. Edilen yemin "Vallahi bugün öğle namazını kılacağım." veya "Vallahi ra­mazan orucunu tutacağım." şeklinde farz bir fiilin işlenmesiyle ilgiliyse, gereği­ni yapmak farzdır. Yapılmaması caiz olmaz. Zira bir hadis-i şeriflerinde sevgi­li Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

"Kim Allah'a itaat etmeyi adamışsa O'na itaat etsin. Kim de O'na isyan etmeyi adamışsa (sakın) O'na isyan etme­sin." (Buhârî, Eymân ve"n-Nüzûr, 28.)

Yemininin gereğini yapmayan kişi, yeminini bozmuş olduğu için günah­kâr olur, dolayısıyla kefaret vermesi gerekir.Edilen yemin vacip bir işi yapmamaya veya günah bir fiili işlemeye ilişkin ise, meselâ, "Vallahi farz namazları kılmayacağım" ya da, "Vallahi içki içece­ğim" şeklinde yemin edilmişse, derhal tövbe ve istiğfarda bulunmalı, sonra da bu yemini bozup kefaret verilmesi gerekir. Çünkü böyle bir yeminin yapılma­sı, gereği yerine getirilse de getirilmese de başlı başına bir günahtır. Bu hu­susta sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

"Bir şeye yemin edip de (yapmaya yemin ettiğinden) başka birisi daha hayırlı bulan kişi, hayırlı bul­duğu işi yapsın ve yemininden dolayı kefaret versin." (Müslim, Eymân, 3.)

Edilen yemin, mendup bir işi yapmaya ilişkin ise, meselâ, "Vallahi hasta ziyaretinde bulunmayacağım" şeklinde yemin edilmişse, bu yemini bozup hasta ziyaretine gidilmeli ve kefaret verilmelidir.Edilen yemin mekruh bir işi yapmayla ilgili ise, meselâ, "Vallahi namazda sağıma soluma bakacağım" şeklinde yemin edilmiş ise bu yemini bozup sağa sola bakmaksızın namazı düzenli bir şekilde kılmalı ve kefaret ödenmelidir.Edilen yemin mubah bir işi yapmaya dair ise, meselâ, "Vallahi geziye çı­kacağım." şeklinde yemin edilmiş ise bu yemine bağlı kalmak daha faziletlidir. Bu, yüce Allah'ın adına saygılı olmanın gereğidir. Yüce Allah bu konuda şöy­le buyurmuştur:

"Antlaşma yaptığınız zaman, Allah'a karşı verdiğiniz sözü ye­rine getirin. Allah'ı kendinize kefil olarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi boz­mayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir." (Nahl, 16/91.)

E)  Unutarak veya Tehdit Altında Kalarak Yemini Bozmanın Hükmü

Unutarak, tehdit altında kalarak yeminini bozan kişi ile uyku, cinnet, bay­gınlık, yanılma -sarhoşluk verici bir maddeyi bilerek ve mazeretsiz olarak kul­lanmış olmamak kaydıyla- sarhoşluk hallerinde yeminini bozan kişinin kefaret vermesi gerekmez. Konuyla ilgili hadis-i şeriflerde bu hüküm açıkça bildiril­mektedir. Şöyle ki:

"(Amelleri yazan) kalem üç kişinin üzerinden kaldırılmıştır: Ergenlik çağı­na varıncaya kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uykudaki kişiden ve kendine gelinceye kadar deliden."(İbn Mâce, Talâk, 15.)

"Tehdit altında kalan kişinin üzerinde yemin yoktur." (ibnü'l-Cevzî, et-Tahkîk, 2/383.)

Başkalarının tehdidine maruz kaldığından ötürü yeminini bozan kişinin kefaret vermesi gerekmez. Diğer hadiste şöyle buyrulmuştur:

"Şüphesiz Al­lah, ümmetimin yanılarak, unutarak ve tehdit altında kalarak işledikleri günah­ları bağışlamıştır." (İbn Mâce, Talâk, 16.)

F)  Yeminin Bağlayıcı Olmasının Şartları

Edilen bir yeminin bağlayıcı olması için şu şartların bulunması gerekir:

1.  Yemin eden kişi akıllı ve ergen olmalıdır. Şu hÂlde delinin ve çocuğun yemini bağlayıcı değildir. Çünkü bunlar, yaptıklarından dinen ve hukuken so­rumlu değildirler.

2.  Edilen yemin, lağv yemini türünden olmamalıdır.

3. Edilen yemin, Allah'ın isim ve sıfatlarından biriyle yapılmış olmalıdır. "Vallahi, Allah adına, Allah'ın üstünlüğüne, ilmine, kudretine yemin ederim ki..." gibi. Allah'ın isim ve sıfatlarından başka bir şeyle yemin etmek caiz değildir. Zaten böyle bir ifade yemin olarak oluşmaz. Sevgili Peygamberimiz bu husus­ta şöyle bir uyarıda bulunmuştur:

"Şüphesiz Allah, baba ve dedeleriniz adına yemin etmenizi yasaklıyor. Kim yemin edecekse Allah'ın adı ile yemin etsin ya da sussun." (Buhârî, Eymân, 4.)

Şunu da ifade edelim ki, Kur'ân-ı Kerîm üzerine edilen yeminler de ge­çerlidir. Mushaf üzerine edilen yeminler de aynı şekilde geçerlidir. Çünkü mushafın içinde yazılı olan Kur'an âyetleri, Allah kelâmıdır. Kelâm da Allah'ın sıfatlarındandır.

G) Lafız Yönünden Yeminin Kısımları

Yemin, sarih ve kinayeli olmak üzere iki kısma ayrılır:

1. Sarih. Açık ve kesin olan yemindir. Allah veya rahman gibi Cenâb-ı Al­lah'a mahsus bir isimle yemin eden kişinin yemini sarih olup kesinlik kazanır. Bu şekilde yemin edenin, "Ben bu sözümle yemin değil başka bir şey deme­yi kastetmiştim" demesine itibar edilmez.

2.  Kinaye. Açık ve kesin olmayan yemindir. İnsanlara da takılabilen, ama çoğunlukla Allah'ın ismi olarak kullanılan Aziz ve Rahim gibi isimlerden biriyle yemin eden kişinin yemini geçerli olur. Ancak yemin sahibi, "Ben bu sözle ye­min kastetmedim, falan kişinin adını kastettim." derse, bu sözü yemin sayıl­maz.

H) Yemin Kefareti

Yeminini bozan veya gamûs yemini şeklinde yemin eden kişinin kefaret vermesi gerekir. Yemin kefareti şu âyette anlatıldığı gibidir:

"Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin kefareti, ai­lenize yedirdiğinizin orta hallisinden on yoksulu doyurmak yahut onları giydir­mek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa onun kefareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin kefareti budur. Ye­minlerinizi tutun. Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz." (Mâide, 5/89.)

Bu âyet-i kerîmeden de açıkça anlaşıldığı gibi yeminini bozan veya ga-mûs yemini şeklinde yemin eden kişi kefaretle yükümlü olur.Gerekli şartları taşıyarak gerçekleşen mün'akit yeminin ve gamûs yemi­ninin gerekleri yerine getirilmediği takdirde kefaret vermenin zorunlu olacağı­nı yukarıda ifade etmiştik.Gamûs yemini, kişinin, "Falan şahıstan şu kadar alacaklıyım" deyip bu sözünü yalan yere tekrarlayarak yemin etmesidir. Ama, "Falan şahısla konu­şursam üzerimde bir adak olsun." deyip de o şahısla konuşursa, yaptığı bu adağa nezr-i licac denir ki bu sözünün aksine hareket etmesi durumunda şu üç şeyden biri söz konusu olur:

1.  Yemin kefareti vermesi gerekir.

2.  Yapmayı vaad ettiği şeyi yapmalıdır.

3. Yapmayı vaad ettiği şeyi yapabileceği gibi, yapmayıp yemin kefareti de verebilir ki, kuvvetli olan görüş de budur.

Bir kişi ibadet sayılmayan bir şeyi nezrederse, meselâ, "Şunu yemek..." veya "Şunu içmek adağım olsun." deyip de söylediğinin aksini yaparsa, yemin kefareti vermesi gerekir. Aynı şekilde, "Şuraya girersem yemin kefareti vermek üzerime vacip ol­sun." veya, "Şuraya girersem, üzerime bir adak vacip olsun." der de adağının ne olduğunu belirlemezse, ibadet sayılan işlerden birini yapabileceği gibi, ye­min kefareti de verebilir. Ama, "Allah hastama şifa ihsan ederse, üzerime bir adak vacip olsun." der­se, ibadet sayılan işlerden birini yapması gerekir ve yaptığı ibadeti de adak olarak belirler. Çünkü bu durumdaki adak, yerine getirilmesi gereken bir adak­tır. Dolayısıyla bu adağın yapılmayıp yerine yemin kefareti verilmesi yeterli ol­maz. Eğer bu durumda, "Üzerime yemin olsun ki..." diyecek olursa bu, lağv yemini olur ki, hiçbir şey yapılmasını gerektirmez. Aynı şekilde bir kişi, "Eğer böyle yaparsam Yahudi olayım veya İs­lâm'dan ya da Allah'tan veyahut Kur'ân'dan yahut Resûlullah'tan uzak ola­yım." derse, bu sözü yemin sayılmaz ve hiçbir şey de gerektirmez. Sonra bu kişi şayet bu sözüyle, kendisinin yapılan işle bir ilgisinin bulunmadığını kastet-mişse veya herhangi bir kastı olmaksızın bu söz onun ağzından çıkmış ise kâ­fir olmaz, fakat günahkâr olur. Tövbe edip kelime-i şehadet getirmesi uygun olur. Ama bu sözü söylemekle gerçekten de Allah ve Resûlü'nden uzak olma­yı kastetmiş ise kâfir olur.

I) Yemin Kefareti Nasıl Verilir?

Yemin kefareti, on fakiri doyurmak veya giydirmek ya da bir köleyi hürri­yetine kavuşturmaktır. Bu üçü arasındaki sıraya uymak zorunlu değildir. An­cak bu sayılanlardan birini yapma gücüne sahip olmayan kişinin, üç gün oruç tutması gerekir.

Yemin kefareti olarak yiyecek vermede şu hususlar göz önünde bulundu rulmalıdır:

1. On fakirin her birine 1 müd/avuç (yaklaşık 600 gr.) yiyecek verilmelidir.

2.  Kefaret olarak verilen yiyecek, kefaret veren kişinin bulunduğu belde halkının çoğunlukla tüketmekte olduğu yiyeceklerden olmalıdır. Kefaret veren kişi, bu yiyeceği kendi adına da verse, başkasının adına da verse, bu nitelik­teki bir yiyecek maddesini vermelidir.

3. On fakirin her birine tam 1 müd/avuç yiyecek maddesi verilmelidir. 10 müd yiyeceği on bir fakire paylaştırmak ya da beş fakire giyecek, beş fakire de yiyecek vermek durumunda verilen bu kefaret geçerli olmaz.

Yemin kefareti olarak fakirlere giyecek verme durumunda, verilen giye­ceklerin pantolon, gömlek, sarık, başörtüsü ve ihram gibi giyilmesi âdet olan ve giysi olarak adlandınlabilen şeyler olması şarttır. Bu giysilerden on tane alıp on fakire dağıtmak yeterli olur. Meselâ eldiven, ayakkabı, kuşak veya tak­kenin verilmesi yeterli olmaz. Verilen giysinin, kendisinden yararlanılabilecek derecede sağlam ve dayanıklı olması şart, fakat yeni olması şart değildir. Yıpranmamış olmak kaydıyla giyilmiş, hatta yıkanmış olsa bile kefaret olarak ve­rilmesi yeterli olur.Yemin kefareti vermede insanların örf, âdet, zaman, mekân ve yaşantı farklılıklarını göz önünde bulundurmakta yarar vardır. Sırf kitaplardaki nakille­re dayanarak herkese aynı hükmü uygulamakla hem İslâm'a hem de müslü-manlara haksızlık yapılmış olur. Sırf kitaplarda yazıyor diye aynı tıbbî tedavi yöntemini farklı bölgelerde yaşayan farklı tabiatlara sahip insanlara ayırım gözetmeksizin uygulamak nasıl başarılı sonuçlar getirmezse, dinî hükümleri de bu farklılıkları görmezden gelerek herkese aynı şekilde uygulamak, dinimize karşı büyük bir cinayet olur. (İbn Kayyim, (İ'lâmü'l-Muvakkıîn, 3/66.)

Kefaret için köle azat etmeye gelince, azat edilecek kölenin mümin olma­sı şarttır. Ancak zamanımızda kölelik müessesesi yaşamadığından, kefaret­lerde köle azat etme hükmünün uygulanmasına imkân kalmamıştır.Ömrünün çoğu zamanında kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kim­selerin yeterli azığından fazla bir şeye sahip olmaması nedeniyle yiyecek ve­ya giyecek vermekten ya da köle azat etmekten âciz olan kişi, nisab miktarı mala sahip olsa bile kefaret olarak üç gün oruç tutar. Çünkü nisab miktarı mal, gerek kendisinin, gerek bakmakla yükümlü olduğu kimselerin ömürlerinin ço­ğu zamanında kendileri için yeterli olmayabilir.Bu orucu tutarken, kefaret orucu olduğuna niyet etmek şarttır. Ama peş peşe tutulması, kuvvetli görüşe göre şart değildir.

Hanefî mezhebine göre ise bu orucun peş peşe tutulması şarttır.

J) Yemin Kefareti Ne Zaman Verilir?

Yemin kefaretinin, yemin etmek ve yemini bozmaktan ibaret iki sebebi vardır. Kefaretin, bu iki sebebin vukuundan önce de verilmesi caizdir. Şu şart­la ki, kefaret eğer oruç tutma dışında başka bir şekilde eda ediliyorsa bu ola­bilir. Ama oruç tutarak eda ediliyorsa, oruç bedeni bir ibadet olduğundan do­layı, bu durumda kefaretin sebepten önceye alınması caiz olmaz. Hiç gereği yokken orucu vücûb vaktinden önceye almak, ramazan orucunda da olduğu gibi sahih değildir. Bedenî ibadetin vücûb vaktinden önceye alınması, ancak bir ihtiyaç ne­deniyle caiz olur. Meselâ, iki vaktin namazını cem'-i takdîm şeklinde bir arada kılmak gibi.Ramazanda gündüz oruçlu iken cinsel ilişkide bulunmanın kefareti gibi tek sebepli kefaretlerin, sebeplerinden önceye alınması ise caiz değildir. Ye­min kefareti önceden verilir de kefaret sebebi olan yemin bozma hadisesi meydana gelmezse, kefareti vermiş olan kişi, bu kefareti geri almayı şart koş­muş ise veya alan fakir, bunun vücûb vaktinden önce verildiğini biliyorsa sa­hibi bu kefareti geri alabilir. Aksi takdirde geri alması sahih olmaz. Bir vacibi terketmek veya haram bir fiili işlemek üzere edilen günah içe­rikli bir yemini de bozmadan önce kefaretini vermek caizdir.

K) Yemin Sayısı Arttıkça Kefaret Sayısı da Artar

Yeminler birden fazla olursa, kefaretler de yeminlerin sayısınca artar. An­cak Hanefî mezhebi müctehidlerinden İmam Muhammed'in görüşüne göre yeminler birden fazla olunca iç içe girerler; bu yeminlerin bozulması durumun­da aynı şekilde kefaretleri de iç içe girerler. Dolayısıyla bu gibi durumlarda bir kefaret vermek yeterli olur. (Cezîrî, Mezâhib, 2/85.)

L) Yeminlerde Göz Önünde Bulundurulacak Esaslar

Yeminlerin gereğinin yapılması veya bozulmasında, fetva ve yargı bakı­mından göz önünde bulundurulması gereken esaslar şunlardır:

1.  Niyet.

2. Örf.

3. Yeminde kullanılan kelimelerin lafzî/literal ve dinî ıstılahtaki anlamı.

4.  Kişiyi yemin etmeye sevkeden sebep.

Yemin eğer Allah adına and içerek yapılmış ise, örfün anladığı mânaya göre gerçekleşir. Yeminde kullanılan kelimeler mecaz da olsalar, yine örfen anlaşılan mânalarına göre kabul edilirler.

Yemin eğer talâk (boşama) üzerine yapılırsa, bu yeminde kullanılan keli­melerin örfen anlaşılan mânaları değil, lafızlarından anlaşılan mânaları esas alınır.Bu açıklamadan sonra meselâ bir kişi, "Vallahi şu ağaçtan yemeyeceğim" diye yemin eder de o ağacın meyvesini yerse, ağaç kelimesi gerçekte ağacın kök, dal ve yaprakları anlamını ifade etmekle birlikte yemini bozulmuş olur. Çünkü örfe göre, ağaçtan yememek sözü ile ağacın meyvesinin yenmemesi anlaşılır.

Aynı şekilde bir vali, "Vallahi evimi onarmayacağım." diye yemin eder de bir başkası onun evini onarırsa yemini bozulur. Yine bir kişi, "Vallahi şu yumurtayı yemeyeceğim." diye yemin eder de o yumurtayı çiğnemeden yutarsa yemini bozulur. Çünkü yutmak kelimesi, örfe göre yemek anlamına gelir. Ama "Talâkıma yemin olsun ki, şu yumurtayı ye­meyeceğim." diye yemin eden kişi, o yumurtayı çiğnemeden yutarsa yemini bozulmaz; eşi de boşanmış olmaz. Zira boşama üzerine yapılan yemin de kul­lanılan kelimeler, örfî anlamlarına göre değil, lafzî anlamlarına göre hüküm ifade ederler ve yutmak kelimesi de lafız olarak yemek anlamını ifade etmez. Niyete gelince bu, yeminde kullanılan kelimenin taşıması muhtemel ol­mayan bir anlama niyet etmedikçe muteber olur. Önceki örneklerde de geçti­ği gibi bir kişi, "Vallahi ben bu işi yapmadım." der de bu sözüyle, "O, Allah'tır." demeye niyet ederse, yemini geçerli olmaz. Yine bunun gibi bir kişi, "Billahi ben bu işi yapacağım." der de bu sözüyle Allah'tan yardım dilemeye niyet ederse sözü, yargı bakımından değil de diyaneten muteber sayılır. Çünkü hâkim huzurunda olmadıkça tevriye (sözün ilk anda anlaşılan mânasını değil de başka mânayı kastetmek), yeminde sahihtir.

Namaz kılmamaya yemin eden kişi, cenaze namazı kılmakla yeminini bozmuş olmaz. Zira cenaze namazı her ne kadar dinen namaz ise de örfen namaz sayılmaz; yeminde de örf esas alınır. Bu kişi, rükûlu ve secdeli de ol­sa, bir namazı fâsid şekilde kılmakla yeminini bozmuş olmaz. Diğer akidlerde de hüküm böyledir. Meselâ, bir akid yapmamaya yemin eden kişi, o akdi sahih bir şekilde yapmadıkça yeminini bozmuş olmaz. Ama haccetmemeye yemin eden kişi, fâsid de olsa haccetmekle yeminini bozmuş olur. (Cezîrî, Mezâhib, 2/95-96.)

Kategori:
26715 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun