Yedinci yüzyılda bilimsel gelişmeler olmadığı halde, o dönemin insanları Kur'an'ın hangi yönüne bakarak iman etmişlerdir?.. Bilimsel ayetler o dönemde anlaşılıyor muydu?

Tarih: 02.07.2011 - 00:26 | Güncelleme:

Soru Detayı
- Bugün bilim sayesinde Kur'an'daki gerçeklere şahit olabiliriz, ancak teknolojinin bugüne göre yok denecek kadar az olduğu VII. yy'da, ilahi vahyin ilk muhattapları o gün nelere, hangi "bilim harici" gerçeklere inanmışlardır? - Kur'an'ın Tanrı katından olduğuna nasıl ikna olmuşlardır? - Yirmi üç senelik dilimdeki gaybi haberlere mi iman ettiler? Önceden bildirilip de kısa bir süre sonra vuku bulan şeylere mi? - Hatice, eşinin sözlerini sorgulayıp delil istemiş mi, yoksa sadece doğru sözlülüğüne mi güvenmiştir?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

İslam dininin kabul görmesi teknolojik gelişmelere bağlı değildir. Bugün de bilimsel keşiflere bağlı olarak Kur’an’a bağlananların sayısı, diğer etkenlere göre çok azdır.

Günümüzde Kur'an'a iman edenlerin çoğu Kur'an'ın saf tevhid inancını anlatması, ölümden sonra dirilişi, evrensel ahlaki ilkeleri ortaya koyması gibi özelliklerinden dolayı iman etmektedir. Bunun yanında bilimsel ayetlerin etkisi de elbette vardır. Bilimsel ayetler o dönemdeki batıl inanışları düzeltmiştir. Örneğin;

"Allah O'dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti." (Ra'd, 13/2)

ayeti göklerin dağlar sayesinde ayakta duruyor hurafesini ortadan kaldırmıştır.

Kur’an’ın indiği devirde, Arap yarımadasında revaçta olan bilgiler/ilimler; belagat, şiir, kehanet, tarihî bazı kıssalar, yer ve gökle ilgili bazı hususlardan ibaret idi.

Kur’an, muhataplarını ikna ve muarızlarını susturmak için, özellikle bu konulara dikkat çekmiştir. Belagat ilmi açısından ortaya koyduğu bedi, nazım ve nesir arası yepyeni bir üslup ile belagat erbabına parmaklarını ısırtmıştır. 

Şiir olmamakla beraber, ayetlerin fasılalarında ve diğer ifadelerinde gösterdiği şiirsel kafiye ile öyle bir ses âhnegini, öyle musikî ritimileri  terennüm etmiştir ki, en büyük şairlere hayranlık secdesini ettirmiştir. Keza, verdiği gaybî heberlerle, gaybten haber veren kahinlerini diline kilit vurmuştur. Artı rastgele gaybten haber verme yoluyla insanları kandırmalarının yolu engellenmiş, uydurmalar kapısı kapatılmıştır. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar devam edip gelen insanlık tarihinin çok önemli parçaları, peygamberlerin ve kavimlerinin pek önemli hayat hikayeleri anlatılmış ve geçmiş zamanın önemli olayları geleceğe pek doğru olarak aktarılmıştır. Doğrularla yanlışları karışık olarak kullanan, bununla tarihçilik yaptığı sanan bazı masalcı ve efsaneciler de Kur’an’ın pirüpak bilgileri karşısında sesleri kesmiş ve Kur’an’a kulak vermek zorunda kalmışlardır.

Yine, yarım-yamalak bazı kevnî olaylardan/yer-gök bilgilerinden söz edenler, Kur’an’da, yeri ve gökleri yaratan ve onların gayb bilgilerinin yegâne sahibi olan Allah’ın ortaya koyduğu kozmik olayların mantıksal çerçevedeki doğruluğunu görünce, sus-pus olmuş, eski bilgilerini bir kenara atıp Kur’an’a sarılmışlardır.

İnsanlar, bir yandan Kur’an’da yer alan ve olduğu gibi çıkan gaybî haberlere, yeni vazedilen ve güzelliklerle dolu olan hükümlere, evrensel ahlakî değerlere, insanlığa verilen kadr-u kıymete bakarak, diğer yandan Kur’an’ı elinde tutan ve Allah’ın kelamı olduğunu söyleyen Hz. Muhammed (s.a.v)’in kendilerince çok iyi bilinen üstün karakterine, harika kişiliğine, eşsiz ahlakına, benzersiz ubudiyetine, tasannusuz ciddiyetine, hilesiz sıdk-u sadakatine, telaşsız cesaretine ve yüzlerce mucizesine bakarak iman etmişlerdir.

Tarih boyunca her asırda Kur’an’ın semavı kimliğini gösteren değişik ilmi belgelerin ortaya çıktığı bir gerçektir. Bir iki asırdır ki, bilimsel keşiflerin ortaya koyduğu yepyeni gerçeklerin Kur’an’ın ifadelerinin doğruluğuna hizmet ettiği de bir gerçektir. “Zaman ihtiyarlandıkça Kur’an’ın gençleştiği, remiz ve işaretlerinin daha da parladığı..." da bir gerçektir.

Fakat bütün bu gerçekler bağımsız birer belge değil, eski belgelere ilave olarak ortaya çıkan ek belgelerdir...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun