Sad suresinin 69. ayetinde konu edilen "Mele-i Ala" nedir ve neyi tartışıyorlardı?

Tarih: 03.04.2012 - 04:30 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Konunun daha iyi analaşılması için ilgili ayetlerin meallerini vermek uygun olacaktır:

“De ki: Ben sadece bir uyarıcıyım. Karşı konulmaz güç sahibi tek Allah'tan başka bir tanrı yoktur."

"O, göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin Rabbidir, daima galiptir, çok bağışlayıcıdır.”

"De ki: Bu büyük bir haberdir. Siz ise ona sırt çeviriyorsunuz. Yüce topluluk, kendi aralarında tartışırlarken, onlarla bulunup bilgi edinmiş değilim; Bana, yalnızca apaçık bir uyarıcılık görevi yüklendiğim için vahiy gelmektedir." (Sad, 38/65-70)

Sûrenin genel gayesi, Kur'an'ın muhataplarını İslâm ve Peygamber karşısında tuttukları yolun yanlışlığı konusunda uyarmaktır; geçmiş peygamberlere dair anlatılanlar da bu amaca yöneliktir.

Bu âyetlerde ise aynı amacın Peygamber'in dilinden birkaç cümleyle özetlenerek ortaya konması istenmektedir. Buna göre, putperestlerin

“Bu adam bir sihirbazdır, tam bir yalancıdır.” (Sad, 38/4)

anlamındaki iddialarının  aksine Hz. Muhammed, ne bir sihirbaz ne de yalancıdır; o yalnızca bir uyarıcıdır. Bütünüyle evrenin mutlak yönetici gücü, yalnız Allah'tır. O cebbardır (Allah'ın birliğini tanımayıp kendisine başkaldırmaya kalkışanları kahru perişan etmeye kesinlikle muktedirdir), güçlüdür; buna karşılık inançlarını ve yollarını düzeltenlere karşı da çok bağışlayıcıdır.

Ayette geçen "Büyük haber"in ne olduğu konusunda üç farklı yorum ileri sürülmüştür:

a) Allah'ın birliği ve Hz. Muhammed'in Allah tarafından görevlendirildiği;
b) Burada özetlenen âhiretle ilgili haberler, bilgiler;
c) İnsanlara uyarıcı ve aydınlatıcı haberler ve bilgiler aktaran Kur'an. (bk. Razi ilgili ayetlerin tefsiri)

Bunların hepsinin kastedilmiş olması da mümkündür.

Âyette bu bilgilerin "büyük haber" olarak nitelenmesi, muhatabı, anılan konularla ilgili bilgileri ciddiye almaya, bunların önemini kavramaya teşvik gayesi taşımaktadır. Zira bu bilgilerin kabul veya reddedilmesi, insan oğlunun yalnız dünyasının değil, âhiret hayatının da yönünü ve mahiyetini belirleyecektir. Bu bakımdan "Siz ise ona sırt çeviriyorsunuz" ifadesi, müşriklerin ve "büyük haber" karşısında onlar gibi ciddiyetsiz, düşüncesiz ve sorumsuz tavırlar sergileyenlerin tutumlarının ne kadar yanlış ve tehlikeli olduğuna dikkat çeken bir eleştiridir.

69. ayette geçen “yüce topluluk" anlamındaki “mele-i ala” ile, tefsirlerde genellikle melekler âleminin kastedildiği, meleklerin tartıştıkları konunun da Bakara sûresinde (2/30-33) anlatılan Hz. Âdem'in ve insan türünün yaratılması hadisesi olduğu ifade edilir.

Bu bilgilere göre Hz. Muhammed'in peygamberliğini reddeden putperestlere karşı şöyle bir delil ortaya konmaktadır: O yüce topluluk yani melekler insanın yaratılması konusunda aykırı kanaatler ileri sürmüşler, böylece bir tartışmaya girişmişler; Hz. Muhammed de bu olayı anlatmıştır. Melekler tartışırlarken o yanlarında olmadığına göre, kendisine bu bilgi ancak vahiy yoluyla gelmiş olabilir; şu halde o hak peygamberdir. Çünkü bu yolla onun doğru söylediğine dair mucize de ortaya konulmuş olmaktadır. Öyleyse peygamberin doğruluğunu bilmek için Kur'ân'ın üzerinde gereği gibi düşünmekten ne diye yüz çevirdiler? İşte bundan ötürü (bu buyruklar) yüce Allah'ın: "De ki: O büyük bir haberdir. Siz ise ondan yüz çevirmektesiniz." buyruğu ile bitişik gelmiştir.

Buradaki Mele-i A'la'nın Kureyşliler olduğu da söylenmiştir. Bununla onların kendi aralarındaki tartışmaları kastedilmiş olmaktadır. Buna göre, kendi aralarında,

“Melekler Allah'ın kızlarıdır.”,

“Melekler (Allah'tan başka kendilerine) ibadet edilen ilâhlardır.”

diyenler kastedilmektedir. Allah da peygamberini bu tartışmadan haberdar etmiştir. (bk. Kurtubi, Ahkamu’l-Kur’an; Kur’an Yolu, Heyet; ilgili ayetlerin tefsiri)

Diğer taraftan, ayette tartışılan konunun, şu hadis rivayetinde geçen “kefaretler ve dereceler” olduğu da söylenmiştir:

“Rasulullah (asm) buyurdu ki:

"Rabbim bana sordu ve dedi ki: Ey Muhammed! Mele-i A'la da neyin hakkında tartışmışlardır? Ben: Keffaretler ve dereceler hakkında dedim. Keffaretler nedir, diye sordu. Ben: Yürüyerek cemaat namazlarına gitmek, soğuklarda iyice abdest almak, bir namazı kıldıktan sonra diğer namazı beklemek suretiyle ardı arkasına mescidlere gitmektir. Peki dereceler nedir, diye sordu. Ben: Selamı yaymak, yemeği yedirmek ve insanlar uykuda iken geceleyin namaz kılmak dedim." (bk. Tirmizi, Tefsir, 3233- 3235; Begavi, Maverd, Suyuti, Sad 69. Ayetin tefsiri)

Tefsirlerde geçen bütün manalar kasdedilmiş olabilir. Önemli olan Hz. Muahmmed’in, bilemeyeceği konuları bildirmesi ve bunların da Ancak Allah tarafından bildirilerek haberdar olabileceğidir. Öyleyse, Hz. Mahammed (asm), Allah’ın Elçisidir.

Şunu da ifade edelim ki, Mele-i A'la ifadesinin içinde geçtiği

“Onlar Mele-i A’la’yı asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır. “ (Saffat, 37/8)

anlamında bir ayet daha vardır.  Burada geçen “mele-i ala”nın Kureyşliler olmadığı açıktır.

Her iki ayette de geçen “mele-i ala” konusunda,

“Kendilerinden daha alt seviyede olanlardan daha yüce olan melekler grubu.” (Taberi),

“Yakın gökler, Melekler.” (Maverdi),

“Meleklerden bir grup.” (Begavi),

“Ulvi alemde olan melekler, ulaşılamayan gökler ve oralardaki melekler.” (İbn Kesir),

“Ketebe melekleri yani yazıcı melekler, Meleklerin ileri gelenleri.” (Zemahşeri, Ebu’s-suud, Hazin),

“En yüksek heyet, Melekler alemi.” (Elmalılı)

“Gökte, yüce meleklerden bir grup” (Kuşeyri)

olduğu şeklinde farklı görüşler de vardır.

(Verilen kaynaklar için bk. Saffat, 8 ve Sad 69. Ayetlerin tefsirleri)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun