Yaratıcı önce domuzu yaratıyor, sonra neden haram kılıyor?

Soru Detayı

''Yaratıcı önce domuzu yaratıyor, sonra neden haram kılıyor? (Haşa) Muhammed (sav) hayvan ticareti yaparken kendisi domuz satmadığı için olabilir mi? (Haşa) Ayrıca Kuran'da bahsi geçen hayvanlar daima Arap coğrafyasındaki hayvanlar. Demek ki Allah kutuplardaki hayvanlardan, tropikal kuşlardan bahsetmeyi unutmuş.''

- Böyle diyen bir ateiste ne denilebilir? Dinimizi sorguluyorum, çok şükür yine de Hak yolun İslam olduğundan sapmadım, fakat ateistlerin sözleriyle karşı karşıya kalıyorum çoğunun cevabı var bunu da size sormak istedim.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Domuzun yaratılması, onun necis ve yenmesinin haram olmasıyla çelişmez. Zaten eğer domuz olmasaydı, haram edilebilir miydi? Yok olan bir şey üzerine hüküm bina edilebilir mi? Demek ki böyle bir itiraz mantık dışıdır.

- Domuz da Allah’ın yarattığı harika bir sanat tablosudur. Ancak “Hz. Peygamberin hayvan ticareti yaparken domuz satmadığı için…” şeklindeki vesvesenin hiç kıymet-i harbiyesi yoktur. Çünkü:

a) Hz. Peygamber (asm)'in peygamber olduktan sonra hayvan ticareti yaptığına dair hiçbir tarihi bilgi ve kayıt yoktur.

b) Bu mantık saçmalığına göre, İslam dininde yenmesi haram olan domuzun dışında onlarca hayvan ve kuşlar için de aynı şey söylemek gerekir. Bunun saçmalığı ortadadır.

c) Hz. Peygamber (asm)'in kertenkele / keler etini yemediği, ancak onu yiyen sahabelerine bunu yasaklamadığı bilinmektedir. (Buhari, Et’ime, 10, 14; Müslim, Sayd, 43-47/1945-1948; Ebu Davud, Et’ime, 28)

Bu ise söz konusu vesveseyi kökünden ortadan kaldıran bir hakikattir. Demek ki İslamî hükümler, Hz. Peygamber (asm)'in faydasına göre değil, Allah’ın iradesine göre tahakkuk etmiştir.

- Muhatapların anladığı dilden konuşmak belagatin gereğidir. Muhatabın zihninde yer etmeyen ve onun için bir kıymet ifade etmeyen bir konuşmanın faydasızlığını, abes oluşunu söylemeye bile gerek yoktur.

Buna göre, Kur’an’da ilk muhatap olan Arapların bildiği konulardan bahsedilmesi son derece doğaldır ve ilmidir. Bu hikmet içindir ki, Kur’an’da söz konusu edilen peygamberler ve kavimleri genellikle ilk muhatap olan Arapların bildiği aynı coğrafyanın insanlarıdır.

- Bine sene sonra bile hâlâ insanların çok yakından ilgilenmediği kutuplardaki hayattan bahsetmenin o günkü insanlara ne faydası vardır?

“Eğer biz Kur'ân'ı yabancı bir dille gönderseydik derlerdi ki: 'Neden, onun ayetleri açıkça beyan edilmedi? Dil yabancı, muhatap Arap! Olur mu böyle şey?'(Fussilet, 41/44)

mealindeki ayetten şunu rahatlıkla anlayabiliriz ki, ilk muhatapların anladığı dilden, bildikleri bilgilerden söz etmek şarttır. Hiç şüphe yok ki, eğer Kur’an sorudaki gibi, o günkü insanlar için bir bilmece olan hususlardan söz etseydi, onlar “Neden onun ayetleri açıkça bildirilmedi. Bizim anlayabileceğimiz konularla ilgili bilgiler verilmedi?” diyeceklerdi.

- Bir de şu hususa hiç akıl erdiremiyoruz gerçekten… Allah’a ve Peygambere iman edenler, neden sonsuz ilim ve hikmet sahibi olduğuna inandıkları Allah’ın bazı konulardaki hikmetini bilmedikleri zaman, haddini bilmiyorlar.. “Bizim iman ettiğimiz sonsuz ilim ve hikmet sahibi Allah’ın yaptığı her şey doğrudur, ancak bizim aklımız buna yetmeyebilir, fakat biz imanımızın gereği olarak buna teslim oluyoruz…” demiyorlar. Demedikleri için de ruhi, aklî hatta imani bunalıma giriyorlar…

Öyle ya! Bir yandan Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğuna inanacaksınız, diğer taraftan Hz. Peygamber (asm)'in kendi keyfine göre bazı hükümler, ayetler koyduğunu söyleyeceksiniz, olacak iş değil... Bir an önce bu vesveseden kurtulmak, imanı korumanın da yegâne şartıdır.

- Bir şey daha var; çok da ayıptır.. Hiçbir makul gerekçesi olmayan ve bize göre insanların en aptalları olan ateistlerin bazı fikirlerinden dolayı şüpheye düşmek, imanında vesvese etmek ve onları susturacak dini bilgileri öğrenmemek!..

Halbuki bu işin en kolayı, küfrün belini kıran Risale-i Nur Külliyatıdır...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun