Üç kişi ayrı namaz kılarlarsa bunlar şeytanın ta kendisi mi olur?

Tarih: 14.04.2020 - 16:53 | Güncelleme:

Soru Detayı

Evde 3 kişiden fazla kişi varsa ve ayrı ayrı namaz kılarlarsa bunlar şeytanın ta kendisidir, anlamında bir hadis var mı?  Bu hadis doğru mu?
Eğer böyle bir hadis varsa bu durumda bunlar cemaatle namaz kılmadıkları takdirde şeytan mı olurlar.
Ayrıca evde, ev halkı namazı cemaatle kılarsa cemaat sevabını alırlar mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Soruda geçen bilgi doğru değidlir.

İlgili hadis rivayeti şöyledir:

مَا مِنْ ثَلاثَةٍ فِي قَرْيَةٍ ، وَلا بَدْوٍ ، لا تُقَامُ فِيهِمُ الصَّلاةُ ، إِلا قَدِ اسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ ، فَعَلَيْـكُمْ بِالْجَمَاعَةِ ، فَإِنَّمَا يَأْكُلُ الذِّئْبُ مِنْ الغَنـَمِ الْقَاصِيَةَ

“Köyde ve çölde (kırda) üç kişi bir arada olur da namazı cemaatle kılmazlarsa, şeytan mutlaka onlara galip gelir. Binaenaleyh sen cemaate katıl, çünkü sürüden ayrılan koyunu kurt kapar.” (Ebu Davut, Salat, 46; Nesai, İmamet,48; Ahmed, b. Hanbel, 5/196, 6/445,446)

Bu hadis, mescit ve cami dışında da cemaat halinde namaz kılmayı teşvik etmektedir.

Hadiste geçen “üç kişi” ifadesi, üç kişiden fazla olduklarında farz namazları cemaatle kılmanın daha da öncelikli olduğuna delâlet eder. "Üç kişi" olarak kaydedilmesinin sebebi köy ve sahra ahalisinin genellikle üç kişiden az olmadığındandır.

İki kişi ile cemaat yapılarak namaz kılındığında yine cemaat sevabı alınır.

Peygamber Efendimizin " sürüden ayrılan koyunu kurt kapar" ifadeleri ile beyan buyurduğu gibi, şeytan cemaatten uzaklaşır, kaçar ve cemaatten ayrılan kişiye musallat olur. Şeytan cemaate zarar veremeyeceğine göre, Müslüman cemaatinin arasını ayırmaya, onlar arasına fikir ayrılıkları sokarak Müslümanları tevhid nurundan, birlik ve beraberlikten ayırmaya ve onları bozmaya çalışır.

Demek ki, üç kişinin yolcu veya mukim olmaları halinde farz olan namazın cemaatle eda edilmesine teşvik vardır.

Ayrıca, mukim olan üç kişinin ikamet ettikleri yerde cemaatle namaz kılabilecekleri bir mescidin yapılmasına da işaret edilmektedir ki, günümüz köy ve köy hükmündeki yaylalarda bu vazifeyi yapabilecekleri bir mescit tespit etmeleri de onlar üzerine bir vazifedir.

Hz. Peygamber (asm) Efendimiz, cemaatle namazı teşvik etmiş, kendisi bütün farz namazları cemaatle mescitte -veya gerektiği zaman açık yerde- kılmış ve kıldırmış, ilk ve son sünnetler ile diğer nafileleri kimi zaman mescitte ama çok kere evinde eda etmiştir.

Bilindiği üzere aile başlı başına sosyal bir birimdir. Toplumun çekirdeğini teşkil eder. Bu bakımdan ailede namazı cemaat halinde kılmak önemlidir. Nitekim Hz. Peygamber’in evde ev halkına cemaatle namaz kıldırdığını gösteren rivayetler vardır.

Bu rivayetlerden birisi şöyledir: Bir gün Enes b. Malik’in ninesi Ümmü Müleyke, Hz. Peygamber’i yemeğe davet etmiş, bu davete icabet eden Allah Resulü de yemek yendikten sonra ev halkına kuşluk namazı kıldırmıştır. Bu cemaate Enes’in annesi Ümmü Süleym de katılmış, erkeklerin arkasında cemaatle namaz kılmıştır. (bk. Muvatta’ Kasru’s-Salât, 31; Buhârî, Salât, 20, Ezân, 78, 161; Müslim, Mesacid, 266)

Diğer bir rivayette ise İbn Abbas, Hz. Peygamber’in kendisi ile Hz. Aişe’ye evde namaz kıldırdığını haber vermektedir. (bk. Nesaî, İmamet, 44)

Ubey b. Kab ise kadınların talebi üzerine evde onlara namaz kıldırmış, sonra da bu durumu Hz. Peygamber’e sormuştur. Bu soruya Allah Resulü sessiz kalarak mukabelede bulunmuş dolayısıyla onu onaylamıştır. (bk. es-San’anî, Sübülü’s-Selam, 1/46)

Bu rivayetlerden yola çıkarak, duruma göre evde, ev halkıyla beraber cemaatle namaz kılabileceğini ve bunun sünnete uygun olduğunu söyleyebiliriz.

Zira, Hz. Peygamber (asm) Efendimiz, cemaat olan her yerde namazın cemaatle kılınmasını tavsiye etmiş, kendisi evde cemaatle namaz kıldırdığı gibi kıldıranları da onaylamıştır.

Buna göre evde kılınan namazlarda eğer erkek, bilgi ve okuma becerisi yönünden imamlığa elverişli ise onun imam olması ve namazın cemaatle kılınması tavsiye edilir.

Mazereti olmadığı halde mescide gelmeyenleri Allah Resulü ağır bir dille uyararak şöyle buyurmuştur:

“Münafıklara sabah ile yatsı namazlarından daha ağır gelen hiçbir namaz yoktur. Şayet onlar, yatsı ile sabah namazlarında olanı (sevabı) bilselerdi, emekleyerek veya sürünerek de olsa bu iki namaza gelirlerdi. And olsun ki, içimden şunu geçirdim: Müezzine emir vereyim, namaz için kamet getirilsin, sonra bir adama emredeyim, cemaate namaz kıldırsın, sonra da bir ateş alayım, namaza gelmeyenlerin -onlar içlerinde iken- evlerini üzerlerine yakayım” (Buhari, Ezân, 34; Müslim; Mesacid, 252)

Buradaki tehdide muhatap olanların kimler olduğunu irdelediğimizde bunların başında münafıkların geldiği açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim İbn Mesud’un cemaatten sadece münafıklığı bilinen insanların geri kaldıklarını söylemesi bunu göstermektedir. (Müslim; Mesâcid, 257; Ebu Davûd, Salât, 46; Nesaî, İmamet, 50)

Ancak rivayetteki namaza çıkmayan ifadesi, mazeretsiz olarak yatsı ve sabah namazına çıkmayan herkesin Allah Resulünün bu tehdidine muhatap olduğunu düşündürmektedir. Nitekim başka bir rivayette Allah Resulü, münafıklardan hiç söz etmeden: “Namaza gelmeyen kavmin evlerine gideyim onların evlerini yakayım” buyurmuştur. (Buhari, Husumat, 5; Müslim; Mesacid, 520)

Bu rivayetten, tehdidin sadece münafıklarla sınırlı olmadığı, aksine namaza gelmeyen herkesi kapsadığı anlaşılabilir. Nitekim bazı rivayetlerde: “…Sonra hasta olmadıkları halde namazlarını evde kılanlara geleyim…” ifadesi yer almaktadır. (Ebu Dâvud, Salat, 46)

Bu ifade de tehdidin münafıklarla sınırlı olmadığını göstermektedir. Çünkü burada sözü edilen insanların, aslında namazını kılan kimseler olduğu belirtilmektedir. Oysaki münafıklar, gösteriş için namaz kılar, başkalarının görmesinin söz konusu olamadığı kendi evlerinde namaz kılmazlar. Ayrıca Allah Resulü camiye gelmeyenlerin ortak özelliğini de belirtmiştir. Bunlar genellikle dünyevî menfaate değer veren, fakat ahiret sevabını idrak edip ona değer vermeyen insanlardır.

Hz. Peygamber (asm), bu karakterdeki insanları tavsif ederken, onların mescitte semiz etli bir kemik ya da iki tane güzel paça bulmaları halinde mutlaka yatsı namazına gelip hazır bulunacaklarını belirtmiştir. (Buhârî, Ezân, 29)

Demek isteniyor ki, bu insanlara göre dünyadaki maddi kazanç, örneğin bir öğün yemek, ahirette elde edeceği yirmi beş veya yirmi yedi derece sevaptan daha önemlidir. İşte böyleleri cemaate gelmezler.

Başka bir rivayette Allah Resulü: “Sonra namaza gelmeyen erkeklere gideyim onların evlerini yakayım” ifadesini kullanmıştır. (Buhari, Ezan,30, Ahkam, 52; Müslim; Mesacid, 251)

Bütün bu rivayetleri bir bütün olarak ele aldığımızda Allah Resulünün söz konusu tehdidinin münafıklara olduğu gibi, mazereti olmadığı halde cemaati terk eden diğer Müslümanlara da yönelik olduğunu anlayabiliriz.

Buna göre günümüzde mazereti olmadığı halde cemaate gelmeyenlerin Müslümanların da bu tehdide muhatap olduklarını söylemek yanlış sayılmaz.

Görüldüğü üzere Hz. Peygamberin namazlarını cemaatle kılması, namazı cemaatle kılmaya teşvik etmesi, mazeretsiz olarak cemaate gelmeyenleri tehdit etmesi, namazı cemaat halinde kılmanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Görünen o ki, imkanı olan ve mazereti olmayan mükellef her Müslüman için namazını cemaatle kılmak, en azından müekked bir sünnettir. Bu, namazını cemaatle kılanların sevaba nail olacağı; mazeretsiz cemaati terk edenlerin de Allah Resulü tarafından kınanıp uyarıldığı bir sünnettir.

Bu bilgiler göz önüne alındığında, eğer erkekler farz namazları evde kılacaklarsa ve kendileri imamlık yapacak kadar bilgi ve beceriye sahip iseler imam olmaları ve kadın erkek ev ahalisi ile birlikte namazı cemaatle kılmaları şüphesiz daha sevaplıdır. İnşallah cemaat sevabını da alacakları ümit ederiz.

İlave bilgi için tıklayınız:

Kişi evde eşi ile cemaatle namaz kılabilir mi?

Kişi eşi ve çocuklarıyla ailecek cemaatle namaz kılabilir mi ...

Karı koca yanyana namaz kılabilirler mi?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun