Şuara suresi 28. ayete göre, Kur'an dünyanın düz olduğunu mu söylüyor?

Soru Detayı

"Mûsâ, 'O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu, böyledir.' dedi." (Şuara Suresi 28. Ayet).

- Ateistler, Kur'an’da dünya düzdür. Doğu ile batı arasındaki mesafeden bahsediyor, yuvarlak şekillerde doğu batı bahsedemeyiz, diyorlar nasıl cevap verebiliriz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlmin zirve yaptığı bugün bile bütün insanlar “doğu-batı” ifadesini kullanıyorlar. Herhalde bu ateistler başka bir alemden gelmişler...

- Doğu-batı ifadesi, insanların gözle gördüğü gibi güneşin dünyaya doğudan doğup batıda batmasıyla ilgili realiteye dayanmaktadır. Bunu ne bir ilim ne de bir bilim adamı inkâr edebilir. Çünkü “doğu-batı, kuzey-güney” yönlerini inkâr etmek bir cehalet maskaralığıdır.

- Kur’an bütün insanlara hitap ettiği için, sadece bilimsel gerçekleri bilen bilim adamalarına değil, muhataplarının büyük çoğunluğunu teşkil eden halk kesimine de ders vermektedir. Bu sebeple öyle ifadeler kullanıyor ki, her kesim kendi açısından Kur’an’ın hakikatlerinden istifade etme imkânını bulur.

Eğer Kur’an yaklaşık on beş asır önceki insanlara -ancak bin bu kadar yıl sonra anlaşılan- fenni bilgilerin inceliklerini ders verecek şekilde ifadeler kullansaydı, bu tarz bir üslup, belagat ölçülerine de mantık ölçütlerine de aykırı düşerdi.

- Evet, Kur’an’da “varlık adına yaş-kuru ne varsa hepsi vardır.” (Enam, 6/59), “Kur’an’ı göklerde ve yerdeki bütün sırları / oralarda gizlenen bütün ilimleri, bilgileri bilen Allah indirmiştir.” (Furkan, 25/6)

Ancak, Kur’an-ı hakim, hakim olan Allah’ın kelamı olduğundan, hikmete aykırı ifadelere yer vermez. On beş asır önceki insanlara -bu günkü fen bilimlerinin keşfettiği gerçekleri ders vermesi, hem bütün insanları ilgilendirmediği için irşad metoduna, hem de muhatabın aklını, görgüsünü, bilgisini göz önünde bulundurmayı esas alması gereken eğitim ve talim prensiplerine aykırıdır.

Bu sebeple, Kur’an’da ve nebevî öğretilerde muhatapların anlama, kavrama ve faydalanma durumları göz önünde bulundurulmuştur.

Örneğin; bazı kimseler farklı zamanlardaki Ay’ın farklı boyutta olmasının sebebini sormuş, Kur’an’da onların asıl sormak istedikleri fennî açıklama yerine üslub-u hakimle cevap verilmiş (Bakara, 2/189) ve onun yılların sayılmasında, değişik ibadet vakitlerinin belirlenmesinde, sosyal, ticarî  ve ekonomik konularla ilgili hesapların yapılmasında bir takvim görevi yaptığının altı çizilmiştir.

Şayet Kur'an, on beş asır önceki insanlara "Kendi ekseninde dolaşan güneşin duruşuna ve onun etrafında pervane gibi dönen dünyanın hareketine bakın! Bir milyondan fazla mikroskobik canlıları barındıran bir damlacık suyu temaşa edin ki, Allah'ın sonsuz kudretinin belgelerini görebilesiniz." deseydi, insanların çoğunu şaşırtmış olacaktı. Çünkü onlar, gözleriyle dünyanın değil, güneşin dönmekte olduğunu görüyorlardı. Ve bir damla suda ise, hiçbir şey görmüyorlardı.

Fennî keşifler, ancak hicri onuncu asırdan sonra ortaya çıkmıştır. O asra kadar gelen insanları şaşırtmak, yalnız yeni müspet fenlerin keşiflerinden sonra ancak anlaşılabilen konuları ders vermek, irşad prensibine de belağat kuralına da aykırıdır.

Demek ki, insanların aklına göre konuşan Kur'an, tam belağat göstermiştir. (bk. İşârâtu’l-İ’caz, Nübüvvetin tahkiki; Muhâkemat, s. 160-161)

- Son olarak şunu da belirtelim ki, Kur’an’da yerküresinin, geoit şeklinde yuvarlak olduğu da açıkça ifade edilmiştir. Şöyle ki;

Yerin yaratılıp düzenlenmesiyle ilgili Kur’an’da yer alan “mehd=beşik, sath=düz satıh, firaş=sergi” gibi ifadelerinden, yerin düz bir tepsi gibi olduğu şeklinde anlayanlar olmuştur. Tabii ki, bu anlayış daha önceden var olan Yunan felsefesinin bir uzantısıdır.

Fakat Kur’an’da yerin düzenlenmesiyle ilgili Naziat suresinin 30. ayetine “Sonra da yeri döşeyip yerleşmeye hazırladı.” şeklinde meal verilmektedir. Ancak, “döşeme” sözcüğüyle ifade edilen kelimenin Arapça aslı “Deha”dır. Bu kelime, “udhiyye/udhuvve” kökünden gelmektedir ki, deve yumurtası anlamına gelip yuvarlaklığı ifade etmektedir. Aynı kökten gelen “medha” kelimesi deve kuşunun yumurtasını bıraktığı yuva anlamına gelir. Deve kuşu yumurtası, tam yuvarlak olmayıp elips şeklindedir.

İşte, bu ayette kullanılan “deha” kelimesi, diğer ayetlerin müteşabih manalarını açıklığa kavuşturmaktadır.

Şunu da unutmamak gerekir, yerküresinin yuvarlaklığı, onun “döşek, sergi, beşik” olma özelliğine aykırı değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR