Sırf sünnet kılmamak için mezhep değiştirenler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sırf sünnet kılmamak için mezhep değiştirenler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Tarih: 22.06.2021 - 17:38 | Güncelleme:

Soru Detayı

Muhtemelen bazı mezheplerde kazası olanların sünnet kılmadıkları için olabilir mi bilemiyorum ama sünnet kılmamak için mezhep değiştirenler var, bu konuda ne düşünürsünüz, nasıl bir değerlendirme yapmak uygun olur?
Keyfi olarak, daha rahat yaşamak için mezhep değiştirmenin sakıncası var mı? Tavsiyeniz nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Farz ve vacip namazları mazeretsiz geçirmiş olan kimse sünnet kılmamak için mesela Şafiî mezhebini taklit etmeye (bu konuda o mezhebe geçmeye) karar verse bu onun “rahat yaşamasını” sağlamaz; çünkü zaruri olan meşguliyetleri dışında devamlı kaza kılacaktır. Kazayı daha fazla geciktirmemek için zaruri olmayan işler dışında sünnet kılmakla bile meşgul olmayacak, gece gündüz devamlı kaza kılarak borcunu ödeyecektir.

Diğer mezheplere göre ise zaten kazası olanın da sünnet kılmasına mani yoktur.

Ayrıca, “ibadetten kaçmak, sünnet kılmamak, daha rahat yaşamak için mezhep değiştirmek” ifadesi, bir kulun düşünce ve niyeti ile bağdaşmaz.

“Mezheb değiştirmek” ifadesi de uygun değildir. Alim olmayanlar, bir bilene sorarak (bu manada bir mezhepten bilgi/fetva alarak) dini hayatlarını yaşarlar. Bir mezhebin belli bir konuda veya genellikle içtihatları, bir müminin özel şartları bakımından sıkıntıya sebep oluyorsa ve başka bir mezhepte bu sıkıntı yok ise o mezhebin içtihadını/fetvasını uygular. Bu mezhep değiştirmek değildir; çünkü genellikle bilgi aldığı mezhebi terk etmiyor, gerektiğinde veya genellikle ona göre amel etmeye devam ediyor.

Şimdi sünnet kılmamak için mezhep değiştirme konusunu genişçe açıklayalım:

Namaz İslam'ın en önemli emirlerinden birisidir. Bu ibadet dinin beş direğinden birini teşkil etmiş, onu kılan İslâm binasını yapmış, terkeden ise yıkmış olarak tavsif edilmiştir. Şüphesiz namazı terketmek, geciktirmeyi caiz kılan bir mazeret bulunmadığı halde zamanını geçirmek en büyük dinî suç ve cinayetlerden biridir.

Her ne şekilde olursa olsun namazını vaktinde kılamayan, kazaya bırakan mükellefin, fırsat bulur bulmaz yapacağı ilk ilk iş namazını kaza etmektir. Mazeretsiz geçirilen namazı kaza etmek de mükellefi tam manasıyla mesuliyetten kurtarmaz; kaza elden gelen telafi yollarından biridir. Bir başka yol, bir daha geçirmemeye azmetmek, vakti geciktirmeden dolayı Allah Teâlâ'dan af dilemek, bağışlanmak için yalvarmaktır.

İslâm uleması namazı kazaya kalmış bir kimsenin ilk fırsatta kaza etmesinin farz olduğunda ittifaka yakın bir görüş birliğine vardıktan sonra hangi mazeretlerle -çok kısa bir müddet için de olsa- kazayı tehir etmesi caiz olabileceği meselesi üzerinde durmuşlar, bunları "kendisi ve ailesi için yeterli rızık temini için çalışmak, aslî ihtiyaçlarını temin ile meşgul bulunmak" ile sınırlamışlardır.

Yani namazı kazaya kalmış bir mükellef, kendisi ve ailesinin hayatî ihtiyaçlarını temin eder etmez geride kalan vaktinin ilk bölümünde geçmiş namazını kaza edecektir.

İşte bu noktada önümüze bir mesele daha gelmektedir: Günlük namazlarını ne yapacaktır?

Unutma, uyku gibi şuur dışı haller istisna edilirse Müslümanın bilerek namazını geçirmesini mübah kılan bir mazereti yoktur; hastalık, bilfiil savaş hali gibi fevkalade haller bile namazı geçirmeye mazeret olamaz; ancak bazı hafifletici ruhsatlara sebep teşkil eder.

Şu halde üzerinde kaza namazı olan mükellef öncelikle günlük namazlarını kılacak, sonra sıra kaza namazlarına gelecektir. Ancak günlük namazlarının yalnız farz ve vacip olanlarını kılarak, sünnetleri kılacağı zaman içinde kazayı kılması gerekir mi, gerekmez mi konusu münakaşa edilmiştir.

Bu münakaşada ince ve önemli bir noktayı belirtmekte fayda vardır:

Namazları kazaya bırakmış bir kimseye prim olarak bir de sünnetleri kılmama imtiyazı tanınmış değildir; kaza namazını, sünnet kılacak kadar bir vakit daha tehir etmenin caiz olup olmadığı tartışılmıştır; yani namazı kazaya bırakmak öyle bir cinayettir ki, bunu kısmen telafi edecek olan kazayı, sünnet kılacağım diye bir miktar daha tehir etmenin caiz olup olmadığı müçtehitleri düşündürmüştür!

a) Hanefîlere göre: Bilindiği üzere nafile namazlar mefhumu içine Peygamberimizin (asm) tatbikat ve tavsiyelerine dayanan sünnet namazlar ile hakkında hususi bir tavsiye bulunmadığı halde kişinin Allah rızası için kıldığı serbest namazlar girmektedir.

Hanefîlere göre farz namazların önünde ve arkasında kılınan sünnetler ile kuşluk, tesbih, tahiyyetü'l-mescid namazları gibi sünnet namazları kılmak -bu yüzden kaza geciktirilmiş olsa dahi- evla ve efdaldir, tercih edilmelidir. Bunların dışında kalan mutlak nafilelere gelince kazası olanlar bunları da kılabilirler; ancak bunların yerine kaza kılmak daha efdaldir. (İbn Âbidin, Reddu'l-muhtâr, Meymeniyye, 1307, 1/542; el-Fıkhu ale'l-mezâhib, 1/378)

b) Mâlikîlere göre: Kaza namazı bulunan kimse nafile ile meşgul olarak kazayı geciktirirse günahkâr olur; ancak sabah namazının sünneti, vitir, bayram, tahiyyetü'l-mescid gibi sünnetler müstesnadır; bunları, üzerinde kaza namazı olanlar da kılabilirler.

c) Hanbelîlere göre: Namazları kazaya kalmış mükelleflerin, bu namazları kaza edecek yerde mutlak nafile ile meşgul olmaları haramdır. Ancak farz namazlarla beraber kılınan sünnet ve bu hükümde olan diğer sünnetleri kılmak caiz olmakla beraber kazası çok olanın, bunların yerine kaza kılması efdaldir; ancak sabah namazının sünneti müstesna olup, kazası çok olanın dahi onu kılması efdaldir.

d) Şâfiîlere göre: Üzerinde kaza namazı olan kimsenin -hangi çeşit olursa olsun- nafile kılarak kazayı geciktirmeleri haramdır. (el-Fıkhu ale’l-mezahib…, aynı yer)

Görüldüğü üzere dört mezhepten üçüne göre, üzerinde kaza namazı bulunan kimselerin sünnet kılmaları caiz olup, Hanefîlere göre üstelik efdaldir; yani daha iyi ve faziletli bir davranıştır, kılınmalıdır. Yalnız Şafiîler kazası olanın sünnet ve nafile kılmasını caiz görmemiş, kazanın böyle bir ibadetle bile geciktirilmesini uygun bulmamışlardır.

Sonuç:

Namazları mazeretsiz olarak kazaya kalmış mükellef, beş vakit namazını -imkan ölçüsünden sünnetleriyle beraber- kılacak, bundan sonra zaruri ihtiyaçlarını temin ile meşgul olacak, bunları temin edince ilk fırsatta kazaya kalmış namazlarını kılmaya başlayacaktır.

Bir namazım kazaya kaldı diye Peygamberimiz (asm) tarafından tatbik ve tavsiye edilen sünnetleri de terketmek, işlediği suçtan dolayı özür dilemesi gereken kimsenin bunun yerine tekrar suç işlemesine, kusur etmesine benzer.

Zaruri meşguliyet dışında her şeyi yapıp, hatta vakit israf edip de sıra sünnet kılmaya gelince “kaza borcum var, kılmam caiz değil” demek fukahayı yanlış anlamaktır.

Kaza borcu var iken sünnet bile kılmayı caiz görmeyen fakih, namazları kaza edecek yerde zaruri olmayan şeylerle meşgul olmayı caiz görür mü?!

Elbette görmez.

Hasılı yukarıda açıklandığı üzere sünneti de kılacak, geçmiş namazlarını da vakit geçirmeden kaza edecektir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun