Şia neden Sünnilere düşman?

Tarih: 13.11.2020 - 11:55 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Aşağıdaki sorduğum soruları Tarihi ve Dini/İtikadi olarak izah eder misiniz?
- Şii'ler neden namazlarında Hz. Ömer'e, Hz. Ayşe'ye beddua ediyorlar?
- Hz. Ömer'i şehit eden Ebu Lü'lü'nün Hz. Ömer'i şehit edişini neden kutluyorlar ve onu neden "kutsal" sayıyorlar?
- Şii'ler Hz. Ebu Bekir'e ve Hz. Ömer'e livata isnadında bulunuyorlar... Şia'nın sahabeye bu düşmanlığının nedeni nedir?
- Abdullah b. Sebe tarafından bu fitnenin ortaya çıktığını bilmiyorlar mı?
- Hz. Ali'ye peygamberlik isnadının sebebi nedir?
- EN ÖNEMLİSİ BU İDDİALARININ İLMİ BİR TEMELİ VAR MI; YOKSA NASIL BU YALANLARA İNANABİLİYORLAR?
- Hz. Ömer düşmanlığı, Hz. Ömer'in Sasani fethi sonrasında oluşan bir olgu mudur?
- Kur'an Hz. Ömer tarafından bir kısmı kaybedildi diyorlar, bu görüşü neden benimsemekteler?
- Kısacası bu düşmanlık nereden gelmekte?..

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Gerek itikadi mezhepler gerekse fıkhi mezhepler din olmayıp dinin anlaşılma biçimleridir. Şia da bunlardan biridir.

Mezhepler tarihinde Şia; Hz. Peygamberin (asm) vefatından sonra Hz. Ali ve Ehl-i Beytini halifelik (imamet) için en layık kişi olarak gören, onu -güya- nass ve tayinle "meşru" halife olduğunu iddia eden; ondan sonraki halifelerin de onun soyundan gelmesi gerektiğine inanan kişilerin ortak adı olmuştur.

Emeviler döneminde ortaya konulan kabileci yönetim anlayışı, pek çok Müslüman'ın mevcut iktidardan uzaklaşmasına sebebiyet vermiş, bu çevrelerin bir kısmı cebrî bir anlayışa yönelmiş ve başlarına gelen kötülüklerin Allah'ın takdiri olduğunu düşünerek sabretmeyi tercih etmiştir.

Ancak memnuniyetsiz kitlelerin diğer bir kısmı ise, iktidara karşı isyan etmeyi tercih etmiştir. Bunlar isyanlarını meşrulaştırmak ve daha geniş kitlelere ulaşabilmek için Hz. Ali ve soyunun hilafete hak sahibi olduğunu, Emevîlerin bu hakkı gasp ettiğini, kendilerinin Hz. Ali ve soyunun halife olması için mücadele ettiklerini öne sürmüşlerdir.

Öte yandan Emevi iktidarından memnun olmayan Zeyd b. Ali gibi Hz. Ali soyundan gelen bazı kimseler aktif olarak bu isyanlara zaman zaman liderlik ederek, bu tarz söylemlerin toplumsal tabanının ve kabul edilebilirlik oranının artmasına sebebiyet vermişlerdir.

Bu söylem etrafında gerçekleşen her isyan ve bu isyanlarda akıtılan kanlar, muhalif çevrelerin bir taraftan iktidara destek vererek geniş halk kesimleriyle manevi bağını yitirmesi, diğer yandan ise Hz. Ali ve soyuyla kader bağı kurarak onları her geçen gün daha fazla yüceltmesi neticesini doğurmuştur. Böylece Müslümanlar her geçen gün ayrışmaya ve bir tarafını geniş Sünni kitlenin, diğer tarafını muhalif Şii çevrenin oluşturduğu çift kutuplu bir yapıya evrilmiştir.

Siyasi mücadele bu çift kutuplu yapı üzerinden devam ettiği için, iki grubun birbirlerine karşı kullandıkları dil her geçen gün sertleşmiş, bu sertleşmeye paralel olarak muhalif konumdaki Şii çevreler, başlangıçta sadece siyasi muhalefetlerini meşrulaştırmak için kullandıkları "Hz. Ali ve soyunun imameti" anlayışını zamanla dini alana da taşıyarak, Şia adını alacak olan alternatif bir din anlayışı geliştirmişlerdir.

"Hz. Ali ve soyunun imameti" söylemi üzerine inşa edilen bu din anlayışına mensup çevreler, kendi durdukları yerden hareketle geçmişe dönük bir tarih de inşa etmişlerdir. "Hz. Ali ve karşıtları", "iyi ve kötü taraftarları" gibi düalist bir yapı üzerine inşa edilen bu anlayışta Hz. Ali ve soyu iyiyi, hakkın yanında olmayı, aydınlığı temsil ederken, onun karşısında konumlandırdıkları diğer Müslüman çevreler ise karanlığı, kötüyü ve şeytanın saflarında yer almayı temsil etmiştir.

Bu düalist tarih algısında Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer, Hz. Ali'nin hilafet hakkını elinden alan baş aktörler olarak düşünülmüş, bu nedenle de birtakım olumsuz sıfatlarla nitelendirilmiştir. Yine Hz. Ali'nin hilafet hakkını savunmadıkları düşünülen sahabilerin büyük bir kısmı da olumsuz kutba yerleştirilmiştir. Bir elin parmakları kadar sahabeye yönelik övücü ya da yerici ifadeler de yine bu çift kutuplu tarih algısının bir sonucudur.

Dolayısıyla Şia'nın Hz. Ömer ve sahabilere yönelik olumsuz bakış açılarının arkasında böylesi bir tarihi, siyasi, kültürel, sosyolojik, psikolojik ve mezhebi arka plan söz konusudur.

Diğer taraftan şunu da ifade etmek gerekir ki sahabeye yönelik olarak Şii çevrelerde ortaya çıkan bu siyasi, tarihî ve mezhebi bakış açısı, bütün Şii grupları kapsamadığı gibi tarihin her döneminde de aynı sertlikte savunulmamıştır.

Zeydiye gibi bazı Şii gruplar, Şiî çevrelerde inşa edilen tarih algısının dışında kalmaya çalışarak, daha tarafsız ve mutedil bir sahabe algısı geliştirmeye gayret etmişlerdir.

Olumsuz bir sahabe algısının ortaya çıktığı İmamiye gibi bazı Şii gruplarda ise, Sünnilerle yaşanan siyasi ilişkilere bağlı olarak, olumsuz sahabe algısının dozajı artmış ya da azalmıştır. Sünnilerle ilişkilerin daha iyi olduğu dönemlerde sahabeye yönelik algıda ciddi bir yumuşama olurken, ilişkilerin gerildiği dönemlerde daha olumsuz bir sahabe anlayışı ortaya çıkabilmiştir.

Ayrıca, İmamî çevre bu meselede kendi içerisinde de ayrışmış, daha akılcı bir geleneği temsil eden Usulî çevre mutedil bir sahabe algısına yönelmeye çalışırken, daha metinci ve gelenekçi bir çizgide duran Ahbarî çevrelerde nispeten daha olumsuz bir dil tercih edilmiştir.

Elbette söz konusu ettiğiniz meselelerin tarihsel gerçekliliği ve tutarlılığı yoktur. Nitekim Ehl-i sünnet alimleri tarihin her döneminde söz konusu ettiğiniz iddialara gerekli cevabı vermiştir.

Özetle, sahabeye yönelik olarak bazı Şii çevrelerde geliştirilen olumsuz algı, büyük oranda Orta Çağın siyaset anlayışının ve siyasi muhalefetin din üzerinden meşrulaştırılması anlayışının bir ürünüdür.

Günümüz Müslümanlarına düşen görev, Müslümanların bir arada ve kardeşçe yaşamasına engel olacak kimi inançların kökeninin devrin siyasi, sosyal ve kültürel şartlarının etkisiyle şekillenmiş olabileceğini göz önünde bulundurarak, kendi iç sorgulamasını yapmaktır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Şia, Şiilik ve Alevilik Ehl-i sünnet ve cemaattan mıdır?
Şia ve Hz. Ali'nin halifeliği konusundaki iddiaları...
İmamet konusunda Ehl-i sünnetin mi yoksa Şia'nın mı haklı olduğu ...
Şia kaynaklı bazı rivayetlerin bazı Sünni eserlerde olmasını ...
Şii alimler, neden Ebu Hureyre'den rivayet edilen hadisleri kabul ...
Şia'nın Hz. Ali'nin ilk halife olması gerektiği iddiasına getirdikleri ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Okunma sayısı : 5.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun