Rastlantıyı ve Rastlantısalcıları çürütecek sağlam delil ne olabilir?

Soru Detayı

1. Evrendeki sayısız eylemin işin harikalığın atomların düzensiz rastgele dağılımından ibaret olduğunu söyleyenler var. Bunun 1/x (çok büyük bir sayı) ihtimal ile olabileceğini ve bunun da imkansız olduğunu söyleyerek cevap veriyoruz. Ama oraya 1 koyduğumuz anda onun var olmadığını kanıtlamış olmayız ki. Yoksa -ki ben de rastlantıya inanmıyorum, Müslümanım- yoktur ve 0 olması gerekir. Rastlantıyı çürütecek daha sağlam kanıtımız ne olabilir?
2. Rastlantısalcılar, evrendeki sayısız eylemi ve işin harikalığını atomların düzensiz rastgele dağılımına veriyorlar. Bu doğru mu? Rastlantıyı çürütecek sağlam delil ne olabilir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

1/x rastlantısallık için çok küçük bir ihtimali söz konusu eder.

Bu durum aslında insanda açığa çıkan irade ve tercihe dayalı eylem özgürlüğünün de kaynağıdır. Yani başlangıçta sıfır rastlantısallık olsa bu durum insan hayatını, özgür iradeyi dolayısıyla da sorumluluğu devre dışı bırakır.

Bu rastlantısallık oranı varlıkların kendileri üzerlerinde zorunlu bir kaderi kabul ederken aynı zamanda onların kendi doğalarına uygun bir yönelişe girmeleri potansiyelini içermektedir. Dolayısıyla bu ilahi varoluş dışındaki varoluşun her yöne gidebilme potansiyelini içerir.

Örneğin elektronun tüm yönlerde olası döngüselliği onun rastlantısallığını değil de kendi üzerindeki yönlendirmeyi her yönde kabul edişe uygun bir potansiyele sahip olmasını içerir.

1/X'in dar sınırı özgür eylem potansiyelidir. Bu potansiyel olmaksızın var oluşun kendi üzerinde eylem kabul etmesi gerçekleşmez. Ve varlıklar kendi oluşlarını gerçekleştiremez. Ancak bu durum onları rastlantısal yapmaz. Değim yerindeyse milyonda bir ihtimal kendi oluş potansiyeline yönlendirme böylece gerçekleşir.

Rastlantısallık kavramı insan algısının teorik yüklemesidir. "Chance and necessity" dualitesi yerine zorunluluk ve uygunluk (necessity and coincidence) tanımı daha yerindedir.

Buna göre %99 zorunluluk ve % 1 uygunluk söz konusudur. %99 varlığın zorunlu varoluş kaderini %1 uygunluk ise varoluş türlerinin kendi özgünlüklerine sahip olarak var olmalarını içerir. Bu özgünlük her halukarda 1/X deki neredeyse sıfıra yakın potansiyelden açığa çıkmaktadır. 0/x durumunda ise varlığın kendi oluşu değil de ilahi mevcudiyetin mutlak var oluşu söz konusu olmaktadır.

Cevap 2:

Rastlantı, her olayın bir sebebe bağlı olmadan, ya da olayların bir sebep-sonuç zinciriyle meydana gelmediğini varsayan felsefî bir görüştür. Bu görüş, olayların sebepsiz, gelişigüzel bir şekilde kendiliğinden ve bir yapanı olmadan gelişigüzel meydana geldiğini kabul eder.

Dünyada kendi kendine, bir irade ve ilmin eseri olmadan meydana gelmiş bir tek olay var mıdır? Böyle bir şey gösterilebilir mi? Yani, bir yapanı, bir ustası olmadan, kendi kendine bir şey hâsıl olabilir mi?

İnsanlık tarihi şimdiye kadar böyle bir şeye şahit olmamıştır. Bir eser, bir madde varsa, mutlaka onun bir yapanı ve ustası vardır ve olmalıdır. Hal böyle iken bir varlığın ve özellikle canlıların temelini teşkil eden bir hücrenin kendi kendine meydana gelmesi mümkün müdür?

Bunun en basit ve kısa yoldan cevabı ‘hayır’dır. Çünkü, bir iğne ustasız, bir harf katipsiz olamaz. Hücrenin kendiliğinden meydana geldiğini iddianın altında yatan, bütün canlıların bir yaratıcı olmadan kendi kendine teşekkül ettiği fikrini empoze etmek, böylece insanları bir Yaratıcının varlığı düşüncesinden uzaklaştırmaktır.

Bir yaratıcıyı yok sayan, O’nu inkâr eden, varlıkların kendiliğinden, ya da tabiatın eseri olarak meydana geldiğini ileri süren bu felsefî görüş aslında yeni bir düşünce tarzı değildir. Milattan Önce 400’lü yıllarda gündeme gelmiştir. Yani yaklaşık 2.400 yıllık bir geçmişe sahiptir.

Bu felsefe tarafından hücre basit bir yapı olarak gösterilmektedir. Amaç, işin içinde olamayanların zihninde, basit şeylerin kendi kendine olabileceği düşüncesini meydana getirmektir. Basit de olsa hiçbir varlık, kendiliğinden teşekkül etmez. Kaldı ki hüçre hem canlıdır ve hem de basit yapılı değildir.

Kısacası, bir organizmanın basit yapıda olması, onun kendi kendine meydana geldiğini göstermez. Böyle bir iddianın bilimsel hiçbir delili yoktur. Sadece pozitivist felsefeye dayalı bir düşüncedir.

Bir varlığın kendini oluşturabilmesi için, önce kendisi var olacak ki, kendisini yapabilsin. Olmayan bir varlık kendisini nasıl yapacak? Hem her bir varlığın, ister basit yapılı, isterse yüksek yapılı olsun, teşekkül edebilmesi için; ilim, irade ve kudret sahibi birisine ihtiyaç vardır.

Bir Yaratıcı önce o varlığı yapmayı veya yaratmayı irade edecek, buna gücü ve ilmi yeterli olacak, ondan sonra onu yapabilir. Mesela, siz “Hücre” kelimesinin kendi kendine yazıldığını iddia edebilir misiniz? Ya da böyle bir görüş ileriye sürülse, onu kabul edebilir misiniz?

Böyle bir fikri, yani “Hücre” kelimesinin deftere kendi kendine yazıldığını, ilkokul birinci sınıfa giden bir çocuğa bile kabul ettiremezsiniz. Siz de vicdanen biliyorsunuz ki, bir harf bile kendi kendine deftere yazılmaz. Hal böyle iken, bir hücrenin kendi kendine meydana geldiğine nefsinizi nasıl ikna edeceksiniz?  

- Sizin ayağınızda çorap var. Bu çorabın kendi kendine imal edildiğini kabul eder misiniz?
- Yani, bu çorap bir ustası ve yapanı olmadan kendiliğinden meydana gelebilir mi?
- Bırakın çorabın kendiliğinden meydana gelmesini, bu çorap sizin ayağınıza kendi kendine mi girip çıkıyor?
- Böyle bir hurafeyi kabul etmenin ilimle, fenle, akıl ve mantıkla bir ilişkisi olabilir mi?
- Ve bu fikri kabul eden kimsenin akıllı ve sağlıklı düşündüğü iddia edilebilir mi?

Hem hücre öyle basit bir madde de değildir; içerisinde âdeta onlarca fabrika var gibidir. Enerji üreten elektrik santrelleri hükmünde mitokontriler, besinlerin teşekkülünde rol oynayan ribozomlar ve RNA’lar, genetik yapının aktarılmasında ve kontrolünde çok önemli roller yüklenmiş olan DNA’lar ve onlardan hasıl olan kromozomlar, besin üretiminde güneş enerjisini kimyevi enerjiye çevirerek bir fabrika gibi iş gören kloroplastlar, besinlerin depo ve nakledildiği endoplazmik retikulumlar gibi onlarca organelin her birisi; sonsuz, ilim, irade ve kudret sahibi Allah’ın eseridir. Bunların her birisi kendi içerisinde ayrı bir âlemdir. Hücrenin yapısını ve içesinde meydana gelen olayları inceleyerek profesör olmuş binlerce insan vardır.  Bu inceleme kıyamete kadar da bitmeyecektir.

Demek ki hücrenin içerisinde bilimle iş yapılmış olması, bu işi yapan bir âlimin varlığını gösterir. Bilimin sonsuz oluşu, âlimin ilminin de sonsuz olduğuna işaret etmektedir.

Hücre içerisinde her şeyin son derece planlı ve programlı, düzgün ve ölçülü yapılmış olması, aynı zamanda o ilim sahibinin iradesinin ve kudretinin de sonsuz olduğuna delildir.

Şayet iddia edildiği gibi, bir hücre kendi kendine meydana geliyorsa, o zaman hücreyi araştırma ve incelemek için dev araştırma laboratuvarlarına ve orada çalışan binlerce bilim adamına gerek yok. En azından kendiliğinden meydana gelen hadiselerde, mantıklı ve ölçülü yapı ve fonksiyonlar beklenmez. Her şey bir kaos ve keşmekeş içerisinde olur.

Halbûki hücre içerisindeki organeller, on bin bazen yüz bin defa büyütülerek, oradaki planlı ve ölçülü hadiseler ve mantıklı ve işe yarar tarzdaki reaksiyonlar inceleniyor. Sonuçta her şeyin en mükemmel tarzda planlanıp yapıldığı ve idare edildiği görülüyor.

Rastlantı felsefesini çürütecek delil, insan başta olmak üzere, atomdan galaksilere kadar, kâinatta sonsuz sayıdaki varlıkların  mevcudiyetidir, nizamlı, intizamlı, bir ve bazen birden çok gayeye ve maksada göre yaratılmış olmalarıdır.

Bütün bunlar ortada iken, varlıkların bir rastlantı eseri olarak kendi kendine meydana geldiğini iddia etmenin bilimle, akılla ve mantıklı düşünce ile hiçbir ilgisi yoktur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR