BALIK YAĞINDA TEVHİD DELİLLERİ

Prof. Dr. Kazım UYSAL1;  Prof. Dr. Rahmi KASIMOĞULLARI2; Prof. Dr. İrfan TERZİ3
1 Dumlupınar Üniversitesi, Fen Edebiyat Fak., Biyoloji Bölümü, Kütahya, kazim.uysal@dpu.edu.tr
2 Dumlupınar Üniversitesi, Fen Edebiyat Fak., Kimya Böl., Kütahya,
3 Dumlupınar Üniv., Eğitim Fak., Matematik ve Fen Bil. Eğitimi Böl., Kütahya 
       

     Balıkların hücreleri, dokuları, organları, yağı, proteini gibi tüm yapı taşları Yaratıcı’yı gösteren delillerle doludur. Mesela hücreler, çeşitlerine göre değişmekle birlikte, yaklaşık milimetrenin 1/1000’i kadar veya daha küçüktürler. 1 cm3 hacimde yaklaşık 30 milyon hücre bulunur[1]. Ancak gelişmiş laboratuvarlarda uzun zamanlarda ancak yapılabilen veya hiç yapılamayan biyokimyevî maddeler çok küçük olan hücrelerde çok hızlı bir şekilde yapılır. Bilimin bu kadar geliştiği günümüzde bile hücreyi ve hücrede meydana gelen işlerin çoğunu bilmiyoruz. Muhtemelen bundan yıllar sonra da hücre ile ilgili daha birçok bilinmeyen husus olacaktır. Zaman geçtikçe, bilim ilerledikçe canlı ve hücre hakkında daha çok bilinmeyenle karşılaşıyoruz. Aslında canlı ve en küçük yapıtaşı olan hücrelerde sonsuz bir ilmin tecelli ettiğini görüyoruz.

     Dawkins ve Oparin  gibi materyalizmi esas alan evrimcilerin iddia ettikleri gibi, ‘atom ve maddelerin kendi başlarına organize olarak zaman içerisinde tesadüfler sonucu hücreyi meydana getirmeleri’ ise ihtimal dışıdır. Biyolojik olarak aminoasitler ortamda olsa bile, kendiliğinden protein oluşamaz[2]. Çünkü yazılım (DNA veya gen) olmadan protein meydana gelemez. Biyolojik sistemlerde aynı olay yağ için de geçerlidir. Yani biyolojik olarak yağ olmadan hücre, hücre olmadan da yağ teşekkül edemez. Hücrede özel amaçlara göre üretilen binlerce biyokimyevî madde vardır ve hücre canlılığını bu sayede devam ettirir. Bu biyokimyevî maddelerden bir grubunu da yağlar teşkil eder.

     Yağlar hücrelerde özel gayeler için üretilirler ve canlılığın temel yapı taşıdırlar. Yağ asitleri hücrelerde sentezlenen en basit yağlardır ve hücrede özel görevler yapacak olan karmaşık yağların yapısına katılırlar. Hücrelerde özellikle hücre zarlarında görev alan yağ çeşidleri; gliserofosfolipidler, sifingolipidler, glikolipidler, gangliyositler, steroller vb sayılabilir.

     Yağ, protein gibi akılsız ve şuursuz maddelerden yapılan hücre zarları akıllıca hareket ederler ve bilinçli bir şekilde seçici davranırlar. Hücrede birçok görevi olan yağlar parçalandıklarında glikozdan yaklaşık 6 kat daha fazla enerji teşkil ederler[3].

     Hücrelerde belli bir amaca göre sentezlenen onlarca yağ çeşidi vardır. Hücre mükemmel bir mutfak gibidir. Bir mutfak düşünün ki; saniyeler içinde binlerce yemek mükemmel pişiriliyor. Bu mutfakta aşçı olmadığını, işlerin garip tesadüfler sonucu olduğunu kimse iddia edemez. Oysa bir hücre böyle bir mutfaktan kıyaslanamayacak kadar çok daha mükemmeldir. Çünkü bir hücre çok küçüktür ve hücrede sentezlenen maddeler en mükemmel profesyonel mutfaklarda pişirilen yemeklerden çok daha mükemmeldir. Canlıların yağ muhtevası birbirlerinden oldukça farklıdırlar.

     Balık yağını diğer canlıların yağlarından ayıran en önemli özellik, uzun zincirli aşırı doymamış yağ asitleridir[4]. Bu özel yağların balıklarda çokça bulunması tesadüfî bir olay değil, yaratıcının bilerek tasarımı sonucudur. Çünkü soğuk sularda balıkların yaşaması erime sıcaklıkları çok düşük olan bu özel yağlar sayesinde mümkün olmaktadır. Bir olayda kasıt var ise, kastedenin olması zaruridir. Bilerek, faydalara göre yapılan işler tesadüflerle ve kendiliğinden olamaz. Balık hücrelerinde bulunan yağ sentez mekanizmaları ve görev alan enzimlerin tesadüflere dayalı süreçlerle teşekkülü imkânsızdır. Balığın fizyolojisi, yaşadığı ortamın durumu gibi özel faktörler düşünülerek yağ asitleri sentezlenmektedir.

     Balık ve balık yağı insan sağlığı için oldukça faydalıdır. Kalp damar hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalıkta tedavi edici özelliği vardır. Ancak kararsız yapısı gereği balık yağı en çabuk okside olup bozulan yağlardır. Bundan dolayı balık taze yenirse şifa, bayat yenirse marazdır.

       Balıklarda Tespit Edilen Yağ Asitleri ve Yağ Sentezi

     Balık yağında bulunan yağ asidi sayısı ve yağ asitlerinin miktarları tür çeşidi, mevsim, hayat ortamı, beslenme durumu gibi birçok faktöre göre değişir. Mesela tatlısu kefali (Squalius pursakensis) türünde tespit edilen 33 tane yağ asidi Şekil 1’de verilmiştir.

Şekil 1. Squalius pursakensis türünde tespit edilen yağ asitleri ve palmitik asitin kimyevî yapısı. 

   Gaz kromatografisi cihazında okunamayan ve tanımlanamayan yağ asitleri de hesaba katılırsa sayının daha da artacağı söylenebilir. Yağ asitleri çok küçük olan hücrelerde kısa zaman zarfında ihtiyaca göre sentezlenirler. Misal olması bakımından 16 karbonlu doymuş bir yağ asidi olan palmitik aside sadece iki karbon ilavesi için yapılan işlemler kabaca şöyledir:

Yağ asiti sentezi için hücrelerde öncelikle öncü madde olan AsetilCoA sentezlenmelidir. AsetilCoA birçok karmaşık mekanizmalarla hücrenin mitokondrisinde yapılır. Yağ asit sentezi ise sitozolde yapılır. Mitokondride yapılan AsetilCoA ise Sitrat-pirüvat mekiği denen karmaşık mekanizmalarla mitokondri zarından sitozole geçer. Daha sonra AsetilCoA, MalonilCoA’ya dönüştürülür. Bundan sonra Asetil ve malonil grupları açil taşıyıcı proteine (ACP) bağlanır. Yağ asidi sentetaz enzim kompleksine bağlı asetil grubu malonil grubuna aktarılarak kondenzasyon  (iki molekülün birleşmesi) gerçekleştirilir. Asetil grubunun malonil grubuna aktarılmasından sonra açil grubunu indirgemek için onlarca karmaşık biyokimyevî reaksiyon gerçekleştirilir. Buraya kadar kaba hatları ile verilen karmaşık uzun reaksiyonlar sonucu yağ asit zincirine sadece iki karbon bağlanmış olur[5].

Gözle görülmeyecek kadar küçücük hücrelerde 16 karbonlu palmitik asitin sentezlenebilmesi için buraya kadar kaba hatları ile verilen reaksiyonların 8 kez tekrarlanması gerekir. Palmitik asit yağ asitleri içinde orta zincir uzunluğunda doymuş bir yağ asitidir. Balık yağında daha uzun zincirli ve çoklu doymamış yağ asitlerinin sentezi elbette çok daha karmaşık reaksiyonlarla olmaktadır. En gelişmiş laboratuvarlarda bile sentezlenemeyen biyokimyevî reaksiyonlar hücrede çok kısa zamanda yapılmaktadır. Karbon, hidrojen ve oksijen gibi basit maddeler kullanılarak son derece mükemmel ve karmaşık maddeler sentezlenmektedir.

 Bir balıkta milyarlarca küçücük hücrede milyonlarca reaksiyonun adeta zamansız meydana gelmesi ancak Yaratıcı’nın sonsuz ilmi ve kudreti ile mümkündür. Bir balığın küçücük bir hücresinde sadece yağ sentezi için yapılan reaksiyonları ve sonuçta meydana gelen ürünleri dünyadaki tüm biyokimya profesörleri bir araya gelseler yapamazlar. Ancak görünürde bu kadar karmaşık ve mükemmel işleri yapan akılsız, şuursuz basit maddelerdir.

İlim ile iş yapan, cahil olamaz. Öyleyse hücrede yağ sentezi için gördüğümüz sonsuz ilmi, akılsız ve şuursuz hücre elamanlarına veremeyiz. Çünkü bunlar kendi güçlerinin üzerinde bir işi yapmaktadırlar. Bu da onların gizli bir güçe dayandıklarını açıkça göstermektedir.

Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın ilminin sonsuz olduğu nazara verilir[6]. Hücrelerde yapılan işler Yaratıcı’nın ilminin sonsuz olduğunu, O’nun Kudretine göre az çok, küçük büyük fark olmadığını açıkça göstermektedir. Yağ sentezi hücrenin sadece bir yerinde veya bir organelinde gerçekleşmez. Hücrede yağ sentezlemek için yukarıdaki kısa anlatımdan da anlaşıldığı gibi; mitokondri, stoplazma, ribozom, çekirdek gibi organeller birlikte çalışır. Yani yağ sentezi için hücrede müthiş bir organizasyon vardır. Mükemmel organize olanlar, şuursuz olamaz. Yağ sentezi için hücredeki müthiş organisazyon da akılsız ve şuursuz maddeye verilemez.

Hücrede yağ sentezi reaksiyonlarında özel enzimler kullanılır. Bu özel ve kompleks enzimler olmadan yağ asidi sentez reaksiyonları da gerçekleşemez. Mesela tüm insan ve hayvanlar için esansiyel olan (canlıda sentezlenemeyen ve dışarıdan alınması zaruri olan) linoleik ve linolenik asitler gerekli sentez enzimleri olmadığından sadece bitkilerde sentezlenmektedir. Biyolojik sistemlerde özel enzimler olmadan, yağ da sentezlenemez. O halde hücrenin zaman içinde tesadüfen evrimleşerek meydana gelmesi ihtimali hiç yoktur. Tüm yapı elamanları, içinde işleyen sistem ve mekanizmaları ile birlikte hücre, ilmi ve kudreti sonsuz bir Yaratıcı tarafından özel tasarlanmıştır. Yağ asidi sentezi için zaruri olan onlarca özel ve kompleks enzimin yapılması akılsız maddeye, kör tesadüflere verilemez.

Nasıl ki devletin bir memuru veya bir askeri, kendi başına yapamadığı çok büyük işleri, Devlet namına, Devletin kuvvetini arkasına alarak yapıyorsa, bu akılsız, ilimsiz ve şuursuz hücreler de, Allah’ın bir memuru, bir askeri olarak kabul edildiğinde, Allah’ın sonsuz kudretini arkalarına alarak Allah namına hareket ettikleri apaçık anlaşılmaktadır.

İşte kendi gücünün üstünde iş yaptığını gördüğümüz kâinattaki bütün sebeplere bu açıdan bakılmalıdır. Mesela ineğin süt vermesi, ağacın meyve vermesi, arının bal, tavuğun yumurta yapması, bitkilerin ipek gibi incecik saçaklarının ve kökcüklerinin sert taş ve toprağı delip geçmesi gibi.

     Hücrede Yağ Sentezi Özel Gayelere Göre Yapılır

     Hücre zarı 5-10 nm kalığındadır. Muhtevası değişmekle birlikte genelde tüm biyolojik zarlar iki fosfolipid tabakasından yapılmıştır. Hücre zarı yapımında yaklaşık 100’den fazla farklı fosfolipid tipi kullanılır. Hücre zarlarının yağ muhtevası, zarların biyolojik özelliklerini etkiler. Hücre zarlarındaki yağ tabakası yaklaşık 6nm (0,000006 mm), yani milimetrenin milyonda bir kalınlığındadır. Hücre zarlarının seçici geçirgenliği, hücreler arası ve hücre içi haberleşme gibi hayati görevler çift katlı fosfolipid tabaka içine yerleştirilmiş proteinlere yaptırılır[7].

     Hücre zarında seçen de seçilen de akılsız, şuursuz ve iradesiz moleküllerdir ve birlikte yaratılıyor. Seçmek için ilim, irade ve kudret gereklidir. Atom ve moleküllerde ise ilim, kudret ve iradenin olduğu söylenemez. Ancak atomların seçici davrandıkları, seçmeyi de bir gayeye göre yaptıkları açıktır. O halde tüm atomlar kudret elinde, istediğini yapma iradesinde bir Yaratıcı olmalıdır. Bir element seçici ilişki kurarken, aynı zamanda ileride ne olacağını biliyor ve ona göre bağlanıyor. Oysa bir atom veya molekülde ileriyi görme ve ona göre davranma özelliği yoktur. O halde hücrede biyomolekülleri çalıştıran kudret aynı zamanda geleceği de bilen Yaratıcı’dır.   

     Hücrede yağ asit sentezi canlıya, dokuya ve organa göre yapılır. Mesela oleik asit zeytin yağında, linolik asit mısır ve ayçiçeği yağlarında, linolinik asit ceviz ve fındık yağlarında, ökosaheksaenoik ve dokosaheksaenoik asitler balık yağında çoklukla bulunur. Canlıya has olan yağ asitlerinin sentezi belli bir amaca göre yapılır. Mesela balıkta çoklukla bulunan çoklu doymamış yağ asitlerinden ökosaheksaenoik (C20:5n3) ve dokosaheksaenoik (C22:6n3) asitler balığın suda yaşaması ve soğuk şartlara adaptasyonu için oldukça önemlidir[8]. Bu konu sonraki bölümlerde daha ayrıntılı olarak anlatılacaktır.

     Yağ ve yağ asitleri aynı zamanda doku ve organların ihtiyaçlarına, ekolojik şartlardaki değişime göre ihtiyaca göre sentezlenir. Hücredeki sentez mekanizmaları bir fabrika gibi her zaman aynı ürünü üretseydi, canlı değişen şartlara uyum sağlayamaz, ihtiyaçlar karşılanamaz ve hayat devam etmezdi. Bununla ilgili birkaç hususu ayrı alt başlıklar altında inceleyelim.

      Soğuk Sularda Yaşamaya Uygun Yağ Sentezi

     Hücre zarlarının fiziksel durumunu vizkoziteleri belirler. Bu da hücre zarlarını teşkil eden fosfolipid yağ asitlerinin karbon uzunlukları ve doymamışlık dereceleri ile kontrol edilir. Hücre zarı fosfolipdlerini teşkil eden yağ asitlerinin doymamışlık derecesi arttıkça sıkı paketlenme düzeni azalır, akışkanlık artar. Genelde tüm canlılarda hücre zarlarının çift katlı fosfolipid tabakası büyük oranda doymamış yağ asitleri ihtiva ederler. Vücut sıcaklığı 37oC civarında tutulursa, hücre zarlarını oluşturan fosfolipid tabaka sıvı ve akıcı durumdadır. Bu durumda her bir fosfolipid, ekseni etrafında dönebilir ve lateral hareket edebilir. Hücre zarı fosfolipid yaprağı içindeki bir yağ molekülü saniyede 10 kez komşuları ile yer değiştirebilir[9].

     Burada enteresan olan, oldukça hareketli ve akışkan olan yapının aynı zamanda kararlı yapısını korumasıdır. Günümüzde bile hala anlaşılamayan çok sırları barındıran hücre zarındaki acayip işleri, ancak Yüce Yaratıcı’nın sonsuz ilminin tecellisi ile açıklayabiliriz. Çok mükemmel işleyen mekanizmaların nasıl çalıştığını anlamakla, aslında Yaratıcı’nın sonsuz ilim ve kudretinin nasıl işlediğini anlamış oluyoruz. Yoksa vücut sıcaklığı sabit tutulan sıcakkanlı (homeoterm) hayvanlarda hücre zarı fosfolipidlerin yağ asit bileşimi nispeten sabittir. Oysa balıklar gibi soğukkanlı (poikilotherm) hayvanlarda kan sıcaklığı su sıcaklığına bağlı olarak değişir. Bundan dolayı soğukkanlı canlılarda hayat ortamının sıcaklık değişimine bağlı olarak hücre zarı akışkanlığı korunmalıdır. Bu da hücre zarı fosfolipid yağ asit bileşimi değiştirilerek yapılır. Kısa zincirli ve doymamış yağ asitleri kendi ekseni etrafında kıvrıldığından daha düşük yüzey alanına sahiptirler. Yağ asitinin yüzey alanı arttıkça etkileşim artar ve jel durumu daha kararlı hale gelir. Bundan dolayı kısa zincirli ve doymamış yağ asitlerinin erime sıcaklıkları, uzun zincirli ve doymuş yağ asitlerinden daha düşüktürler. Hücre zarlarını teşkil eden fosfolipid yağ asitlerinin doymamışlık dereceleri ne kadar yüksekse, çift tabakanın jel haline gelmesi için gerekli sıcaklık o kadar düşüktür. Hücre zarında yapılan fizyolojik işlerin gerçekleşebilmesi için, hücre zarı vizkozitesinin korunması gerekir. Proteinler başta farklı işlerde görevli biyomoleküllerin zar içi etkileşimleri, haberleşmesi, belli bir reaksiyonu gerçekleştirmek için toplanıp dağılmaları için hücre zarları akıcı özellikte tutulmalıdır. Hücrelerin hareketi, büyümesi, bölünmesi, endositoz gibi hücresel olaylar hücre zarlarının viskoz yapıda tutulmasına bağlıdır.

     Balıklar soğukkanlı canlılardır, kan sıcaklığı su sıcaklığına bağlı olarak değişir. Kışın üstü buz tutmuş çok soğuk sularda bile kan sıcaklığı çok düşmesine rağmen balıklar hayatını devam ettirirler. Rızkın azaldığı soğuk kış günlerinde göl ve derelerin üzerindeki buz kırılarak balık avlanır (Şekil 2). Üstelik bu şartlarda avlanan balıkların yağ muhtevası fazla, lezzeti mükemmeldir.

     Şekil 2. Kışın üstü buz tutmuş bir gölde buz kırılarak yapılan balık avı.

         Balıklar gibi soğukkanlı hayvanların soğuk şartlarda hücre zarlarının akışkan özelliğinin korunması hücre zarı fosfolipidlerinin yağ asit muhtevasının değiştirilmesi ile sağlanır. Soğuk şartlarda hücre zarı fosfolipidlerinin akışkan özelliklerinin korunması ya doymuş yağ asitlerdeki bir bağın desaturasyonu, ya da doymamış yağ asitlerin doymamışlık derecelerinin arttırılması ile sağlanır[10].

     Hücre zarının fosfolipid yapısına erime sıcaklığı yüksek yağ asitleri yerine erime sıcaklıkları çok düşük yağ asitleri katılır (Şekil 3).

     Balıklarda çoklu doymamış yağ asitlerinin çoklukla bulunması, özellikle soğuk su balıklarında bu asitlerin oranının daha da arttırılması aslında balığın soğuk şartlarda yaşayabilmesi içindir. Yağ asit zincirlerinde doymuş bağların doymamış bağlara dönüştürülmesi (desaturasyon) desaturaz denen enzimlerle katalizlenir. Hücre zarları fosfolipid yağ asit muhtevasının şartlara göre yeniden düzenlenmesi; gliserol iskeletten yağ asitlerini ayıran fosfolipazlar ve onlara uygun yağ asitlerini transfer eden açiltransferazlar ile gerçekleştirilir. Balıklarda hücre zarı fosfolipid yağ asit bileşiminin değiştirilmesi ile hücre zarı sıvılığının korunması mekanizması hala tam olarak anlaşılabilmiş değildir[11].

Şekil 3.  Aynı karbon sayısına sahip yağ asitlerinin doymamış bağ sayıları ile erime sıcaklıkları arası ilişki.

       Öncelikle bu olayın olabilmesi için; dış ortam şartlarını algılayan reseptörler ve şartlara uygun olarak sentez mekanizmalarını değiştirecek akıllı karar vericiler olmalıdır. Bu kadar mükemmel ve hala anlaşılamayan sistemler elbette ateist evrimcilerin dediği gibi zaman içerisinde tesadüfler sonucu oluşmuş olamaz. İhtiyaca göre cevap verenin, akılsız ve şuursuz olması düşünülemez. Balığı suda soğukkanlı yaratan ve balığın hayatı için ihtiyacını bilen ancak bu harika sentez mekanizmalarını yapabilir. O da İlmi ve Kudreti sonsuz Allah’tır. Aksini kabül etmek, akılsız ve şuursuz maddeye sonsuz bir akıl ve şuur vermektir.                                           

     İhtiyaca Göre Yağ Sentezi ve Depolanması

     Balıkların yoğun beslenme zamanında hücrelerde sentezlenen yağ, gelecekteki ihtiyaçlar için depolanır ve ihtiyaç halinde kullanılır. Bununla ilgili çarpıcı iki misal verelim. Birinci misal: Bazı istisnaları olsa da balıklar omurgalılar içerisinde en çok yumurta üreten canlılardır. Türler arasında değişmekle birlikte bir balıkta vücut ağırlığının yaklaşık 1/3’ü kadar yumurta üretilir. Ovaryumların büyümesi, yumurtanın gelişmesi için ise çok fazla protein ve yağ gibi besin maddesine ihtiyaç vardır. Gonad gelişimi için ihtiyaç duyulacak yağ önceden sentezlenir ve depolanır. Mesela yapılan bir çalışmada sudak balıklarının gonad gelişimi için n3 ve n6 grubu çoklu doymamış yağ asitlerine daha çok ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir. Sonradan ihtiyaç olacak yağ önceden vücudun farklı bölgelerinde depolanmakta ve ihtiyaç halinde gonadlara sevk edilmektedir (Uysal vd., 2005).

     Doku ve organlar arası yağ transferi de en az yağ sentezi kadar karmaşık biyokimyevî olaylardır. Balık vücudunda yağ transferi olabilmesi için, vücutta yağ taşıma mekanizmalarının olması yetmez. Bununla birlikte vücutta nerede ve nasıl bir yağ çeşidine ihtiyacın olduğu da bilinmelidir.

     İkinci misal: Anadolu’nun herhangi bir akarsuyu veya gölünde yaşayan bir yılan balığı (Anguilla anguilla) eşeysel olgunluk dönemine kadar tatlı sularda beslenir ve büyür. Eşey olgunluğuna ulaşmadan önce hayatındaki en yüksek yağ oranına ulaşır. Üreme olgunluğuna ulaşmış yılan balıkları Güney Amerika açıklarında bulunan Sargossa Körfezi’ne doğru okyanus aşırı uzun bir yolculuğa çıkar (Şekil 4).

            Şekil 4. Yılan balığı (Anguilla anguilla) göçü.

   Balık yaklaşık on bin km den daha fazla yol kat eder, en kestirme yoldan gider ve yolunu şaşırmaz. Göç esnasında beslenmezler, yakıt olarak önceden depo ettikleri yağı kullanırlar. Dünyadaki tüm A. anguilla türü yılanbalıkları aynı yerde ürerler. Hayatında sadece bir kez üreyen A. anguilla türü yılan balıkları yumurtalarını bırakıp ölürler. Ebeveynleri ölmüş olan yavru yılan balıkları tekrar ebeveynlerinin gitmiş olduğu o uzun yolu kat ederek Anadolu’daki tatlı sulara girerler. Yılan balıklarının neden göç ettiği, neden çok uzak olan Sargossa Körfezi’ne gittiği, okyanusun içinde yolunu şaşırmadan en kestirme rotayı nasıl çizdiği gibi hususlar balık biyolojisi bilim dalında cevap bekleyen sorulardır.

    Balığın bu işleri bilerek, planlayarak ve şuurla yaptığını söyleyemeyiz. Bu esrarengiz olayın yağla ilgili olan kısmı; yılan balığının çıkacağı yolculuğu biliyormuş gibi hazırlık yapması, yakıt olarak kullanacağı yağı yeteri kadar depolamasıdır. Bütün bu harika işler yaratıcıyı saf dışı bırakan tesadüflere dayalı evrim masalları ile izah edilemez.

     Bu hususun tek bir mantıklı izahı vardır. Yılan balığını yaratan ve denizlerde esrarengiz göç yaptıran, şu an bile bilemediğimiz ilgili tüm mekanizmaları da yaratandır.

     Bu harika ve garip olayları, ehl-i dalaletin ve ehl-i felsefenin, hata ederek, ahmakçasına, “içgüdü” veya sevk-i tabiî” isimlerini takmakla da halletmiş olamayız.  Hâlbuki bütün bunlar bir “ilham-ı fıtri” ve “sevk-i kaderî” ile olmaktadır.

     Balık İnsan İçin Önemli Bir Rızık ve Şifa Kaynağıdır

     Balık hem gıdadır, hem de şifadır. Protein, yağ, mineral ve vitamin bakımından mükemmel bir gıdadır. Sinir sistemi, beyin ve zekâ gelişimine katkı sağlar. Kalp damar hastalıkları başta kanser, alzaymır, astım ve sedef hastalıklarını önler. Kötü kolesterolü düşürür, damar tıkanıklığını önler, damar açıcıdır. Kan basıncını azaltır, damar elastikiyetini arttırır. Balık kalp ritimlerini düzenler, kalp krizi ve ani ölüm riskini azaltır[12].

     Yaratıcı balığı insan için bir rızık ve şifa olarak yaratmıştır. Bu kadar önemli bir gıdanın tüketilmesinde dikkat edilmesi gerek en önemli husus ise taze olmasıdır.

     Balık etinin su oranı ve pH’sı karada yaşayan hayvan etlerinden genelde daha yüksektir. Bundan dolayı balık etinde mikrobiyal ve enzimatik faaliyetler hızlıdır ve çabuk bozulur. Balıketi yüksek oranda enzimatik yıkımı hızlı olan trimetilaminoksit ve protein yapıda olmayan azotlu bileşikler ihtiva eder. Bundan dolayı balıketi diğer etlerden daha çabuk tazeliğini kaybeder ve sağlığa zararlı bileşikler daha kısa sürede oluşur. Balık etinde biyojenamin bileşikleri diğer karada yaşayan hayvan etlerine göre daha hızlı oluşur. Bayat balıklarda oluşan fazla histamin ise zehirlenmeye neden olur. Ancak balık etini çabuk bozan en önemli hususlardan birisi de; balıklar diğer hayvanlardan daha fazla fosfolipid ve çoklu doymamış ökosapentaenoik ve dokosaheksaenoik gibi yağ asitleri ihtiva eder. Balık yağının insan için faydalı olması da bu yüzdendir. Ancak balık yağı çok fazla doymamış bağ ihtiva ettiğinden kararsız yapıdadır, hızlı okside olarak serbest radikaller teşkil eder. Bundan dolayı balığın tazesi gıda ve şifa, bayatı ise zararlıdır. Deniz ürünleri etlerinin karada yaşayan hayvan etlerinden daha çabuk bozulduğu, taze yenmesi gerektiği bilgileri oldukça yenidir[13].

     Oysa Kutsal Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bu bilimsel gerçek bundan yaklaşık on beş asır önce veciz bir şekilde şöyle ifade edilmiştir:

     ‘İçinden taze et (balık) yemeniz ve takacağınız bir süs (eşyası) çıkarmanız için denizi emrinize veren O´dur[14].

     Bir başka ayette de şöyle buyrulur:

     ‘İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu keser, içilmesi kolaydır. Şu da tuzludur, acıdır (boğazı yakar). Hepsinden de taze et (balıkyersiniz ve giyeceğiniz süs eşyası çıkarırsınız”[15].

      Altı yüz sayfadan fazla olan Kur’an-ı Kerim’de sadece iki yerde  طَرِيًّا(taze) ifadesi geçer ve ikisi de balıkla birlikte kullanılır. Su ürünleri, biyoloji ve gıda bilim dallarında çalışanların ancak bildiği bu hakikat yaklaşık on beş asır önce Kur’an-ı Kerim’de net bir şekilde ifade edilmiştir. O halde balığı insana rızık yapan Rezzak, Kur’an-ı Kerim’i de gönderendir.

     Sonuç 

     Her varlıkta Yaratıcı’nın varlığını ve birliğini gösteren deliller vardır. Bu makalede sadece balık yağına bakarak Yaratıcı’yı tanımaya, O’nu gösteren delilleri anlamaya çalıştık.

Yağ sentezlemek için balık hücrelerinde yapılan reaksiyonlar Yaratıcı’nın sonsuz İlmini ve Kudretini açık olarak göstermektedir. Çünkü küçücük hücrelerde yağ sentezi için yapılan biyokimyevî reaksiyonlar günümüz en donanımlı biyokimya laboratuvarlarında bile yapılamayacak kadar karmaşık ve mükemmeldir.

     Gözümüz önünde işleyen bu harika sistemler, ateist evrimcilerin iddia ettikleri gibi, akılsız ve şuursuz maddelerin kendi başına organize olarak uzun zaman içerisinde tesadüflere dayalı olarak meydana gelmiş olamaz. Hücrede yağ sentezi hücre elamanlarının müthiş bir organizasyonu neticesinde meydana gelir. Sentezlenen enzimler ve ara ürünler bir amaca göre sentezlenir. Akılsız ve şuursuz madde kendi başına organize olamayacağı gibi, her zaman özel bir gayeye göre hareket eden de şuursuz olamaz. O halde, akılsız ve şuursuz maddeleri organize ederek hücreleri yaratan ve küçücük hücrelere harika işler yaptıran bir Yaratıcı olmalıdır.

     Balıkların suya uyumlu yaratılması, balığın suda yaşayabilmesi için erime sıcaklıkları çok düşük özel yağ asitlerinin sentezlenmesi de, su ve balığın yaratıcısının aynı olmasını gerektirir. Çünkü suda hayat şartlarını bilmeyen, suda yaşamaya uygun sistemleri de yapamaz. 

     Ancak bu özel yağlar aynı zamanda insanoğlu için şifa kaynağıdır. O halde balığın da, insanın da yaratıcısı aynı olmalıdır. Kararsız yapısından dolayı balık yağı yağlar içinde en çabuk bozulan yağdır. Etler içinde en çabuk bozulan et de balık etidir.

     Balık ve diğer su ürünleri ile ilgili Kur’an-ı Kerim’de geçen iki ayette balığın taze tüketilmesi gerektiği bildirilmiştir. Moleküler biyoloji, gıda ve beslenme ile ilgili bilimlerin oldukça ileri seviyede olduğu günümüzde bu hususun ancak anlaşılabilmiş olması Kutsal Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in mucizeliğinin de bir işaretidir.


[1] Yavuz Z., DNA mucizesi ve hayatın gerçeği, Bizim Büro Matbaa Yayıncılık San. Ldt.Şdt. Ankara, 2015.
[2] Monod J. Rastlantı ve Zorunluluk, çeviren: Elodie Eda Moreau, Alfa Basım Yay.,Istanbul, 2012.
[3] Karaçalı S., ve Deveci R. ‘Biyomoleküller ve hücre’, Moleküler Biyoloji kitabı, Ed: Ahmet Yıldırım, Fevzi Bardakçı, Mehmet Karataş, Bahattin Tanyolaç, Nobel yayınevi, s. 1- 53. 2007.
[4] Uysal K., Yöntem M., Dönmez M., Balık Yağının Koroner Kalp Hastalıkları Üzerine Etkisi, Dumlupınar Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 8, 179-198, 2005.
[5] Yöntem M. ve Önaldı, M. Biyokimya, İstanbul Medikal Yayıncılık, 2018.
[6] Talak Suresi,12.ayet., Bakara Suresi, 20.ayet.
[7] Sanal F., ve Kızılay G. ‘Plazma membranlarının yapısı ve fonksiyonu’, Moleküler Biyoloji kitabı, Ed:Ahmet Yıldırım, Fevzi Bardakçı, Mehmet Karataş, Bahattin Tanyolaç, Nobel yayınevi, s. 323- 375, 2007.
[8] Bell M.V.,Henderson R.J., Sargent J.R., The role of polyunsaturated fatty acids in fish,  Comparative Biochemistry and Physiology Part B: Comparative Biochemistry, 83 (4),711-719, 1986.
[9] Karaçalı S., ve Deveci. a.g.e. s. 1- 53.
[10] Uysal K., Bülbül M., Dönmez M., Seçkin AK. Changes in some components of the muscle lipids of three freshwater fish species under natural extreme cold and temperate conditions. Fish Physiology and Biochemistry, 34, 455–463, 2008.
[11] Cossins A. R. ve Mac donald A.G. Journal of Bioenergetic sand Biomembranes, 21( 1), 1989.
[12] Leaf, A., Diet and sudden cardiac death, J Nutr Health Aging. 5(3), 173-178, 2001.
[13] Uysal K., Yöntem M., Dönmez M., 2005. a.g.e.
[14] Nahl Suresi 14. ayet.
[15] Fatır Suresi 12. ayet.

42 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun