Yarım bir göz, evrime göre gayet işlevsel olabilir?

Soru Detayı

Evrimcilerin bir kaç savunması var:
Soru 1:
sorularlaevrim’deki indirgenemez komplekslik açıklamanıza cevaben:
Bakteri kamçısı: pek çok parçasını kaybetse de işlevini daha basit bir kamçı ya da salgı sistemi olarak sürdürmeye devam edebilir. Ökaryot kamçılarındaki pek çok proteinin vazgeçilebilir olduğu bilinmektedir. Çünkü bu proteinlere sahip olmayan işlevsel kamçılar da vardır. Hücre içi protein taşıma sistemi karmaşık olsa da hiçbir taşıyıcıya ihtiyaç duymayan proteinler de mevcuttur. Bağışıklık sistemi: işgalci hücreleri yok edici moleküller tarafından imha edilmek üzere işaretleyen antikorlar bu işgalci hücreleri bizzat kendileri de engelleyebilir. Yani aslında sistem yok edici moleküller olmadan da işler (her ne kadar diğer türlü daha iyi işlese de).
Göz indirgenemez karmaşıklıkta değildir ve tam tersine, evrimi çok net bir şekilde bilinmektedir. Bu evrimsel değişimden de gördüğümüz üzere, "yarım" bir göz (bu doğru bir kavram bile değildir), gayet de işlevsel olabilir ve "çeyrek" bir göze göre çok daha faydalı olabilir, evrimsel açıdan önem taşıyabilir. Kan pıhtılaşmasında yunuslarda ve balinalarda intrensek faktörde karşımıza çıkan hageman faktörü yoktur diyorlar.
Soru 2- Sağ elli aminoasitlerin uygun sıcaklık ve basınçta sol elli aminoasitlere dönüşebileceği keşfedildi. İkinci keşif ise, Dünya'yı dövmekte olan kuyruklu yıldızlar ve diğer meteorların içeriğinde sol elli aminoasitlerin bulunuyor olduğu keşfiydi. Bu iki keşif de, NASA'nın gözlemleri ve deneyleri ile doğrulandı. Diyorlar bunlara ne denebilir?
Soru 3- Abiyogenez biyogenez ile çürütülmemiştir çürütülen spontane jenerasyondur çünkü abiyogenez uzun süreli zamanda oluşmayı savunur spontane jenerasyon ise bir anda oluşmaz diyorlar buna ne denebilir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

İndirgenemez komplekslikten maksat, yaratılan varlıklar ve organlarının istenen bir görevi yerine getirebilmesi için, gerekli donanım ile yaratıldığıdır. Bu her organ için geçerlidir.

Bakteri kamçısının bir özelliğinin olmaması, belki bazı görevleri yerine getirmesine mani olmayabilir. Ama bu noksan olan kısmın başka ne gibi görevleri olduğunu biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Onu ortaya koymak için bu konuda araştırma yapmak gerekir.

Doğrusu, evrimcilerin ileri sürdüklerinin doğruluğuna inanamıyoruz. Şimdiye kadar, evrim konusundaki iddialarını ispat için o kadar uydurma şeyler ileri sürdüler ki,  insanın aklı duruyor. Bir organın ne işe yaradığı henüz keşfedilmemişse, onların cevabı hazırdır. Onlara göre, işe yaramayan atalarından kalmış körelmiş organdır.

Hâlbuki o organın daha sonra onlarca hayati görevi olduğu ortaya konuyor.

Evrimcilerin bu komplekslik konusunda aldandıkları en önemli husus, bir organın veya yapının sadece bir görevinin olduğunu düşünüp ona göre hemen kesin hüküm vermeleridir. Hâlbuki bir organın bazen onlarca görevi olabiliyor.

Şimdi, yarım göz nasıl görev yapabilir? Mesela görüntünün teşekkül ettiği gözün arka tabakasının yokluğu veya sarı noktanın olmaması durumunda görüntü nasıl teşekkül edecektir? Görmeyi sağlayan sinirler ve kan damarlarının olmadığı durumda gözün hayatiyeti ve iş görmesi nasıl sağlanacaktır? Göz merceği olmadan görüntü nasıl algılanacaktır?

İnsanın böyle lüzumsuz ve batıl iddialara harcayacak zamanı yoktur. Yapılacak şeyin en iyisi, onları kendi batıl itikatları ile baş başa bırakmaktır.

Her hangi bir organın ne gibi görevlerinin bulunduğunu anlamak için yapılacak çalışmalara can kurban. O da zaten bir nevi ibadettir. Ama evrimi ispat için olur olmaz bir takım iddiaları ortaya atıp lüzumsuz şekilde insanları meşgul etmeleri tasvip edilecek bir şey değildir.

Cevap 2:

Amino asitlerin kendiliğinden meydana gelmesi mümkün değildir. Kaldı ki esas mesele, amino asitlerden kendi kendine proteinlerin teşkili iddiasıdır.

En az amino asit barındıran bir protein 300 amino asitten meydana geliyor. Bu amino asitlerden bir tanesinin şekli ve yeri değişse farklı bir yapı ortaya çıkıyor. Dolayısıyla en küçük bir proteinin tesadüfen teşkili 10 üzeri 300’de bir ihtimaldir. Yani, bir rakamının önüne 300 tane sıfır koyacaksınız. İşte o kadar ihtimalde bir ihtimaldir, istenen bir proteinin tesadüfen teşkili.

Bunun matematik manası, böyle bir yapının meydana gelmesinin imkânsız olduğudur.

İş bununla da bitmiyor. Esas olan ilk canlı varlığın nasıl ortaya çıktığıdır. Yani bir proteinle iş bitmiyor. DNA meydana gelecek. Bunun içerisinde yer aldığı çekirdek ve çekirdek zarı, sitoplazma ve hücrenin diğer organelleri bulunacak, hücre zarı da dahil olmak üzere her şey bir araya gelecek. Yetti mi? Yetmedi. Bunların hepsi cansız maddelerdir. Şimdi bunda hayat, yani canlılık meydana gelecek. Zaten esas mesele ilk canlının nasıl ortaya çıktığıdır.

Evrimciler bütün bunları gözden saklamak için uzaydan geldiği ileri sürülen sol del amino asitlerin varlığını nazara vererek esas canlılığın nasıl ortaya çıktığı iddialarına cevap veremiyorlar. Vermeleri de mümkün değildir. Çünkü canlılık sadece Allah’ın Hay, yani hayat veren isminin tecellisiyle hâsıl olmaktadır. Ne elementlerde, ne moleküllerde, ne dokularda ve organlarda ve ne de bir bütün olarak varlığın kendisinde hayat yoktur.

Evrimciler kendilerini taştan taşa vursa da Allah’ı devreden çıkardıkları sürece cansız maddelerden canlılığın nasıl meydana geldiğini açıklayamazlar. Çünkü hayat ve canlılık hadisesi hiçbir sebebe bağlı değildir. Doğrudan Cenab-ı Hakk’ın bir ikramıdır.

Cevap 3:

Abiyogenez, cansız maddelerden kendi kendine canlıların hâsıl olabileceği görüşüdür.

Biyogenez ise abiyogenez teorisinin tersine canlılardan ancak canlılar türeyebilir görüşünü savunmaktadır.

Evrimciler iddialarında ne diyorlar? “Abiyogenez uzun süreli zamanda oluşmayı savunur” muş.

Bu ne demek?

Bir cümle ile geçiştirilecek bir mesele değildir. İşin aslı bunun altında yatmaktadır. Yani cansız maddelerden bir canlı, uzun sürede meydana gelirmiş. Delil nedir? Yok. Bu süre kaç senedir? Yüz sene mi? Yüz milyar sene mi? Yüz trilyon sene mi? Cevap yok.

Peki, zaman içerisinde meydana geldiğini neye dayanarak işleri sürüyorlar? Ortada hiçbir şey yok. Bu süreyi hiç kimse göremeyeceği, denemeyeceği için zamana havale edip diğer bütün iddialarını da bu batıl itikatlarının üzerine bina ediyorlar. Bu uzun süre nasıl bir sihirli değnektir ki, ispatlanamayan bütün konuları hallediyor.

Biz şimdi size soruyoruz:

Cansızlardan zaman içerisinde canlının meydana geldiği iddiası hangi ilmi delile dayanmaktadır? Böyle bir iddia bilimsel midir? Böyle bir iddiayı savunanların arkasından gidilir mi? Bu iddialarda bulunanlar insanları doğru yola ulaştırabilir mi?

Kararı siz kendiniz verin.

Bu sorunun cevabı zaten ikinci soruda teferruatlı olarak verilmiştir.

Mesele ilk canlının nasıl ortaya çıktığıdır. konu aslında onunla da bitmiyor. Şimdi yaratılan her bir canlının hayatı da tıpkı ilk canlıda olduğu gibi, doğrudan Allah’ın Hay isminden gelmektedir.

Hiçbir sebeple hayatın varlığını ispat mümkün değildir. Canılar yaklaşık 110 elementin muhtelif oranlarının karışımından yaratılmaktadır. Bu elementlerin hiç birisinde hayat özelliği yoktur. Hava, güneş ve suda da hayat yoktur. O bakımdan canlılık özelliğini, amino asitle, proteinle, DNA ile veya hücrenin kendi varlığı ile açıklamak mümkün değildir.

İşte sana ölmüş bir insan. Yani hayatı sona ermiş. Vücudunda bütün sistem mevcut. Haydi hayat ver ve ayağa kaldır bakalım.

Bu işler evrimcilerin iddia ettiği gibi, molekül ve element meselesi değildir. hayat ve canlılık bambaşka bir şeydir ve onun mahiyetini şimdiye kadar hiçbir ilim adamı açıklayamamıştır.

Mesela:

Bir fasulye tanesi. Onun içinde embriyo dediğimiz kısımda canlılık var. Ama mahiyeti nedir? Onu açıklayıp gösteremiyoruz.

Yumurtanın içerisinde hayat var. Ama nasıl bir şeydir? Mahiyeti nedir? Bilemiyoruz. Sadece sonuçlarını görüyoruz.

Şimdi bütün bitkilerin, hayvanların ve insanların sahip bulunduğu ve mahiyetinin ne olduğunu açıklamaktan aciz kalınan hayatın ve canlılığın tesadüf ve sebeplere verilmesi akıl karı mıdır? Bunu Allah’ın bir bu canlılara büyük bir lütfu değil midir? Vicdanlı birisi bütün bu hadiseleri kime vermelidir? Tesadüfe mi Allah’a mı?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
250 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun