Mevlana ve Sems-i Tebrizi ilk karşılaştığında Sems-i Tebrizi’nin sorusunun hikmeti nedir?

Soru Detayı

- Mevlana Şems’den yanlış bilmiyorsam 40 gün kadar bir odadan çıkmadan ilim mi öğrenmiştir.
- Öyleyse ne tur ilim öğrenmiştir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Şems, Halep’te on dört ay boyunca bir medrese hücresinde riyazette kalmış ve manevi işaret gereği sohbet dostunu bulmak için Anadolu’ya yönelmiştir. Makalat’ta, “Beni velilerinle tanıştır.” diye dua etmesi üzerine rüyasında, “Seni bir veliye yoldaş edelim.” denildiğini, onun nerede olduğunu sorduğunu, ertesi gece o velinin Anadolu’da bulunduğunu, ancak tanışma vaktinin henüz gelmediğinin söylendiğini belirtmektedir.

Sipehsalar, bu rüyanın onun Anadolu’ya gidip Mevlana ile buluşmasına vesile olduğunu kaydeder. (Risâle, s. 123-124)

Eflaki’ye göre babasının vefatından sonra mürşidi Seyyid Burhaneddin’in emriyle ilim tahsili için Dımaşk’a giden Mevlana bir gün halkın arasında iken başında külahı, sırtında siyah elbisesiyle Şems’i görmüş, elinden tutup ona, “Ey dünya sarrafı beni anla!” demiş, Şems bu sözün etkisiyle istiğrak haline girmiş, kendine geldiğinde Mevlana oradan gitmiştir. Bazı kaynaklarda Şems’in Anadolu’ya yönelmesi Mevlana’daki bu kemali keşfetmesine bağlanır.

Mevlana’nın Şems-i Tebrizi ile ikinci karşılaşması Seyyid Burhaneddin’in vefatından beş yıl sonra Konya’da gerçekleşir.

Şems ile Mevlana’nın karşılaşması esnasında aralarında geçen konuşmanın mahiyetine dair farklı rivayetler vardır.

Eflaki ve Sipehsalar’ın rivayeti Makalat’takine yakındır. Buna göre Şems-i Tebrizi Konya’ya geldiğinde, Mevlana ders verdiği dört medreseden biri olan Pamukçular Medresesi’nden talebeleriyle birlikte ayrılıp giderken Şems ansızın önüne çıkmış ve bindiği katırın gemini tutarak, “Ey dünya ve mana nakitlerinin sarrafı! Muhammed Hazretleri mi büyüktür, yoksa Bayezid-i Bistami mi?” diye sormuş.

Mevlana, “Muhammed Mustafa bütün peygamberlerin ve velilerin başıdır.” diye cevap verince Şems, “Peki ama o, ‘Seni tesbih ederim Allahım, biz seni lâyıkıyla bilemedik.’ dediği halde Bayezid, ‘Benim şanım ne yücedir, ben sultanların sultanıyım.’ diyor.” demiş.

Bunun üzerine Mevlana, “Bayezid’in susuzluğu az olduğundan bir yudum su ile kandı, idrak bardağı hemen doluverdi; halbuki Muhammed’in susuzluğu arttıkça artıyordu. Onun göğsü Allah tarafından açılmıştı. Sürekli susuzluğunu dile getiriyor, her gün Allah’a daha çok yakın olmak istiyordu.” diye cevap vermiş.

Şems bu cevabı duyunca kendinden geçmiş, bir müddet sonra da yaya olarak medreseye gitmişlerdir. (Makalat, s. 685-686; Sipehsalar, s. 124-125; Eflaki, II, 193-195)

Son dönem Mevlevi ariflerinden Midhat Bahari, Mevlana’nın bu esnada kutbiyyet makamında bulunduğunu, Şems’in Konya’ya onu irşad için gelmediğini, Dımaşk’ta iken Mevlana’da gördüğü irfan ve aşk nuruna hayran kaldığını, bunu geliştirmek ve Mevlana’yı kendisine göstermek için onun sohbet dostu olduğunu, bu sebeple Şems’in Mevlana ile karşılaştığında ona yönelttiği soruların mürşidin dervişini imtihanı şeklinde anlaşılmaması gerektiğini söyler. (bk. Beytur, s. 57-62)

Şems-i Tebrizi ile Mevlana bu ikinci karşılaşmadan sonra Selahaddin-i Zerkûb’un evinde üç ay boyunca visal orucu tutarak iki defa halvete girmişler; halvet esnasında onlara Selahaddîn-i Zerkûb hizmette bulunmuş, her ikisi de sema yaparak halvetten çıkmıştır.

Şems’in, gerçek dost arayışını tam anlamıyla tatmine erdirmesi, ilâhî hakikatlerin idrak edilebilmesi için diğer şeyh ve dervişleri olduğu gibi Mevlana’yı da Hızır-Musa kıssasını hatırlatır biçimde şeriat dışı bazı sorularla imtihan ettiği, manevî istidadını ve yüksek irfanını keşfedince dostluğuna kabul ettiği rivayet edilir. (Sipehsalar, s. 125; Eflaki, II, 195-197)

Ahmet Avni Konuk ve Midhat Bahari’ye göre Şems-Mevlana münasebeti bir mürşid-mürid ilişkisi değildir. Mevlana’nın seyrü sülûkteki mürşidleri babası Bahâeddin Veled ve Seyyid Burhâneddin’dir; Şems ise onun sohbet şeyhidir. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Mevalan, Şems md.)

Mevlana üzerine araştırmalar yapan Cemalnur Sargut, Şems’in Mevlana’ya yönelttiği bu soruyu sormadaki hikmetini şu şekilde açıklar:

“Ya Mevlana her şeyi biliyorsun da ben doydum artık istemiyorum mu dedin? Yoksa doyamıyorum bana öğret mi diyorsun?"

Demek ki, Hz. Muhammed’in hafzalası bir okyanus misali ilahi feyzi ve marifeti almakta ama yine de dolup taşmamaktadır. Bu sebeple o ilahi rahmete mazhar oldukça Allah’ın büyüklüğünü daha idrak etmekte, kul olarak kendi acziyetinin de daha çok farkına varmaktadır. Oysa büyük bir veli olan Bayazıd-ı Bistami göl misali dolup taşmakta ve bu taşkınlıkta kendini kaybetmektedir.

Özetle, Mevlana’nın, Şems’in sorusuna, “Peygamber daha üstün, Peygamber daha doyamadı Allah’a, ben de doyamadım gel öğret.” demek istediği söylenebilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR