Mescid-i Haram'da namaz kılarken, secde edilecek yere mi yoksa kabeye mi bakılmalıdır?

Tarih: 13.10.2006 - 15:47 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kâbe'ye bakmak ibadettir. Bu nedenle normal yerlerde namaz kılarken secde yerine bakılarak namaz kılınır ise de,  Mescid-i Haram'da namaz kılan bir kişinin Kâbe'ye bakması daha faziletlidir.

İster farz ister nafile olsun, namaz kılarken kıbleye yönelmek (istikbâli kıble) namazın geçerlilik şartlarından biri olup, bazı zorunluluk ve ruhsat halleri dışında bu şarta uyulmazsa namaz geçersiz olur.

Dört mezhebe göre de Mescid-i Harâm'da namaz kılan kimsenin yüzünü ve yönünü bizzat Kâbe binasına çevirmesi şarttır.

Kâbe'den uzakta olan kimselerin ise Kâbe'nin bizzat kendisine değil, bulunduğu tarafa yönelmesi yeterlidir. Fakihler, bu yönelişte küçük kaymaları kıbleden sapma telakki etmemekte ve genel olarak Kâbe'nin bulunduğu noktadan kırk beş dereceye kadar sağa ve sola sapmalar bu çerçevede düşünülmektedir. Ayrıca kıble olarak Kâbe'nin yeri esas teşkil ettiğinden, binanın alt ve üst istikametleri de kıble sayılır. (bk. DİA İslam Ansiklopedisi, Kâbe, Kıble md.)

İslâm inancına göre, Allah mekândan münezzeh olmakla birlikte, özellikle sembolik birtakım bedenî hareketlerin söz konusu olduğu bazı ibadetlerde yön tasavvuru, ibadetin belli bir yöne dönmek suretiyle ifası, gerek ibadet disiplini gerekse kişinin manevî bir merkezle bütünleşmesi açısından gerekli görülmüştür.

Bu durum, insanın mutlak ve aşkın olan Allah'la içte ve manevî planda bütünleşmesi için önemli bir vasıta olduğu gibi, bu bütünleşme ve birliğin (tevhid) dışta ve sosyal alandaki tezahürü de aynı manevî merkeze yönelen insanların (ümmet) birliğini temsil aracı olarak büyük önem taşır.

Hz. Peygamber (asm)'in,

"Sizden biri kıbleye yöneldiği zaman Allah'a yönelmiş olur." (Müsned, III/24; Ebû Dâvûd, Salât, 22) ve,

"Kim bizim namazımızı kılar, kıblemize yönelir, kestiğimiz hayvanın etini yerse, o Allah'ın ve Resulünün güvencesi altındaki Müslümandır; Allah'ın verdiği güvenceyi bozmayın." (Buhârî, Salât, 28)

mealindeki hadislerinden ilki kıblenin iç ve manevî, diğeri de dış ve maddî alandaki işlev ve önemini ortaya koymaktadır.

Son hadis ve aynı muhtevadaki diğer bazı hadisler (bk. Buhârî, a.y) Resûl-i Ekrem (asm)'in davetini kabul eden Müslümanları diğer din bağlılarından ayıran ve İslâm ümmetine mensubiyetin görünürdeki işaretleri olan belli başlı davranışları açıklamakta, namazın bir şartı ve parçası olduğu halde kıblenin ayrıca zikredilmesi de ona atfedilen önemi göstermektedir. (İbn Hâcer, Fethu’l-bari, III/52-53)

Her manevî oluş temelde ferdî bir mahiyet taşır. Aynı ruhî ve manevî temayüllere sahip bulunan insanlar arasında birlik ve bütünleşme de ancak ortak maddî ve içtimaî tezahürlerle mümkün olur. Kur'ân-ı Kerîm'de her ümmetin yöneldiği bir kıblesi bulunduğuna yapılan vurgu (Bakara, 2/148) maddî ve manevî alanda ortak şuura bağlı bir toplumun teşekkülünde kıblenin son derece önemli rol oynadığını göstermektedir. (bk. Elmalılı, Hak Dini, I/533)

Gerek manevî ferdî derinlik ve olgunluk, gerekse ortak toplumsal kimlik bakımından namaz ve kıblenin sahip olduğu merkezî rol sebebiyle, İslâm ümmetine mensubiyet ehl-i salât veya daha yaygın olarak ehl-i kıble şeklinde ifade edilmiş, din yorumları ne kadar farklı ve aşırı olursa olsun, temel çerçevenin dışına çıkmadıkça bütün mezhep ve fırkalar ehl-i kıble olarak Müslüman sayılmıştır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun