Maide suresinin 101 ve 102. ayetlerinde, bazı soruların sorulmaması gerektiği ve bu soruları soranların kafir oldugu belirtiliyor, bu sorular nelerdir? Çok soru sormak insanı küfre götürür mü?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Maide Suresi 101-102. Ayetler:

"Ey iman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek olan şeylerden sormayın. Eğer onları Kur'ân indirilirken sorarsanız size açıklanır. Halbuki Allah onlardan geçmiştir. Allah çok bağışlayan ve çok yumuşak davranandır."

"Sizden önce gelen bir kavim bunları sormuştu da sonra inkâr etmişti."

Burada soru sormak insanı küfre düşürmüyor. Peygamber'e (a.s.m.) soru sorup, sonra aldığı cevaptan hoşnut olmayarak inkar etmek insanı küfre düşürüyor. Geçmişte bir kısım Yahudiler çok soru sorup sonra da aldıkları cevaptan hoşnut olmayarak inkar ederlerdi.

İbn Abdi'l-Berr der ki; bir kimse ilme arzusu ve bilgisizliğini gidermek isteği, dinî bakımdan bilinmesi gereken bîr hususa dair konuyu anlamak hakkında soru soracak olursa, bunda bir mahzur yoktur. Çünkü, cahilliğin devası soru sormaktır. Kim de işi yokuşa sürmek ve bilgisini artırmak kastı ya da öğrenmek amacı olmaksızın soru soracak olursa, işte az da olsa, çok da olsa soru sorması helal olmayan budur.

Ey iman edenler, bir takım şeyler vardır ki size açıklanır ve beyan edilirse gücünüze gider, üzülmenizi gerektirir, böyle olması düşünülen şeylerden soru sormayınız. Çünkü cevabında kederlenirsiniz. Akıllı olanlar ise kendi üzülmesine sebep olacak şeyi yapmaz.

Ve eğer Kur'ân'ın indirildiği sırada, yani vahy zamanında böyle şeylerden soru sorarsanız. Size onlar açıklanır, cevabı verilir, bundan dolayı da kederlenmeniz muhakkak olur. Bunun için Peygamber'e bunları sormayınız. Onlar öyle şeylerdir ki Allah bunlardan sizi affetmiş, sorumlu tutmamıştır. Malûm ya Allah gafûrdur, halîmdir. Birçok şeyleri affeder. Bunun için geçen geçti, Allah affetti, fakat bir daha böyle bir şey yapmayınız.

Anlaşılıyor ki bunlar, haber verilmesi ve açıklanması sahiplerini rezil edecek olan gizli sırlar veya sorulması edepsizlik ve terbiyesizlik olan münasebetsiz, faydasız veya mânâsız, şeyler kabilinden haberlere ilişik sorular, yahut derinleştirilmesi, güç yetiştirilemeyecek birtakım meşakkatli teklifleri gerektirecek duyulmamış, işitilmemiş şeylerle ilgili sorulardır.

Nitekim Hz. Ali (ra)'den rivayet olunduğu üzere:

"İnsanlar üzerine o Beyt'i haccetmeleri, Allah'ın bir hakkıdır." (Âl-i İmrân, 3/97)

âyeti nazil olduğu zaman Resulullah bir hutbe okumuş, Allah Teâlâ'ya hamd ve senadan sonra, "Allah üzerinize haccı farz kıldı." buyurmuştur."

Esed oğulları'ndan Ukâşe b. Mihsan ve bir rivayette Süraka b. Mâlik de:

"Her sene mi ey Allah'ın resulü?" dedi. Resulullah cevap vermedi, o da üç kere tekrar etti,bunun üzerine,

"Hayır, fakat 'evet' demeyeceğime nasıl emîn oldun, vallahi 'evet' desem vacib olacaktı, vacib olsaydı dayanamayacaktınız, terkederseniz de kâfir olacaktınız. Şu halde benim sizi terkettiğim müddetçe siz de beni terkediniz, sizden öncekiler hep çok soru sormaktan ve peygamberlerine karşı ihtilâf etmekten yok oldular. Bir şey emrettiğim zaman, gücünüz yettiği kadar tutunuz. Bir şeyden yasakladığım zaman da çekininiz." buyurdu.(Müslim, Hac, 412)

Aynı şekilde Hz. Enes ve Ebu Hüreyre'den rivayet edildiği üzere;

"İnsanlar, Resulullah'a birçok şeyler sormuşlar, hatta ısrar ve direnme derecesine varmışlardı. Bir gün Resulullah kızgın bir şekilde hutbeye çıktı, Allah'a hamd ve senâdan sonra:' Sorunuz, Allah'a yemin ederim ki şu makamda bulunduğum müddetçe her ne sorarsanız açıklayacağım.' buyurdu."

Ashâb-ı kirâm başlarına bir tehlike gelmek üzere bulunduğundan korktular. Enes (r.a.) demiştir ki,

'Sağıma, soluma baktım, herkes başına elbisesini çekmiş ağlıyordu. Kureyş'ten Beni Sehm'den Abdullah b. Huzafe denilen adam ki, erkeklerle bir münâkaşa ettiği zaman babasından başkasına nisbet edilirdi. Kalktı:
"Ey Allah'ın Nebisi, benim babam kim?" dedi. Peygamberimiz de:
"Baban, Huzafe b. Kays ez- Zührî'dir."
buyurdu. Diğer biri de kalktı:
"Benim babam nerede?" dedi,
"Ateştedir." buyurdu. Sonra Hz. Ömer (r.a.) kalktı:
"Biz, Rab olarak Allah'a, din olarak İslâm'a, Resul ve Nebi olarak Muhammed Aleyhisselâm'a razı olduk, biz fitnelerden Allah'a sığınırız, henüz bir cahillikten ve şirkten yeni kurtulduk. Şu halde bizi affet ey Allah'ın Resulü." dedi, Resulullah'ın kızgınlığı da yatıştı'.

Ki bu âyetlerin nüzul sebebi bu olaylar olduğu rivayet edilmiştir.

Ey müminler, sizden önce bir kavim böyle meseleler sordular da, sonra bu sebeple kâfir oldular. İsrâiloğulları, peygamberlerine birtakım şeyler sorarlar, sonra tutmazlar, terkederler, yok olurlardı. Bundan dolayı müminler bu kâfirler gibi olmamalı, onların mesleğine sarılmamalı, aynı şekilde cahiliyye uydurması asılsız, çirkin şeylerden de vazgeçmelidirler.(Elmalılı, İlgili ayetlerin tefsiri)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR