Levha hareketleri, kıtaların kayması, yeryüzünün oluşumu ile ilgili dinimiz ne söylemektedir?

Soru Detayı

- Genelde levha hareketlerin ve kıta kayması teorisi ve başlangıçta tüm kıtaların Pangea adında tek bir kıta olduğu, sonradan parçalanarak zamanla günümüzdeki yerlerine ulaştığı gibi iddialar dinimiz açısından ne kadar doğrudur ve ne nasıl değerlendirebiliriz?
- Yeryüzü nasıl yaratılmıştır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cenab-ı Hak insanı dünyaya niçin gönderdiğini şöyle beyan buyurmaktadır.

“Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 51/56)

Demek ki insanın dünyaya esas gönderiliş gayesi Allah’ı bilme ve O’na ibadettir. İşte Kur’an da insanın bu dünyadaki kulluğunun nasıl olacağını bildirir. Yerkürenin ve kâinatın nasıl, ne şekilde ve ne zaman yaratıldığı gibi konular Kur’an’ın asıl gayelerinden değildir.

Yani bir kimse yerkürenin nasıl ve ne zaman ve hangi maddelerden ve ne gibi kademelerden geçerek yaratıldığı hususunda hiç bilgi sahibi olmadan bu dünyadan ahirete gitse, Alah ona bu konuda sorumlu tutmayacaktır. O insandan istenecek olan sadece her şeyin yaratıcısı ve idare edicisi olarak Allah’ı bilmesi ve tanımasıdır.

Hal böyle olmakla beraber, Cenab-ı Hak az da olsa varlıkların ve kâinatın yaratılışına Kur’an’da yer vermiştir. İşin teferruatını araştırmak ilim adamlarına düşmektedir. Onlar bu çalışmalarında tam isabet edebilirler de etmeyebilirler de. Mühim olan o yaratılışı tabiata ve tesadüfe değil de sadece Allah’a vermeleridir.

Kâinatın ve yer kürenin yaratılışı ile ilgili ayetlerden bazıları şöyledir:

“İnkâr edenler görmediler mi ki, gökle yer bitişik bir haldeydiler de biz onları ayırdık ve her canlıyı sudan yarattık. Hâlâ inanmıyorlar mı?” (Enbiya, 21/30.)

"Hiç şüphe yok ki Rabbiniz, göklerle yeri altı gönde (devrede) yaratan, sonra Arş’ı istilâ edip her şeyi hükmü altına alan, (her) işi (yerli yerinde) idare eden Allah’dır…” (Yûnus, 10/3.)

Buradaki altı gün tâbirini altı devre şeklinde anlamak gerekir. Çünkü, bir günlük süre, dünyanın kendi etrafında bir defa dönüşüdür. Halbuki, buradaki ifadede, bütün kâinatın yaratılışına  dikkati çekilmektedir. Her bir gezegenin kendi etrafında dönüş süresi ise farklıdır. Mesela güneşin kendi etrafında bir defa dönüşü, dünya gününden farklıdır. Dolayısıyla buradaki altı gün tâbiri ile kâinatın altı devrede yaratıldığına işaret edildiği anlaşılmaktadır.

Ayrıca;

 “Ne yücedir o Allah ki, gökte burçlar yaratmış ve içlerine bir kandil (güneş), bir de nurlu ay koymuştur… Geceyle gündüzü birbiri ardına getiren yene O’dur.” (Furkan, 25/61-62.)

“İnsanı yarattı. Ona konuşmayı öğretti. Güneş ve ay hesapla hareket ederler. Nebat da ağaç da secde ederler. Göğü yükseltti ve mizânı koydu.” (Rahmân, 55/3-7.)

 “Yerde olan şeylerin hepsini sizin istifadeniz için yaratan O’dur. Sonra gökyüzüne inayet buyurarak, gökleri de yedi kat halinde nizama koydu. O her şeyi iyi bilendir.” (Bakara, 2/29.)

“Yedi gök ile yer bunlarda bulunanlar O’nu tesbih ederler. Hiçbir şey yoktur ki, O’nu hamd ile tesbih etmesin! Lâkin siz onların tesbihini anlamazsınız…” (İsra, 17/44.)

Allah hakîmdir. Yani, her yaptığı şeyde pek çok hikmet vardır. Hiçbir şey gelişigüzel değildir. Allah’ın yarattığı şeyin mutlaka birden çok faydalı yönü vardır. İlmin ve âlimin görevi onların faydalarını ve hikmetlerini ortaya koymak olmalıdır. Yoksa bir açık ve hikmetsizlik arayarak, Allah’ın mülkünü sebeplere ve tabiata vermek olmamalıdır. Maalesef, materyalist felsefe taraftarları ve Allah’a inanmayanlar, her şeyi tesadüfe ve sebeplere vermek için varlıkların yaratılışında bir hikmet ve maslahat olmadığını devamlı nazara vermektedirler.

Her varlığın yaratılışındaki hikmet gayeleri her insanın bilmesi mümkün değildir. Bunların pek çoğu ilmî araştırmalarla zamanla ortaya konacaktır. Zaten bilimin görevi de budur. Bir varlığın yaratılış gayet ve hikmetleri ilmî olarak henüz ortaya konmamışsa, üstelik bu sahanın içerisinde olmayan insanlar buna nasıl cevap bulacaktır?

Her varlığın yaratılışındaki hikmetlerin neler olduğunu devamlı sorgulamak ve Allah’ın eseri olup olmadığını test etmek akıllı bir davranış değildir. Çünkü,  bir insan ne kadar bilgi sahibi olursa olsun, her varlığın nasıl ve niçin yaratıldığını, onun yaratılış gaye ve hikmetlerini bilmesi mümkün değildir.  Bu tip sorulara yeterli cevap bulamayınca, kötü arkadaş ve güya bilim adına bazı ateistler devreye girip, bu varlıkların Allah’ın eseri olmadığını telkine başlıyorlar.

Bunun için Allah’a inan bir kimse, atomdan galaksilere kadar her varlığın Allah’ın eseri olduğunu kabul eder. O’nun, her şeyi bir değil, birden çok hikmet ve gayeye göre yarattığını bilir. Her varlığın bu manadaki gaye ve hikmetlerinin her yönüyle bilinmesinin ancak ilmî çalışmalarla o sahanın elemanları tarafından ortaya konabileceğini kabul eder.

Allah kâinatı ve içindeki varlıkları tedricen, yani kademe kademe yaratmıştır. Nitekim günümüzdeki yaratılış da böyle tedricendir. Mesela, bir hücre olarak varlık âlemine ayak basan insanın, dokuz ayda gelişmesi tamamlanmakta, tarlaya atılan bir buğday tanesinin gelişip olgunlaşması dokuz-on ayı bulmaktadır.

Dünya imtihan yeri olduğu için Allah bütün varlıkların yaratılışını, zamana ve bir takım sebeplere bağlamıştır. İstese kudretiyle her şeyi bir anda yaratıp, yok edebilir. Ama hikmeti, yani hakîm ismi buna müsaade etmemektedir.

Şimdi bütün bu açıklamaların ışığında yukarıdaki soruya dönersek, yerkürenin teşekkülü levha şeklinde mi olmuştur, yoksa başka tarzda mı? Bunun nasıl olduğunu ilim adamları araştırır. Cevapları doğru da olabilir, yanlış da. Bunun İslâm dini ile ilgisi yoktur. İslâmyet’i ilgilendiren, “kim yarattı?” sorusunda yatmaktadır. “Her şeyi Allah yaratmıştır.” demekle bir Müslüman sorumluluktan kurtulur. Ama, “tesadüf ve tabiat yapmıştır” der ve buna böyle inanırsa Allah’a ortak koşmuş olur. İslâmiyet’in uygun görmediği bu ortak koşmadır. Ya da ayetle yaratılış şekli kesin olarak bildirilen hükmün inkar edilmesidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR