Kuran'da erkeklerin kadınlar üzerindeki hakimiyetinin ve üstünlüğünün olması ve bir erkeğe karşın iki kadın şahitliği konularındaki ayetler güncelliğini yitirmiş midir?

Tarih: 10.11.2015 - 09:58 | Güncelleme:

Soru Detayı

Ateistlerin iddiası:
- Bu ayetler güncelliğini yitirmiş ayetlerdir. Dindarlar, kadının toplumdaki yeri ile, erkeği aile reisi göstererek, yükün çoğunu erkeğe vererek haklı çıkarmaya çalışırlar ama bu tez çürümüştür.
- Kapitalist dünyada, patron kadınlar çıkmıştır mesela. Ya da ceo kadınlar. erkeğin yaptığı işi yapamasa da, erkeğin yapacağı işleri, erkeklere yaptırabilecek kadınlar vardır artık.
- Yani 300 bin tl maaş alan ceo bir kadın ile, 300 kiloluk yükü taşıyabilen ve 750 tl maaş anca alan erkek hamal arasındaki farkı görmek mümkündür. Aralarında evlilik olsa, ki imkansızdır, evin reisi olarak kimse erkeği gösteremez.
- Ayrıca şahitlik meselesine gelince de islamcılar kadının daha unutkan ve daha duygusal olduğunu söylerler.
- Halbuki Norveç'te yapılan yeni araştırmalar erkeklerin daha duygusal olduklarını ancak dışa vurmadıklarını ayrıca erkeklerin daha unutkan olduklarını ortaya koymuştur.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu yazıda: Erkeğin hakimiyeti, kadınlardan üstünlüğü, kadının itaati ve şahitlikte iki kadının bir erkek yerine geçtiği ile ilgili sorulara birkaç madde halinde cevap vereceğiz.

Erkeğin Kadına Karşı Hâkimiyeti:

İlgili ayetin meali:

“Allah'ın kimini kimine üstün kılması ve mallarından yaptıkları harcamalar sebebiyle, erkekler kadınlar üzerinde yönetici ve koruyup gözeticidirler. Saliha kadınlar ise itaatkârdırlar; Allah kendilerini nasıl korudu ise, onlar da kocalarının yokluğunda onların hukukunu korurlar…”(Nisa, 4/34).

Bu ayetten erkeğin hâkimiyeti anlamını çıkarmak doğru değildir. Ayette erkekler “kavvamdır”  deniliyor. Bu kelime, hâkim manasına değil; yönetici, gözetmen, sorumlu manasına gelir. 

I. Evin Reisliği:

Bazen ayetteki “kavvam” kelimesinin reislik anlamına geldiğini düşünenler de vardır. Onun için burada bu konuyu açıklamakta fayda vardır:

Bir ailede, bir evde riyaset konusu dört ihtimali içine alır: 

a) Bir evde hiçbir reis olmasın. Bu durumda anarşi olur.

b) Bir evde iki reis olsun. Bu durumda evin huzuru bozulur ve her zaman kavga gürültü olur. 

c) Evin reisi kadın olsun. Bu durumda riyasetin temel özelliği olan kuvvet, metanet, sözünü dinletmek gibi konularda kadınların -şefkat kahramanı birer anne oldukları için- otoriteyi kurmalarının zor olduğuna insanlık tarihi ve insanlık ailesi şahittir.

d) Evin reisi erkek olsun. İşte bu durumda ailenin huzur ve mutluluğu sağlanmış olur. Çünkü bir evde sözü dinlenen bir büyük, bir reis olmazsa o ailede anarşi kol gezer. Böyle sözü dinlenir bir büyüğün büyük çoğunlukla ancak erkelerden olabilirliği herkesin bildiği bir realitedir. Çocukların -yüzde doksanın üzerinde bir oranda- anneden ziyade babadan çekindikleri, onun sözünü daha fazla dinledikleri gerçeği, gün gibi ortadadır.

Bu durumda siz olsanız evin sorumluluğunu kime verirsiniz? Demek ki, evin reisi olmak, daha üstün olmak anlamına değil, ailenin huzur ve barışını ve de geçimini temin etme konumunda olmak manasına gelir.

Soruda, “kapitalist toplumlarda  patron olan kadınlar”dan söz edilmiş; bununla Kur’an’ın “ekonomik yükümlülüğünden ötürü” erkeğe öncelik vermesinin manasız olduğuna işaret edilmiştir. Buna cevap olarak şunu söyleyebiliriz ki:

Hukuk ve kanunlar toplumdaki nüfusun çoğunluğuna göre ve ön görülen en uzun zaman diliminde etkisini gösterecek şekilde yapılır. Bu ilmi kuralın penceresinden bakıldığı zaman, Kur’an’ın “aile geçimini erkeğe yüklemesi, buna mukabil evin reisi olarak kabul etmesi” ile ilgili hükmü, müslüman toplumların nüfuslarının kahir ekseriyetinin kapsayan ve bin yıldan fazla yürürlükte kalıp etkisini gösteren bir düzenlemedir. Şu anda da İslam âleminde, hatta gayri müslim ailelerin çoğunda da, aile geçiminin yükümlülüğü erkelere aittir. Kaldı ki, bir-iki asrıdır teknolojinin ortaya çıkmasıyla, insanlar, biraz olsun kazma-kürek ve başka meşakkatli işlerden kurtulmuş, masa başında iş yapmaya başlamıştır. Kadınların rahatlıkla iş yapmaları da ancak bu asırlarda mümkün olmuştur. Buna rağmen bugün bile kadınların önemli bir kesimi ev hanımıdır, ne çalışabilir ve ne de geçimini temin edebilir. Bütün bu gerçekler ortada iken, “ilgili ayetin zamanı geçmiş” demek için kör olmak gerekir.

İtaat: Kadınların erkeklere itaat etmesi, onlar için bir küçüklük değildir. Evde bir erkeğin makul olan sözlerini yerine getirmenin ne zararı vardır! Evde sözü dinlenecek bir kimseye ihtiyaç olduğuna göre ve bu kişi de -yukarıda açıklanan gerekçelerden ötürü- erkek olduğuna göre, çocuklara örnek olma adına kadının kocasına itaat etmesi kadar makul bir durum olamaz. Dairede çalışan kadınların yabancı erkelerin emirlerini harfiyen yerine getirdikleri ortada iken, kendi eşine karşı duyarlı davranması kadar doğal bir şey olabilir mi? Bununla beraber, bu itaat kavramı, bir amir-memur durumunu çağrıştırmamalıdır.

Çünkü, İslam’da evvela İslam’a aykırı, bir emir ve rica olamaz. Allah’a muhalif olan yerde kula itaat edilmez. Bu sebeple bu itaat, aile içerisinde kadının dik kafalılık etmemesini ön gören bir kavram olarak görülmelidir. Bu açıklamadan, erkeğin hanımına itaat etmemesi diye bir anlam da çıkarılmaz. Nitekim, Peygamberimiz (asm), meşhur Hudeybiye olayında, kurbanların kesilmesini istediği halde, sahabeler vaziyetin şaşkınlığından ötürü yerlerinden kımıldamamışlardır. Ve bu durumu eşi Hz. Ümmü Seleme ile istişare etmiş ve tavsiyelerini yerine getirmiştir.

- İslam’ın bu karşılıklı anlayışları benimsediğini çok iyi bilen Bediüzzaman hazretleri: Ailenin huzur ve mutluluğunu “hürmet-i mütekabile=karşılık saygı” erdemine bağlamıştır. 

II. Erkeğin Üstünlüğü:

Ayette erkeğe büyük bir sorumluluğun verilmesinin gerekçesi olarak gösterilen “erkeklerin üstünlüğü”,  fazilet üstünlüğü değildir. Ayette belirtilen üstünlük, aile geçimini sağlama noktasındaki üstünlüktür. Yani, erkek kuvvette, sabırda, aile geçimini temin etmede kadından daha üstündür/daha kabiliyetlidir/daha dayanıklıdır demektir. Kocaların eşlerine mehir vermek, evin masraflarını yüklenmek,  aileyi geçindirmek gibi mali yükümlülükleri taşıyabilmeleri için bu farklı kabiliyetlere sahip olması kaçınılmazdır. 

Fazilet üstünlüğü:  İslam’da gerçek üstünlük, fazilet, kıymet ve değer üstünlüğüdür. Yoksa, bir çok hayvanın insanlardan güç kuvvet bakımından daha üstün olduğu bilinmektedir.  Nitekim, “Allah katında en değerli/ en üstün olanınız Allah’a karşı en çok saygılı olanınızdır” (Hucurat, 49/13) mealindeki ayette üstünlük kriteri (erkeklik-kadınlık değil), Allah’a karşı gösterdikleri saygı olduğu ifade edilmiştir.

III. Şahitlikte İki Kadın Bir Erkek: 

Kur’an’ın ilgili ifadesinin meali şöyledir:

“Erkeklerinizden iki şahit tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa şahitlerden razı olacağınız bir erkek; biri unuttuğunda, şaşırdığında diğeri ona hatırlatacak iki kadın olabilir.”(Bakara, 2/282).

İslam hukukunun temelini teşkil eden meseleler vahye dayanır. Ana hatlarıyla Kur'an'da yer alır.. Kur'an'daki hükümler incelendiğinde, ilk göze çarpan husus bu hükümlerde insanın hem bedeni, hem de ruhi yapısının dikkate alınmış olmasıdır.Şahitlik meselesinde de bunu görmek mümkündür. Demek ki, buradaki esas mesele kadının yaratılışı ile doğrudan alakalıdır.Bu hususu şöyle açıklayalım:

a) Özellikle hesap-kitap işi olan mali konularda, iki kadının bir şahit olarak kabul edilmesi, kadının psikolojik yapısının bir gereğidir. Kadının esas mizacı heyecandır ve heyecanlarıyla yaşar. Bunun için düşünceler, aklından çok kalbine işler, tesirleri de o şekilde gelişir. Hadiseler karşısında pek tarafsız kalamaz. Merhamet ve şefkat tarafı ağır bastığından hadiselere aklından ziyade sezgisiyle yaklaşır. İşte bu durumda iki kadının istişaresi sonucu kolektif aklın devreye girmesiyle muhtemel hataların önüne geçilir.

b) Kadınların erkeklerden farklı olarak her ay adet görmektedir. Bu durum, kadının sinirleri, ahlakı, zihni üzerinde etkili olur. Bu olumsuzluklardan biri de unutkanlıktır. İşte bu normal hallerinden ötürü her zaman başlarına gelen bu unutkanlık, işlerde, hesaplarda hata yapmalarına sebep olur. Nitekim ayette yer alan “biri unuttuğunda, şaşırdığında diğeri ona hatırlatacak iki kadın olabilir”mealindeki ifadede, işin bu yönüne dikkat çekilmiştir.

c) Diğer yandan, kadın daha çok içe dönüktür. Kendine has bir dünyası vardır. Gün boyu ev işleriyle iç içedir. Çocuklarının bakımı ve terbiyesi ile meşguldür. Ticaret, alışveriş, iş hayatı siyasetle çok az kadın ilgilenir. Dış dünyanın bu kadar uzağında olan bir kadın hariçte olan hadiselere nasıl vakıf olacak, mahiyetlerini nasıl öğrenecek, aklında nasıl tutacak, şahitliğini ne nispette tam yapabilecektir? İşte kuvvetli bir  ihtimalle hata yapmaya erkekten daha yatkın olan kadınlardan iki şahidin tavsiye edilmesi, bu riski ortadan kaldıran veya asgariye indiren bir formül olarak görülmelidir.

d) İslamiyet, şahitlik meselesinde kadına erkek kadar bir mükellefiyet yüklemeyip, iki kadının şahitliğini bir erkeğe denk tutmakla onun hakkını zayi etmemiş, aksine onu korumuş, yükünü hafifletmiş, bir günaha düşmesini önlemiştir. Çünkü şahitlik büyük mesuliyet gerektiren bir iştir, ağır bir vazifedir.

Diğer taraftan iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine eşit tutulması hiçbir zaman kadının erkeğin yarısına eşit olduğunu göstermez. Çünkü bu sadece şahitlik meselesinde her türlü teminatın bulunmasına önem verildiğinin bir göstergesidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun