Kur'an-ı Kerim'de kalp hangi anlamlarda kullanılmıştır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kalp, insanda göğsün sol tarafında, sol memenin altına doğru bir yerde bulunan ve kulakçık ve karıncıkları bulunup, vücuda sürekli kan pompalayan bir organdır. Bu organik şekli ve fonksiyonuyla da, insanın dünya hayatını sürdürmesinde merkezi bir role sahiptir. Türkçe'de bu organa 'yürek' de denilir.

Kalbe kalp denmesinin sebebi, herhalde sürekli değişken olmasındandır. Arapça'da "KLB" kökünden gelen filler genellikle 'değişim, durum ve şekil değiştirme, dönüşüm' gibi manâlar ifade ederler. İnsanın dünya hayatının da merkezi olan kalp, asıl kullanımıyla ruhun merkezi, veya ruh onun esası ve bâtını, "biyolojik ruh da bineği" olarak, gerçek hayatın kaynağıdır.1

İmanın da, inkârında asıl merkezi kalbdir. Nitekim, Kur'ân-ı Kerim'de,

"Allah size imanı sevdirdi ve onu kalblerinizde süsledi." (Hucurat, 49/7);

"Bedeviler "iman ettik" dediler. De ki: "Siz iman etmediniz... İman henüz kalblerinize girmedi." (Hucurat, 49/14);

"Allah sizi kasıtsız yeminlerinizden sorumlu tutmaz, fakat sizi kalblerinizin kazandığından sorumlu tutar." (Bakara, 2/255);

"Ağızlarıyla "iman ettik" dediler, fakat kalbleri iman etmedi." (Maide, 5/41);  (Bakara, 2/93);
"Hatırlayın ki, Tûr dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!"

"Kalblerinde maraz vardır." (Bakara, 2/10)

buyurulur. Yine, her türlü sevginin, nefretin, ileride açıklanacağı üzere, düşüncenin, akletmenin merkezi de kalbdir.

İşte, her türlü manevi faaliyetin merkezi kalp olduğundan, Allah insanları kalplerindekine göre sorumlu tutacağından, insan zaman zaman imana da küfre de, fıska da nifaka da sapabileceğinden dolayı, kalbe kalb denmiştir. İnsan, imanda veya küfrde tam bir 'istikrar' kazanıncaya kadar genellikle bir kararda duramaz. Şu kadar ki, bu istikrara da güvenmemek gerekir; çünkü kalb yine dönebilir, yine değişebilir. Kur'ân-ı Kerim'de "Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer." (Enfal, 8/24) buyrulur . Bütün mesele, sürekli biçimde, "Rabbimiz, bizi doğruya götürdükten sonra kalblerimizi eğriltme ve katından bize rahmet bahşet." (Al-i İmran, 3/8) ve "Canımı Müslüman olarak al ve beni salihlere kat." diye dua etmek; bir günah işlendiğinde, nefse veya şeytana kapılındığında hemen tövbe edip, bu günahtan temizlenmeğe ve günahın kalbde meydana getirdiği karaltıyı silmeye bakmaktır. Yunus, kalbin nasıl değişken olduğunu ne güzel açıklar:

"Bir dem âbid, bir dem zahid, bir dem asî, bir dem mutî.../ Bir dem gelir ki, ey gönül, ne dinde ne imandasın!"

Yukarıda belirtildiği üzere, sürekli günah işleyen insanın kalbi kararır, ruhundaki isimler silinir ve sonunda kalb, Kur'ân'ın diliyle "taşlaşmış" (Bakara, 2/74), "mühürlenmiş" (Mü'min, 40/35), "kılıflanmış, üzerine ağırlıklar konmuş..." hale gelir. Böyle bir kalbe sahip olan insan, Kur'ân'ın diliyle 'ölmüş' insandır; "sağır, kör ve dilsiz" insandır; çünkü, yine Kur'ân'ın ifadesiyle "Kör olan, gözler değil, göğüslerdeki kalblerdir." (Hacc, 22/46).

İman, kalbde yerleşir; Allah ma'rifet ve muhabbetiyle zevk-i ruhanîye açılır; ruh güneş gibi parıldar; insan düşünen, ibret alan, akıl sahibi gerçek insan olma özelliğini kazanır; artık sürekli Allah iledir, kalbinde ancak Allah sevgisi ve Allah korkusu yer alır, böylece mutmain hale gelir ve selîm, yani sağlamlaşmış, her türlü 'maraz'dan, nifaktan kurtulmuş kalble Allah'a varır ve ancak böylece kurtuluşa erer, gerçek mü'min olur. (Şuara, 26/89; Kaf, 50/37; Ra'd, 13/28; Fetih, 48/18)

İlave bilgi için tıklayınız:

KALB

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun