Kuran’a göre, Müslümanlara bela ve musibet gelmemesi gerekmez mi?

Tarih: 27.06.2019 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

Kuran ı Kerim’in ayetleri mutlak doğruysa ve kesin ifadelerle gerçekleşmesi gerekiyorsa bu çelişkili ifadelere tatmin edici cevaplarla açıklar mısınız?​
Yusuf suresi 64. ayette Allah’ın emanetleri kesinlikle koruyacağı belirtilirken Enfal suresi 64. ayette de Allah’ın inananlara yeteceği belirtiliyor.
Ve birçok Kuran ayetlerinde Allah’ın yardımcı ve vekil olarak yeteceği belirtilirken birçok ayette de imtihan ve musibetten bahsediliyor.
Kuran’ın hükümleri mutlak doğruysa ve Allah madem en güçlü koruyucu dost ve dayanaksa, inananlara yetiyorsa o zaman Müslümanlara bela ve musibet gelmemesi gerekir. Musibet gelse bile Müslümanların hiçbir zarar görmemeleri gerekir. Musibetler Müslümanların faydasına oluyorsa o zaman Müslüman Allah’a nasıl güvenmeli? Bir musibetle karşılaştığında Allah bana yeter bu musibet bana zarar veremez diye mi inanacak yoksa musibet benim hayrım içindir deyip Allah’tan ümidini kesip boyun mu eğecek?
Bu açıdan bakıldığında Kuran’daki ifadeler çelişkili oluyor. Allah yardım edip koruduğunda musibet ayetleri geçersiz oluyor. Allah musibet verdiğinde Allah’ın koruma ve yardım ayetleri geçersiz oluyor. Bu anlamdaki hadislerde çelişkili oluyor.
Bu çelişkili ifadeleri nasıl açıklarsınız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili ayetlerin mealleri şöyledir:

“Ey peygamber! Sana tabi olan müminlerle beraber Allah sana yeter.” (Enfal, 8/64)

“Yakub dedi ki: Daha önce kardeşi Yusuf hakkında size ne kadar güvendiysem, bunun hakkında da size ancak o kadar güvenirim! En iyi koruyucu Allah’tır. O, acıyanların en merhametlisidir.” (Yusuf, 12/64)

“Ey peygamber! Sana tâbi olan müminlerle beraber Allah sana yeter.” (Enfal, 8/64) mealindeki ayetin ifadesi iki şekilde anlaşılmaya müsaittir:

Birincisi: “Allah sana ve seninle beraber olan Müslümanlara kafidir.”

İkincisi: “Allah ve sana tabi olan Müslümanlar sana kâfidir.”

Bu ayetin nüzul sebebi de iki farklı rivayete dayanmaktadır:

Birincisi: Hz. Peygamber (asm)’in güçlü bir düşman ordusuna karşı, savaşa hazırlığı olmamakla beraber sayıca müşriklerin üçte biri kadar olan bir orduyla Bedir savaşına katılmak zorunda kalmıştır. Çünkü maksadı savaş değil, Ebu Süfyan kervanıyla karşılaşmak idi. Bu sebeple, bir insan olarak hasbel-beşer tedirgin olması normaldir.

İşte böyle bir halet-i ruhiye içinde olan Hz. Peygamber (asm)’in moralini düzeltmek, endişesini izale etmek maksadıyla, savaşın yapılmasından biraz önce bu ayet  indirilmiştir. Ve ardından gelen ayette, Müslümanları savaşa teşvik etmesi de istenmiştir. (krş. Taberi, Razi, Beydavi; Maverdi, Beğavi, İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri)

Buna göre, ayette verilen destek sözü mutlak manada değil, Bedir savaşı ile ilgilidir. Ve verilen bu sözün doğruluğu, Bedir zaferiyle ortaya çıkmıştır.

İkincisi: Mekke’de (Bu takdirde ayet Mekki kabul edilmiştir), 33 erkek, 6 kadın olmak üzere 39 kişi iman etmişlerdi. Mekke’deki Müslümanların durumu bellidir. Görmedikleri zulüm kalmamıştır. Nihayet Hz. Ömer gibi cengaver birisi Hz. Peygamber (asm)’i öldürmeye giderken, dinlediği Kuran ayetlerinin karşısında erimeye başlamış ve teslim-i silah etmiştir. Hz. Ömer Müslüman olduğu aynı günde, açıktan kafirlere meydan okumuş, Müslüman olduğunu açıklamış ve diğer Müslümanlarla birlikte çıktığı Mekke sokaklarını “Tekbir”lerle çınlatmıştır. 

İşte bazı rivayetlere göre, bu ayet Hz. Ömer’in Müslüman olması münasebetiyle inmiştir. (bk. a. g. e, ilgili yer)

Demek ki, bu ayette önemli bir destek anlamına gelen, bir açıdan müşriklerin kolunu kanadını kıran ve bundan böyle Müslümanların daha fazla güven; müşriklerin de daha fazla korku hissettikleri Hz. Ömer’in imana gelmesiyle birlikte başlayan yeni bir sürece işaret edilmiştir. 

Kanaatimizce, ayetin ifadesinden “Allah sana ve seninle beraber olan müslümanlara kâfidir” manasını anlayanlar için ayetin sebeb-i nüzulu Bedir harbidir.

“Allah ve sana tabi olan Müslümanlar sana kâfidir” manasını anlayanlara için  ayetin nüzul sebebi Hz. Ömer’in imana gelmesidir. Çünkü, ona o, buna da bu yorum daha uygundur.

“Yakub dedi ki: Daha önce kardeşi Yûsuf hakkında size ne kadar güvendiysem, bunun hakkında da size ancak o kadar güvenirim! En iyi koruyucu Allah’tır. O, acıyanların en merhametlisidir.” (Yusuf, 12/64) mealindeki ayette ise, Hz. Yakub’un çocuklarına cevap verirken “En iyi koruyucu Allah’tır” demesi, çocuklarına değil, Allah’a güvendiğini bildirmeye yöneliktir. 

Daha önce, Hz. Yakub’un çocukları, babalarına “Hz. Yusuf’u koruyacaklarına” dair söz vermiş ve sözünü yemişlerdi. O zaman “Biz şüphesiz onu koruyacağız” demişlerdi. Babaları da onlara güvenmiş ve  Yusuf’u teslim etmişti.

Bu sefer, Bünyamin’i babalarından istiyorlar ve yine “Biz şüphesiz onu koruyacağız” diyorlar. Buna mukabil, Hz. Yakub: “Daha önce kardeşi Yusuf hakkında size ne kadar güvendiysem, bunun hakkında da size ancak o kadar güvenirim!” diye cevap veriyor ve şunu da ekliyor: “Allah en hayırlı koruyucudur.” Yani sizden de herkesten de en iyi koruyucu Allah’tır. Onun için ben ümit ediyorum ki, Allah hem Yusuf’u hem de kardeşini koruyacaktır.

Bu ayette Allah’ın herkesi koruyacağına dair bir ifade geçmiyor. 

Şunu unutmamak gerekir ki, Allah’ın farklı isim ve sıfatları vardır. Hepsi de tecelli eder. Bir ismin varlığı diğer ismin tecellisini engellemez. Bunları bir çelişki gibi görmek Allah’ı hakkıyla tanımamaktır.

Mesela:

Hafız ismi her zaman tecelli edip her şeyi korursa, Kahhar isminin tecellisi nerde kalır? 

Hayat veren Allah’ın Muhyî ismi tek egemen olursa, öldüren anlamına gelen Mümît isminin tecellisi nasıl olur?

Örneğin Allah affedicidir, peki cezayı kim verir? Allah hastalıkları verendir; peki şifayı kim verir?

Demek ki, koruyan da Allah’tır, bela ve musibeti veren de Allah’tır. Rızık veren de Allah’tır, açlık veren de Allah’tır. Güneşi çıkaran da batıran da Allah’tır. Gece getiren de gündüz getiren de Allah’tır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun