Kuran ehlinin küçük görülmesi durumunda ne yapılabilir?

Tarih: 01.06.2018 - 00:45 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Hayatlarını ilme adamış büyük şahsiyetlerin bloglarda küçük görülerek anlatılması kıyamet alametlerinden olsa gerek ve bunun ne yazık ki azalması değil giderek aratarak gençleri bu ilimlerden soğutmak suretiyle ahir zamanda İslam ilimleri yok olacak hadisinin vakıfı görülecek. Bunda şüphe yok.
- Ama ne yazık ki nefsime söz geçmiyor ve bir iki yazıda boş verip geçsem de sürekli cehaletli ama bir o kadar da kelimelerle süslü yazılar sinirimi, moralimi, ibadet aşkımı kötü etkiliyor.
- Benimki sorudan çok iç dökme gibi oldu ama bir kaç şey söylerseniz belki içim rahatlar.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kur'an’da peygamber kıssalarının anlatılmasının bir hikmeti, kendi devirlerinde gerek o mübarek elçilerin gerek beraberlerindeki müminlerin çektikleri sıkıntıların bir benzerinin kıyamete kadar her toplumdaki müminlerin çekecek olmasındandır.

Artık peygamber yok ve kıyamete kadar da gelmeyecek.

Ama elimizde kıyamete kadar şeriatı geçerli olan Kur'an’ı ve Son Peygamber Muhammed Mustafa Efendimiz (asm)'in sünnetini ve biz her bir mümine yüklenmiş İslam’ı usulünce tebliğ etme vazifesi var.

Teşbihte hata olmasın, ama aslında hayalen Peygamberimiz (asm) her daim Kur'an ve Sünneti ile de yanı başımızda bize muallimlik ve rehberlik eder.

Bizler de ona layık olmaya gayret ettikçe, “Rabbim Allah!” dedikçe, İslam dininin emirlerine bağlandıkça karşıdaki müşrikler, münafıklar, kafirler, Yahudiler, Hristiyanlar kim varsa öfkelerinden parmaklarını ısırıyorlar ve hemen müminleri aşağılama pozisyonuna giriyorlar, sonra hırçınlaşıyorlar, bazen hakarete ve güçleri yettiğinde de şiddet kullanmaya kadar gidiyorlar.

Nitekim Kur'an, Âl-i İmran 119. ayette mealen şöyle buyuruyor:

“İşte siz öyle kimselersiniz ki onları seversiniz; Onlar ise kitapların tamamına iman ettiğiniz halde sizi sevmezler. Halbuki sizinle karşılaştıkları zaman: 'İman ettik!' derler. Kendi başlarına kalınca da size olan öfkelerinden parmaklarını ısırırlar…”

Bu böyle olmuş, böyle oluyor ve böyle olacak, âdetullah böyle.

Cenab-ı Hak bunun içindir ki Kur'an’da sadece müminleri dost edinmemizi emrediyor. Kafirlerle, müşriklerle, münafıklarla, Yahudilerle, Hristiyanlarla, mecburi iletişim dışında dostluk yapmamızı yasaklıyor. Hatta Tevbe suresi 23. ayette mealen şöyle buyuruluyor:

“Ey iman edenler! Eğer imana karşı küfrü tercih edip seviyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi dahi gerçek dostlar edinmeyin! Artık içinizden kim onları o halde iken gerçek dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”

Peki ne yapacağız? İçinde bulunduğumuz toplumda olsun, globalleşen dünyada olsun, dünyanın beşte birini oluşturan müminlerle alay ediyorlar, aşağılıyorlar, küçük görüyorlar…

İşte mümin olmanın ayrıcalığı burada; sadece Müslümanım demekle, namaz kılmakla yetinmeyelim. Belki esas vazifemiz hayatımız boyunca iman hakikatlerini içimize sindire sindire anlamak ve her an bu yolda gayret göstermek ve böylece tahkiki imanda yol almaktır.

Tahkiki imanda yol almış ve yol almaya devam eden bir mümin, her an bu dünyanın geçici olduğunu bilir ve her an bu şuurla yaşar, her şeyde Allah’ın isim ve sıfatlarını müşahede eder, ettikçe de imanı kavileşir.

İşte bu idrak ve şuurda olan mümin sabırlı ve affedici olup, hoş görülü davranmalı ve karşısındakini bekleyen korkunç sonu düşündükçe ona acımalı ve her fırsatta, hal ile olsun, kal ile olsun İslam’ın insana nasıl bir şeref kattığını ortaya koymalı ki, karşısındakinin hidayetine vesile olsun.

Düşünsenize, bu yazıyı okuyanların çoğunluğu belki XXI. asrın ikinci yarısını görmeyecek, ama neredeyse tamamı, XXII. asra hiç ulaşamayacak. O zaman kavga nedir, çekişme nedir, nedir bunların alıp veremediği İslam’dan?..

İşte onu için müminler biliyor ki, bu İslam’a öfkeli cahil, hatta cehl-i mürekkep ve yobaz insanlar nefislerine teslim ettikleri akıllarını putları yapmış, yani müşrik olmuş ve şeytanın da dolayısıyla oyuncağı olmuşlar. Halbuki gönül kapılarını biraz aralasalar, içerisi nur dolacak ve cerahat gibi insanın içini kokutan dalaletler yok olacak.

Hidayet Allah’tan… Ama O’nun da olmazsa olmaz bir ön şartı var ki, kapıyı ilk biz aralayacağız.

İşte biz de bu ruhunu hasta etmiş insanlara hırslanıp aynıyla mukabele edeceğimize, gönül kapılarını aralamalarına ve hidayetlerine vesile olmaya gayret etmeliyiz.

Nasıl ki bir doktor hastasını; “Hasta olmuşun, sen ne kadar sorumsuz adamsın, defol git başımdan!” diye azarlayıp kovmaz, biz de bu yardıma muhtaç, ruhları hasta insanları sırat-ı müstakime çıkarmak için, Peygamberimiz (asm)'in öğretileriyle yardımcı olmaya gayret etmeliyiz.

Kur'an’da da Al-i İmran 159. ayette buyurulduğu gibi:

“İşte Allah’tan bir rahmet iledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Halbuki kaba, katı kalpli olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı. Artık onları affet, onlar için mağfiret dile…”

Ve Cenab-ı Hakk’ın Musa (as)’a ve Harun (as)’a hitaben Tâhâ 43-44. ayetlerde mealen buyurduğu gibi:

“Firavun’a gidin; şüphesiz o iyice azdı. Buna rağmen ona yumuşak söz söyleyin, belki ibret alır ya da Allah’tan korkar.”

Bizi ve bütün müminleri teselli eden iki ayet meali de şöyledir:

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir.” (Maide, 5/54)

“Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.” (Al-i İmran, 3/139)

İçimiz daraldığında da İnşirah suresini okumayı unutmayalım.

İlave bilgi için tıklayınız:

Peygamberimizin tebliğ ve nasihat metodu nasıldı?
Manevi Cihad.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun