Gençler bu ümmet için neler yapabilir?

Tarih: 14.10.2018 - 20:05 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Gençlerin sorumlulukları nelerdir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu suali “Milletimizin Müslüman gençleri, ümmet ve hatta insanlık için neler yapabilir ve neler yapmalı?” olarak anlıyoruz.

Şunu bilelim ve kati olarak iman edelim ki, “İnsanlığın en mühim meselesi, ebedi bir saadet yurdunu kazanmak veya kaybetmek davasıdır. Yani cehennemden kurtulmak meselesidir. Bunların dışında insanlığın büyük zannettiği her mesele küçüktür.”

Buradan hareketle, Allah katında yegane hak dinin de İslam (Al-i İmran, 3/19) olması ve cehennemden kurtuluşun tek anahtarının da İslam olması sebebiyle genç olsun, yaşlı olsun, avam olsun, havas olsun her Müslüman’ın en birinci vazifesi İslamı Allah’ın emrettiği ve Peygamber (asm)'in gösterdiği şekilde yaşamaktır.

Maalesef iki asrı geçkin zamandır, İslam dairesinden adım adım uzaklaşan ümmet, sonunda içinde bulunduğumuz duruma düşmüş, tefrikalara ayrılmış, ulus ulus parçalanmıştır.

Yanlış anlaşılmasın, kabahati kimseye atmıyoruz. Kabahati kendimizde arıyoruz, çünkü Kur'an’da mealen buyurulur;

“...Kendilerinde olan iyi hali değiştirmedikçe, şüphesiz ki Allah, bir kavme olan nimetini değiştirmez. Fakat Allah, bir kavme kendi isyanları yüzünden kötülük dilediği zaman, artık onu geri çevirecek kimse yoktur. Onlar için O’ndan başka bir dost da yoktur.” (Rad, 13/11)

İslam alemi Kur'an ve Sünneti yavaş yavaş terk etmiş, son olarak da başta milletimiz, olmazsa olmaz namazı terk etmiş ve ümmet bugünkü hazin duruma düşmüştür. Aynen aşağıdaki ayette ifade edildiği gibi;

“Sonra onların ardından yerlerine öyle bir nesil geldi ki, namazı terk ettiler ve nefsani arzularına uydular; onlar artık ileride cehennemdeki Gayya Vadisini boylayacaklardır.” (Meryem, 19/59)

Belki hiç farkına dahi varmadan sistematik bir şekilde İslami doğru bilgilerden yoksun ve tefekkürsüz yetişen dedelerimizin, ana-babalarımızın ekseriyeti sonunda namazı da namazı emretmeyi de zaman içinde terk etmiş ve hem kendi hem de çocuklarının ve nesillerinin istikbalini büyük tehlikelere atmışladır.

Halbuki Kur'an kıyamete kadar şöyle buyurmaktadır;

“Ailene namazı emret, kendin de ona sabırla devam et! ...” (Tâhâ, 20/132)

Evet. Bir şey bilmemek, o şeyin cahili olmak demektir. O şeyin cahili olduğumuzu bilmek de bir nevi ilimdir.

Ancak bir şeyi bilmemek ve onu biliyorum zannetmek, olabilecek en kötü şeydir. Çünkü hem bilmez hem de kendini alim zanneder. Böylece hem kendini hem de etrafındakileri mutlak cehalete sürükler.

İşte hem İslam dininin cahili olan hem de İslam dinini en iyi şekilde biliyorum zanneden nesiller, bilmeden, istemeden kendilerini ve evlatlarını felakete sürüklemişler.

Böyle yalan, yanlış bir din öğrenenlere, öğretenlere mealini verdiğimiz şu aşağıdaki ayet-i kerime ne güzel hitap eder;

“Hem onlara, ‘Allah’ın indirdiğine, Kur'an’a ve peygambere, sünnetine gelin!’ denildiği zaman: ‘Ana-babamızın, atamızın üzerinde bulduğumuz şeyler bize yeter!’ dediler. Ya ana-babaları, ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolu da bulamayan kimseler idiyse, yine de onlara mı tabi olacaklar?” (Maide, 5/104)

O zaman sadece gençler değil tüm Müslümanlar için yapılacak ilk iş İslam dinini doğru öğrenmek ve yaşamaktır.

Nasıl ki bilgisayara virüs girince derhal format attırıp sıfırlıyoruz, aynen içimize girmiş bütün çarpık ve kulaktan duyma bilgilerden sıyrılarak Kur'an ve sünnet ile kendimizi formatlamalıyız.

Burada aman dikkat edelim!

Çünkü burada en önemli konu dinimizi doğru kaynaktan öğrenmek ve temeli sağlam oluşturmaktır.

İşte bize en başta düşen dinimizin esaslarını, bahusus fıkhi konulardaki esaslarını, birbirinden kıymetli alimlerimizin Kur'an ve Sünnet’ten aldıkları derslere, icma ve kıyas ile oluşan içtihatlara göre karar veren sahih bir ilmihalden -örneğin Diyanet İlmihalinden, Ömer Nasuhi Bilmen İlmihalinden- öğrenmektir.

Ve tabii ki başta beş vakit namazı kılmak, zekatı vermek, Ramazan orucunu tutmak, ilk fırsatta hacca gitmek ve büyük günahlardan / haramlardan kaçınmaktır.

Daha sonra da hayatımızın sonuna kadar imanımızı mütemadiyen kavileştirmektir.

Bunun için de hayatımızdaki boş, faydasız ve bize kabirde hiçbir işe yaramayacak işleri ve uğraşları bir kenara bırakmak, anlamaya gayret ederek Kur'an, Kur'an mealleri, Kur'an tefsirleri ve Risale-i Nur gibi imanımızı arttırıcı muazzam eserleri okumak ve tefekkür etmektir.

Bu arada şunu da unutmayalım ki bu devrin insanı, “Ben Kur'an okumasını bilmiyorum.” deme lüksüne sahip değildir. İnternet ve gene gerek diyanetimizin gerek bazı özel teşebbüslerin sağladığı imkanlar bu işi kökünden halletmiştir, hiçbir bahane kalmamıştır.

Bilahare yakın akraba ve çevremizden başlamak üzere, ulaşabildiğimiz tüm insanlara, güzel, yerinde ve etkili sözlerle İslam dinini tebliğ etmektir. Bu tebliğ vazifesi cihadın çok önemli bir rüknü olup, her müminin elinden geldiği ve gücünün yettiği ölçüde görevidir.

Nitekim ayet-i kerimede bu şöyle buyurulur:

“Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz! ...” (Al-i İmran, 3/110)

Elbette burada “iyilik”ten kasıt, “Allah’ın emrettikleri”, “kötülük”ten kasıt da “Allah’ın nehy ettikleridir.” Yani Allah’ın rızası doğrultusunda iş yapmayanlara ve o doğrultuda yaşamayanlara doğruyu, yani İslam’ı tebliğ etme ve göstererek anlatma vazifesi her mümin üzerine bu ve buna benzer başka ayetlerle farz kılınmış, bu da az evvel dediğimiz gibi İslamın “cihad” emrinin belki de en mühim rüknü sayılmıştır.

Ancak unutulmamalıdır ki hidayet Allah’tandır. Biz karşımızdaki kişinin kalbinin gerçek durumunu ve ihlasını bilemeyiz. Onu ancak Allah bilir. O kişi kalbini samimiyetle Allah’a açmışsa, mutlaka Allah onun kalbine imanı yerleştirecektir. Böyle olmazsa üzülmemeli ve Allah’ın hikmetli işlerine sakın karışmamalı, neden karşımızdaki hidayete ermiyor diye ümitsizliğe düşmemeliyiz.

İşte…

Özetlemek gerekirse, genç olsun, yaşlı olsun, canı tende olan her mümin hayatının sonuna kadar, İslam’ı öğrenecek, yaşayacak, öğretecek ve iman hakikatleri konusunda kendisini her daim mutmain edecek tefekkürler yapacak, tefekküre fayda veren eserler okuyacak ve böylece ulaşabildiği herkese başta iman hakikatlerini, İslam’ın şartlarını ve güzelliklerini, Allah’ın emir ve nehiylerini tebliğ edecek ve inşallah ömrünü Allah’ın rızası uğrunda geçirecektir.

Bu arada, sakın ola ki dünya ile ilişkisini kesmeyecek; boş ve faydasız işlerden yüz çevirecek, ama helal dairede çalışacak, para kazanacak, aile kuracak, buralardaki mesuliyetlerini gene İslam’ın öğrettiği şekilde yerine getirmeye gayret edecektir.

Yani özellikle gençler hayatlarına İslam’ı monte edecek, her an sona ermesi muhtemel olan şu kısacık hayatlarının her anını İslam’a göre şekillendireceklerdir.

Bütün bunları yaptıktan sonra da sabır edecek, Allah’a tevekkül edecek ve sadece O’ndan yardım dileyecektir. Kendini de sakın dünyaya ve dünyalık işlere kaptırıp ahiretini mahvetmeyecektir.

Çünkü Kur'an der ki;

“Halbuki bu dünya hayatı, bir eğlence ve bir oyundan başka bir şey değildir. Şüphesiz ahiret yurdu ise, elbette asıl hayat odur. Keşke bilselerdi!” (Ankebut, 29/64)

Bu arada gençler ümmetin içine düştüğü ve kısmen yukarıda açıklamaya çalıştığımız menfi durumdan sakın meyus olmamalı. Çünkü başta milletimiz sonra ümmet gerçek İslam’ı yaşamaya gayret gösterdikçe, Allah’ın yardımı arttıkça artacaktır, çünkü bu Allah’ın vaadidir, O asla vaadinden dönmez.

Son yıllarda bunun ışıklarını da basiret sahipleri net bir şekilde görmektedir. Artık kış bitmiş bahar başlamıştır. Ancak unutmayalım ki bahar mevsimi bazen sıcak bazen soğuk olur, ama önümüz inşallah yazdır!

İnşallah mealini vereceğimiz ayette müjdelenen gelecek kavim de bizim milletimizdir ve biz de onlardan oluruz:

“Ey iman edenler! Sizden kim di­ninden dönerse bilsin ki, Allah ileride on­ların yerine öyle bir kavim getirir ki, O onları sever ve onlar da O’nu se­ver­ler; o bahtiyar insanlar mü­min­lere karşı alçak gönüllü, kafir­le­re kar­şı şiddetlidirler! Allah yolunda ci­had ederler ve hiçbir dil uza­tanın kınamasından korkmazlar!"

İşte bu, Allah’ın bir ihsanıdır ki, onu kendi lüt­fundan rızâsına yönelen kul­la­rın­dan dilediğine verir. Çünkü Allah, Vasi, ihsanı bol olandır, Alîm hakkıyla bilendir.” (Maide, 5/54)

İlave bilgi için tıklayınız:

Gençlik ve Önemi.
En Hayırlı Gençler.
Gençlerle ilgili hadisler var mıdır?
Peygamberimiz'in gençliğe verdiği önem hakkında bilgi verir misiniz ...
Gençliğin Tehlikelerinden Sakınınız.
Buluş ve Bulunuş Desteğimiz Gençlik.
İnsanların en hayırlısı gençken yaşlı gibi görünmek isteyendir, en ...
Peygamberimiz'in çocukluk ve gençlik yıllarındaki erdemli ...
Anarşi ve Gençlik.
Tebliğ herkese farz mıdır? Tebliğin farz olduğunu söyleyen hadis ...
Tebliğ vazifesini yapmayan, muhtaç olan insanlara bazı gerçekleri ...
Etrafımdaki insanlara karşı İslam'ı tebliğ etmekteki sorumluluğum ne ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun