Kâinat nasıl kitap oluyor?

Sesli dinle

"Kâinat kitabı diye bir tabir kullanmıştın bir konuşmamızda. Kâinat nasıl kitap oluyor? Ne demektir bu? Kâinat kitabı nasıl okunacak?

Bunun için “iman dili”ni bilmen gerek. Bu dili vahiy öğretiyor bize, varlıklara yüklenen anlamı, her tarafa serilen ve serpilen eserlerin ilahî isimlerle olan ilişkisini, görünen varlıkların arkasındaki gizli özneyi açıklıyor.

Kendine ve etrafındaki varlıklara dikkatle bak… Bütün yaratıkların yapı taşı, atomlar. Bunlarla yazılıyor yeryüzündeki görünür yazılar.

Her bir atom, nereye gitse, hangi cisme girse, görevini eksiksiz yapıyor.

Mangasını arayan bir asker düşün… Bu askerin, her şeyden önce, ordunun ne olduğunu bilmesi gerekir.

Sisteme yabancı olmamalı. Tümenleri, alayları, bölükleri, mangaları tanımalı, sınıfını bilmeli.

Yolunu şaşırır da yanlış mangaya giderse, görevini yapamadığı gibi oradaki düzeni de bozar.

Canlı bedenler birer ordu gibidir. Bedeni oluşturan organlar tümenlere, alaylara, bölüklere, mangalara benzer. Bunlar atom adlı askerlerden oluşur.

Mesela, yeryüzündeki harika canlılardan biri olan kedinin bedeninde milyarlarca atom belli bir plana göre çalışır. 

Misaldeki gibi bir atomun bu bedene girdiğini düşün. Yer alması gereken hücreyi bulabilmesi ve görevini yapabilmesi için kedinin bedenini, organlarını, dokularını, hücrelerini, bunların ne işe yaradıklarını bilmesi gerekir.

İnsafla bakan görür ki görmesi, işitmesi, iradesi olmayan atom bu işi yapamaz.

Hiç şüphesiz, her atomu, her elementi bir kadere, bir plana göre sevk eden sonsuz kudret sahibi bir hâkim var.

Farkında mısın, odanda binlerce ses ve görüntü var. Havanın her bir parçası nesneler, kelimeler, sesler ve yüzlerle dolu.

Bakıyor, göremiyorsun. Dinliyor duyamıyorsun. İnanmakta zorluk çekiyorsun.

İstersen deneyebilirsin… Televizyonuna bak, görürsün. Radyonu aç, duyarsın. Telefonunu kullan, işitirsin. 

Peki, bu aygıtlar sesleri, kelimeleri ve görüntüleri getirmek için her an uzaklara mı gidip geliyorlar?

Ne münasebet! O sesler, yüzler zaten odanda, ama sen farkında değilsin.

İşittiklerini ve gördüklerini yüzlerce kilometre uzaklardan birileri naklediyor.

Görünürde atomlar, moleküller yapıyor bu işi. Bize kusursuz hizmet ediyorlar.

Havada akıl almaz olaylar oluyor. Devamlı ısı, ışık, ses ve görüntü taşınıyor. Hiçbir aksama olmuyor.

Her atom, her molekül, kendine gelen emaneti alıyor, yanındakine eksiksiz devrediyor.

Bir anda sayısız işi birden yapıyor. Her sesi, her ısıyı, her ışığı ve her görüntüyü birbirine karıştırmadan naklediyor.

Peki, zerreler, atomlar bunu kendi ilmi, iradesi ve kudretiyle mi başarıyorlar?

"Evet” dersen, her bir atomun bütün dilleri bildiğini, kulaksız işittiğini, akılsız anladığını, dilsiz anlattığını kabul etmen gerekir.

Sen bütün dilleri biliyor musun? Bir an içinde on kişiyi dinleyip, anlayıp, anladığını başkalarına anlatabilir misin?

Konuşanların seslerini, konuşma biçimlerini aynen taklit edebilir misin?

Hayır!..  

Hâlbuki sen en mükemmel canlısın. İnsansın, akıllısın, şuurlusun.

Havadaki atomların, elementlerin, moleküllerin ise, ne ilmi var ne de iradesi. Ne sesi bilirler ne de görüntüyü. Ne ısıdan haberleri vardır ne de ışıktan. Kendilerinin ne olduğunu bile bilmiyorlar.

Belli ki bu işleri havadaki atomlar, elementler, moleküller yapamazlar. Yapmıyorlar da. Görünür sebep olmaktan başka rolleri yok.

Perde arkasında biri var. Sonsuz ilmi, iradesi ve kudretiyle sürekli yapıyor, yaratıyor.

Gücü her şeye yeten o yaratıcıyı gözler göremiyor, ama akıllar görüyor. Yerlerde yeri yok ama her yerde eserleri var.

Her şeye hükmeden o sonsuz ilim irade ve kudret sahibinin ismi dilimizde, marifeti aklımızda, muhabbeti kalbimizde olmalı.

Kategori:
3 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun