AYETLER IŞIĞINDA İNSANIN YARATILIŞI

Öğr. Üyesi Dr. Zeki KESKİN
 Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Öğretim Üyesi, Burdur.
zekikeskin1974@hotmail.com

     Kur’an-ı Kerim’de insanın yaratılışıyla ilgili ayetlere baktığımızda; “O, insanı ateşte pişirilmiş toprak kaplar gibi kurutulmuş çamurdan yarattı[1].     “Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık[2]. İnsanı toprak maddesinden yaratan yüce bir yaratıcı olduğunu müşahede etmekteyiz. “Gerçek şu ki biz insanı çamurdan alınmış bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir korunakta nutfe haline getiriyoruz. Ardından nutfeyi alakaya çeviriyor, alakayı şekilsiz et yapıyor, bu şekilsiz etten kemikler yaratıyor daha sonra da kemiklere et giydiriyoruz; nihayet onu bambaşka bir yaratık halinde inşa ediyoruz. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah çok yücedir[3].

     İnsanın ilk atası Hz. Âdem (A.S.) topraktan yaratıldı ve O aynı zamanda ilk peygamber idi. Şerefli bir varlık olarak yaratılan insanlığın ilk atası Hz. Âdem (A.S.) bir maymunumsu varlık olmayıp akıllı zeki, Allah (c.c.) tarafından eşyanın bütün isimleri kendisine öğretilmiş olan bir peygamberdi. “Seni topraktan, sonra bir damla suyundan yaratan, sonra da seni (eksiksiz) bir insan şeklinde düzenleyen Allah’ı inkâr mı ediyorsun?”[4] ayetten de anlaşıldığı üzere ilk İnsanın maymunumsu bir varlık olması mümkün değildir.

     İlk İnsan Hz. Âdem’in Yaratılışı

     Cenab-ı Hakk’ın, melekleri, cinleri ve insanları akıllı varlıklar olarak yarattığını ayet ve hadislerden öğreniyoruz. Önce meleklerin sonra cinlerin akabinde akıllı varlıkların en son halkası olan insanlar yaratılmıştır. Meleklerin nurdan yaratıldığını hadislerden[5], cinlerin ise dumansız ateşten[6], ilk insanın da topraktan yaratıldığını ayetlerden öğreniyoruz. Bu ayetleri aşağıda inceleyeceğiz.

    İlk insanın; melek, cin, bitki, hayvanlardan sonra yaratılmasının da bir hikmeti ve sebebi vardır. İnsandan önce yaratılan bütün varlıklar insanı özel yapıyor. İnsandan önce yaratılan bütün bitkiler ve hayvanlar insanın faydasına hizmet etmektedir. Yaratılan varlıklar içinde insan gibi şerefli varlığın yaratılmadan önce yeryüzü insanın yaşaması için rahat ve bayındır hale getirilmiştir. Ev sahibi gelmeden ev, sahibine uygun hale getirilmiştir. Kâinatta Allah (c.c.) yarattığı varlıklar eşeyli ve eşeysiz olarak çoğalırlar. Döllenme olmadan meydana gelen üreme şekli olan eşeysiz üreme; bakteriler, yosunlar, tek hücreli hayvanlarda görülür. Bu tür üreme şekli karşı cinslerin birbirine ihtiyaç duymadığı bir üremedir. Eşeyli üremede ise erkek ve dişinin olması gerekir.

Hz. Âdem (a.s.)’ın neslinden gelen insanlar eşeyli üreme kanununa tâbi tutulmuşlardır. Yani bir erkek ve dişinin bir araya gelmesinden teşekkül eden bir üreme şeklidir. Bu üreme de bir vasıtaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anne ve baba olmadan neslin devam etmesi mümkün değildir. Hz. Âdem (a.s.) ise ilk yaratmada başlangıç olduğu için eşeysiz bir üreme olduğu ortaya çıkıyor. Yani bir erkek ve dişiye ihtiyaç duymadan Hz. Âdem (a.s.) ve eşi bu şekilde anne ve babaya ihtiyaç duymadan varlık âleminde yoktan var edilerek Allah (c.c.) tarafından yaratılmışlardır.

Yeryüzünde yaratılmış olan bütün mahlûkatın onun faydasına ve menfaatine hizmet etmek amacıyla var olduğu bir dünyada, yerkürenin beklenen halifesi efendisi olan insanın varlığı kutsal kitaplarda ve Kur’an-ı Kerim’de mevcuttur: “Hani Rabbin Meleklere, ‘Ben Yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti. Melekler: ‘yeryüzünde bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz’ demişler. Allah da, ‘Ben sizin bilmediğinizi bilirim’ demişti[7].

     Ayetin genel çerçevesine baktığımızda sanki Allah (c.c.)’ın insanı yaratmadan önce meleklere danışıyor gibi izlenim verebilir, fakat burada böyle bir niyet olmayıp yeryüzüne gelecek olan misafirden haberleri olsun babında bir söyleyiştir. Yoksa yüce yaratıcının bir şeyi yaratırken kimseye danışması gibi, izin alması gibi bir durum söz konusu değildir.

     Meleklerin, yaratılacak olan insanın yeryüzünde kan dökecek, bozgunculuk yapacak bir varlık olacağı bilgisi ise, ayette belirtilmeyen fakat özelde meleklerin Allah (c.c.) suallerinin karşılığında aldığı cevapların sonuçlarından çıkardıkları bir tedirginlik olabilir. Bir başka görüş ise, Allah (c.c.) insanı yaratmadan önce yeryüzünün imarı ve düzenlenmesi için cinleri yarattığı ve bu cinler asli görevleri yerine getirmek yerine birbirleriyle didişip kan dökerek fesatlık çıkarınca Allah (c.c.) onları helak etmiş[8] melekler de insanın cinler gibi yeryüzünde kan dökecek bozgunculuk yapacak bir varlık olarak görmüşlerdir.[9]

     Bir başka görüş ise, meleklerin bu bilgiyi kâinatın başlangıcından kıyamete kadar herşeyin yazılı olduğu Levh-i mahfuzdan almışlardı.[10] Bu konuda yine başka bir görüş ise, günahsız olan meleklerin kendi dışında yaratılan varlıkların günah işleyebileceği öngörüsüydü.[11] Bütün bu farklı görüşler düşünüldüğünde, meleklerin böyle bir düşünceye sahip olmaları “halife” kavramının ayetlerde de belirtildiği gibi; “Sonra biz sizi yeryüzüne halifeler yaptık[12], ve “Hatırlayınız, sizi halifeler yapmıştık[13], “Muhakkak ki biz seni yeryüzünde halife yaptık; öyleyse sen, insanlar arasında hak ile hükmet[14], “Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, O Allah’tır[15] “halife” anlamını öğrenmiş olmalarından da kaynaklanabilir.[16] Aslında meleklerin yüce yaratıcıyla lafzi olarak konuşmalarından kasıt, meleklerin bu ifadeleri direk belirtmek yerine bir anlık böyle bir düşünceye dalmalarından olabilir. Bu düşüncelerini okuyan yüce yaratıcı ayetlerde de belirtildiği gibi, karşılıklı konuşma şeklinde cevaplar vermiş ve bu tedirğinliklerini izale etmiştir.

Hz. Âdem’in yaratılması ile ilgili ayetlere baktığımızda Allah (c.c.) sonsuz irade, ilim ve kudretiyle ilk insanı yaratmıştır. Hz. Âdem’in tabii seleksiyon yoluyla tesadüfen ya da bir başka canlıdan tekâmül süretiyle değil, topraktan ve tamamen bağımsız bir canlı türün ilk atası, yeryüzünde öteki bütün canlı ve cansız varlıkların aksine, yükümlü ve sorumlu tutulan ve bunun için gerekli manevî, ahlakî, zihnî ve psikolojik kabiliyetlerle donatılmış bir varlık olarak yaratıldığı, tartışmaya yer vermeyecek şekilde açıktır[17].

İlk insanın yaratıldığı toprağın özelliği Kur’an’da şöyle buyrulur:

     “O, insanı ateşte pişirilmiş toprak kaplar gibi kurutulmuş çamurdan yarattı”[18]. Allah (c.c.) insanlığın ilk atası olan Hz. Âdem’i güneşte kurutulmuş, ateşte pişirilmiş testiler gibi vurulduğunda çin çin ses çıkaran bir balçıktan yaratmıştır. İnsanın ilk menşei olan arz, hayat belirtisinden uzak iken Allah (c.c.) ondan süze süze insanı yaratmıştır. Fakat bu balçık kurutulmadığı halde böyle ses çıkaran kuru bir balçıktır. Bu konuda Sahabeden Abdullah b. Abbas (r.a.) şöyle demiştir:

     “Âdem yaratıldığı yerde kırkgün bir ceset olarak kaldı, İblis gelip ayağıyla O’na vuruyordu. Âdem’in vücudu ise ses çıkarıyordu. İşte Allah c.c. “Testi gibi” buyurmasından maksat budur. Yani, vurulduğunda ses çıkaran içi boş bir cisimdi.”[19]

     Ku’an’da ilk insanın topraktan, tin’den, tin’i lazib’den, hame-i mesnun’dan, ma-i mehin’den yaratıldığı bildirilmektedir. İlk insan olarak yaratılan Hz. Âdem’in topraktan O’nun neslinin ise, ma-i mehin’den yaratıldığını belirtmektedir.[20] Hz. Âdem’in yaratıldığı maddeler Kur’an’da farklı ayetlerde değişik zikredilir. Bunlar toprağın farklı şekillerdeki halini, değişikliğini gösterir. Toprağın farklı cinslerdeki halinin değişik katılımlarıyla oluştuğu gibi, yaratılma aşamasında önce topraktan yaratılmaya başlanmış, sonra bu toprak çamur haline gelmiş, sonra yapışkan-kokuşmuş bir durum almış, böylece aşamadan aşamaya geçirilerek Hz. Âdem yaratılmıştır.[21] 

     Yine bir başka ayette; “Muhakkak ki, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık[22]. Bazıları bu ayetlerdeki kastedilen Âdem’in aslında insanı ifade ettiğini belirtmektedirler. Önce çamurdan seçerek bir sülale çıkarmış ve insanı ilk defa o sülaleden yaratmıştır. Ayrıca sülale nutfenin meydana geldiği gıda maddeleri ile de yorumlanmıştır. Böylece yukarıdaki ayetle yalnız Âdem’e veya Âdem manasında insan cinsine ait her ferdi de doğrudan doğruya kastettiğini belirtmek uygun olur.[23]     

      İlk İnsana Ruhun Verilişi

     Yüce yaratıcı Hz. Âdem’in fiziksel vucudunu yarattıktan sonra bütün canlıların hayat kaynağı olan, canlı bedenin teşekkülü için kendi ruh’undan üflemiştir: “Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın”[24] buyurmasından, Âdem’in canlı bir ruh taşıyan ilk insan olduğunu anlıyoruz.

     “Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık”[25].

     İlk insanın yaratılış özü topraktır ve toprağın çeşitli aşamalardan geçerek ona insani özellik ve şeklini veren yüce yaratıcıdır. Toprak, insanın teşekkülünde yer alan elementlerin büyük bir kısmını bünyesinde barındırmaktadır. Öyleki topraktan çıkan bitkiler ve bitkileri yiyip gıdasıyla insana faydası olan hayvanlar da topraktaki maddeleri besin yoluyla almaktadırlar. Toprağın ve suyun içindeki mineraller ve maddeler insan vücuduyla uyum içindedir. Bu da insanın çamurun özünden meydana geldiğini göstermektedir.[26]

      İnsan Neslinin Yaratılışı

     Yüce yaratıcı, ilk insanın ve onun neslinin yaratılışı ile ilgili olarak şöyle buyurur:

     “Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta ilk olarak çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz[27].

     “İnsanı yaratmaya çamurdan başlayandır. Sonra O, bunun zürriyetini hakir bir sudan meydana gelen nutfeden yaratmıştır[28].

     Yani Âdem çamurdan, onun nesli nutfeden, nutfe de yenen besinlerden meydana gelir. Böylece insan gıdalardan neşet etmiştir. Katade bu ayeti şu şekilde izah etmiştir:

     “Şüphesiz ki biz, insanların atası Âdem’i, süzülmüş bir balçıktan yarattık.”

     Mücahid ve İbni Abbas ise şöyle izah etmiştir:

     “Şüphesiz ki biz, Âdem’in evlatları olan insanları, topraktan yaratılan Âdem’in sülbünden süzülen sudan yarattık[29].

    Bu ayet aynı zamanda yaratıcının ilk insanı yaratırken bizzat kendisinin yarattığını ifade etmektedir. Aynı zamanda bu ayet insanın yaratılışındaki yavaş yavaş gelişim safhalarını anlatmaktadır. Allah (c.c.) çamuru süze süze İnsan tohumunu yaratır. Toprağa ekilen her bitki su ile sulanır. Sulanmış çamurdan gıdasını alır. Bu bitkiler yetişir, büyür sonra onu insan yer, ana maddesi toprak olan toprağın ürünü olan bitkiler, sebzeler, meyveler ve gıdalar insan vücudunda aşamalardan geçerek kan ve insan spermine dönüşür. İşte bu topraktan süzülerek meni hayvancığı “meniyyin yumna” haline gelen insanın aslıdır. Bu menideki hayvancığın (spermin) annedeki yumurta ile birleşmesinden zigot hâsıl edilir. Bu zigot kısa bir süre içerisinde korunaklı olan ana rahmine alaka (yapışkan şey) olarak yerleştirilir.

     Böylece o rahim, bu nutfenin “sarp ve metin bir karargâhı” olmuştur. Allah (c.c) burada “karar” kelimesiyle, karar kılınacak yer anlamında ‘müstekarr’ kelimesi kastedilmiştir. Bu da yüce yaratıcının karar kılınacak yeri, masdar ile ifade etmiştir. Böylece Allah (c.c) ana rahmini yaratmada karar kılınacak yerin vasfı olan, sarplık ve sağlamlıkla nitelemiş ve o nutfeyi korumuştur.

     “Sonra o nutfeyi bir alaka haline getirdik[30]. Bu ayette yüce yaratıcı, “Yani Biz, o nutfeyi, üzerinde bulunduğu halden, yapışkan şey olan, “alaka” haline çevirdik” demektedir. “Sonra o alakayı, bir çiğnem et yaptık” ayetiyle de “Biz, o alakayı mudğaya, yani bir çiğnem miktarı olan et parçası yaptık” buyurmaktadır. Bu da tıpkı, “bir avuç” anlamına gelen “gurfe” kelimesi gibidir. Allah (c.c) bu çevirme işine “halk, yaratma” demiştir. Çünkü o “alaka”nın bazı vasıflarını yok edip, onların yerine diğer başka vasıflar yaratmıştır. Böylece de, vasıfları yaratma işini, (cevheri) yaratma olarak adlandırmıştır. Böylece o “mudğa”da, yeni cüzler, yeni unsurlar yaratmış gibidir.

     “O bir çiğnem eti de, kemikler haline getirdik ve o kemiklere et giydirdik” Zira et, kemikleri örtmektedir. Bundan dolayı, o eti, kemiklerin kisvesi ve giysisi gibi addetmiştir. “Sonra onu bir başka yaratılışla inşa ettik” ayetiyle de ilk yaratılıştan çok farklı olan bir başka yaratılışla inşa edildiğini anlıyoruz. Bu da Allah (c.c)’ın insanı cansız iken canlı, konuşmazken konuşur, duymazken duyar ve görmezken görür hale getirmiştir. Onun hem içini hem de dışını, güzelce yapmıştır. Hatta onun her uzvu ve her parçasını vasfedenlerin nitelemelerinin ve şerh edenlerin de açıklamalarının tam olarak kuşatamıyacağı, bir yaratış harikası ve hikmetin eşsiz bir eseridir.

     Sahabeden ibni Abbas’ın (r.a.), bu ayet ile ilgili olarak, insanın doğumuna müteakib, çocukluk çağından delikanlılık çağına kadar gelişim aşamasından geçirmesi, bu dönemden sonra olğun yaşından ölümüne kadar geçen süreçte onda akıl anlayış gücünü yaratmasını, tekevvün etmesini kastediyor demektedir.

     İnsanın bu olgunlaşma ve gelişim sürecini, yani insanın tekevvününü, tedevvününü ısrarla yeni aydın ve ilâhîyatçılar evrim diye ifade etmelerinin anlamsız olduğunu belirtmek isteriz.

     Ayette, insanın alaktan rahim duvarına yapışan embryo’dan yaratıldığını şu ilâhî sözlerle anlıyoruz:

     “O, insanı alaktan (yapışkan bir şeyden) yarattı[31]. Bu ayetler ışığında dikkat ettiğimizde nutfenin sperm hayvancığı olarak kastedildiğini anlamaktayız. Ana rahmindeki yumurtayı bu sperm hayvancığı aşılar ve onunla birleşerek zigot adı verilen tek hücre olur. Rahme yerleşen bu tohum döllenmeden itibaren altı gün içinde rahmin duvarına asılıp filizlenmeye başlayan bu tek hücreden ibaret olan zigot bölünerek çoğalır ve çok hücreli yapışkan bir hal alır. Bu şekil yavaş yavaş çiğnenmiş ve atılmış sakız görünümüne benzer bir çiğnem et şekline girer. Bu bir nevi içinde bütün proğramı barındıran büyük bir uygulama hafızası gibi yavaş yavaş teşekkül aşamasından geçirilerek kıkırdak meydana getirilir. Sonra bu kıkırdak kemiklerinin üzeri kaslarla kaplanır. Sonra Allah (c.c.) sonsuz kudretiyle onu bağımsız bir birey olarak, mükemmel yaratılmış bir insan şekline koyar:

     “Sonra onu bambaşka bir yaratık olarak inşa ettik”[32].

     Bu ayetle de teyit edildiği gibi, insanın bağımsız, kâmil, farklı olarak yaratıldığını öğreniyoruz.

     Burada şunu ifade etmekte fayda var, insan ve onun dışındaki bütün hayvanlarda döllenme ve zigot aşaması birbirine çok benzemektedir. Bu yaratılma safhasındaki alaka aşamasından sonra gelişen embriyo bir çiğnem et haline bürünmesiyle beraber şekillenen kıkırdak kemiklerin teşekkülü esnasında 40-42 gün içinde insan diğer canlılardan farklı bir kimliğe büründürülür. Bu kemik teşekkülü ve kemiklere giydirilen adaleler ve kaslarla insan diğer bütün canlılardan ayrı bir şekle dönüştürülmüştür. “Sonra onu bambaşka bir yaratık olarak inşa ettik” [33]. İlahi sözünde ifade edilen insanın anne karnındaki bu yaratılış safhaları, gözlenmekte ve Kur’an’ın 14 asır önce beyan buyurduğu gelişim safhaları aynen tespit edilmektedir.

     Üç Karanlık Bölge

     Kur’an, insan embriyosunun üç karanlık bölge içinde büyüdüğünü söyler. Günümüzde ilmin tesbiti de bu yöndedir. Bunlar dış karın cidarı “maternal anterior duvarı”, rahim cidarı, “uterus duvarı”, iç rahim zarı, “amnio chorionic membrane”[34] olarak ifade edilmiştir. Ayrıca şunu belirtmekte fayda vardır. Anne karnındaki bütün canlıların kemik yapısı kıkırdak şeklinde olarak kalır. Cenin anne karnından dünyaya geldiğinde bu kıkırdak sert bir kemik pozisyonuna girer. Bu da ceninin anne karnında iken sert kemik yapısının anne zarına ve karnına zarar vermemesi olarak ifade edilmiştir.[35]

     Kalbi Yaratan, Bilerek ve Görerek Yaratıyor

     Kur’an’da insanın anne karnında bulunduğu esnada gelişim safhaları öyle açıklayıcı ve tatmin edici bir şekilde anlatılır ki, buna hiç kimse itiraz edemez. Bunların birkaçından bahsedelim; İnsan kalbi dört bölümden meydana gelmektedir. Bunlar; Sağ kulakçık, sol kulakçık, sağ karıncık, sol karıncıkdır. Kalbin sağ ve sol kısmı bir bölme ile birbirinden ayrıldığı gibi, kulakçıklar ve karıncıklar da birbirinden ayrılmıştır. Kalpten bir tulumba gibi sol karıncıktaki temiz kan aort atardamarıyle vücuda pompalanır. Bu kan vücut hücrelerini dolaşarak onlara gıda taşır, muhtaç oldukları enerji verilir. Onlardaki zararlı maddeler ve karbondioksit alınır,  böylece kan kirlenir. Kirlenen kan, toplardamarla kalbin sağ kulakçığına getirilir. Oradan açılan bir kapakla sağ karıncığa iner. Sağ karıncıktaki kirli kan, akciğer atardamarıyla akciğere gönderilir. Akciğerdeki hava keseciklerini dolaşarak, keseciklerdeki havaya karbon dioksidini verir ve havadan oksijen alır. Böylece temizlenir, akciğer toplardamarı vasıtasıyla kalbin sol kulakçığına, oradan da sol karıncığına iner. Sol karıncıktan tekrar vücuda pompalanır. Kan dolaşımı denen bu olay, Cenab-ı Hak tarafından bir dakikada 70-80 defa tekrarlanır.

     İnsanın bu kalb fonksiyonlarının anne karnında iken sağ ve sol kulakçıklar arasındaki perde açıktır. Çünkü anne karnında cenin teneffüs etmez. Onun kanı, annenin akciğerinde temizlenen kandır. Anne akciğerinde temizlenen kan, göbek bağı vasıtasıyla ceninin kalbinin sağ kulakçığına gelir, oradan hemen sol kulakçığa geçer, sol kulakçıktan sol karıncığa iner, oradan da vücuduna pompalanır. Ceninin kanı, akciğerine gitmez, onda küçük kan dolaşımı olmaz. Bu iş, anne akciğeri tarafından yapılır. Bundan dolayı ceninin kalbinin sağ kulakçığına gelen kan, sağ karıncığa inmeden, doğrudan sol kulakçığa geçer. 

     Fakat çocuk doğup burnu ve ciğerleri hava ile temasa gelir gelmez iki kulakçık arasındaki perde derhal kapanır. Kapanır ki sağ kulakçıktaki kan, sağ karıncığa insin, oradan akciğere giderek temizlensin, sol kulakçığa gelsin, sol karıncığa insin ve vücuda pompalansın. Anne karnında kalbin bu iki bölümü arasındaki perde açık iken çocuk doğar doğmaz bunun kapanması gerekir. Yoksa çocuk kanı temizlenmediği için kısa süre içinde ölür. Önce açık iken çocuk doğunca yaşaması için bu perdeyi kapatan, hiç şüphesiz o yüce yaratıcının hikmeti, tedbiri ve düzenidir.

     Evrimcilerin ifade ettiği gibi insan tesadüfen tabii seleksiyon sonucu meydana gelmiş değildir. Bütün bu hikmetli, planlı ve programlı ve pek çok maksat ve gayeye göre tanzim edilmiş ve düzenlenmiş hadiseler tesadüfün veya akılsız, şuursuz, ilimsiz tabiatın eseri olabilir mi? Herşeyi mükemmel ve kusursuz yaratan Yüce Allah’ın (c.c.) işinde tesadüf olabilir mi? Elbetteki tesadüfte böyle düzen olamaz.

     Bu hayretşinaz yaratılış karşısında insanın dili tutulup beden ve ruh diliyle “fe tebareke Allahu ehsenülhalikin”(Yaratanların en güzeli Allah ne yücedir)[36]. Demeye mecburdur. Çünkü bütün bereketlerin içinde rahmetin imzası vardır. Bütün hareketlerin, hayırların sahibi Allah’dır (c.c.). Bu sebeple bu kadar insanı mükemmel yaratan Allah (c.c.) en çok saygıya ve en büyük övgüye layıktır.

     Allah Her Şeyi En Güzel Tarzda Yaratmıştır

      “Yapıp yaratan ve yaratıcıların en güzeli olan Allah çok yücedir”[37]. Bu ayetle “Allah (c.c.) takdir edenlerin en güzelidir.” buyrulmaktadır. Allah (c.c.) çok yücedir. Bütün bereketler ve hayırlar Allah’tandır. Yarattığını mükemmel şekilde eşsiz yaratandır. Yarattığı bütün varlıklarda renk uyumu ve simetrik uyumu eşsiz ve mükemmeldir. Özellikle insan, hayvan, bitki ve kâinatta yaratılan herşey ölçü, boyut, simetriği ve renklerdeki altın oran[38] dengesi eşsizdir. Yarattığı bütün varlıklarda belirli ölçü ve simetrik boyutlarındaki bu altın oran dengesi olarak da bilinen, denge mükemmeldir, kusursuzdur.

     İnsan vücudunun bir parçası olan kolları dirsekle iki bölüme ayrılır (Büyük-üst bölüm ve küçük-alt bölüm olarak). Kolumuzun üst bölümünün alt bölüme oranı altın oranı vereceği gibi, kolumuzun tamamının üst bölüme oranı yine altın oranı verir. Bildiğiniz gibi her insanın kafasında bir ya da birden fazla saçların çıktığı düğüm noktası denilen bir nokta vardır. İşte bu noktadan çıkan saçlar doğrusal yani dik değil, bir spiral, bir eğri yaparak çıkmaktadır. İşte bu spiralin ya da eğrinin tanjantı, yani eğrilik açısı bize altın oranı verecektir. Ellerimizdeki parmaklarla altın oranın ne alakası var diyebilirsiniz. İşte size alaka… Parmaklarınızın üst boğumunun alt boğuma oranı altın oranı vereceği gibi, parmağınızın tamamının üst boğuma oranı, yine altın oranı verir.[39] Bunun gibi örnekleri sıralayabiliriz.

    Yoktan var eden, vardan yok eden O’dur. Cansız iken ona can veren, canlı iken onu cansız yapan elbette Allah’dır (c.c.). “Allah her şeyin yaratıcısıdır[40]. Ve bu yaratma işi Allah’a (c.c.) “Bu, O’na göre pek kolaydır[41].

     Yarattıklarını en güzel yaratan ve kendisinden başka yaratıcı olmayan Allah (c.c.) şanı ne yücedir ve övülmeye en layık olandır.      

       Allah’ın İlmi Yazmakla Bitmez

     “De ki: Rabbimin (ilim ve hikmetinin) kelimeleri(ni yazmak) için deniz(ler)ve okyanuslar mürekkeb olsaydı ve ek olarak bir o kadar denizler ve okyanuuslar daha getirmiş olsaydık, Rabbimin sözleri tükenmeden elbette o deniz(ler) ve okyanuslar tükenir(di)!”[42].

     İnsanın yaratılışında en ince noktasına kadar noksansız yaratarak bütün insanlığı hayret içinde bırakan eşsiz yaratıcı, hiçbir işini tesadüfe bırakmaz. Çocuğun yaratılma esnasındaki harikulade gelişim safhalarını incelediğimizde karşımıza yeni yeni öğrendiğimiz birçok şey çıkmaktadır. Yukarıda da örneklerini sıraladığımız hayretşinaz durumlara bir başka örnekle devam edelim; dokuz aylık süreyi tamamlamadan doğan çocukların anne sütünde, normal doğanların anne sütlerine oranla iki katı fazla besleyici maddeler vardır. Bu da erken doğan çocuğun normal zamanda doğan çocuğa göre daha fazla olan beslenme ihtiyacını karşılamak içindir. Erken doğan yavru, anne karnında alacağı gıdayı alamayıp organları ve hücreleri gerekli tekâmülü tamamlamadığından bu eksikliği gidermek için Allah (c.c.), erken dünyaya gelen çocuğun annesinin sütüne diğer normal doğanlarından iki kat besleyici gıdalar ve maddeler katmaktadır ki, bu eksik günlü doğan çocuk tekâmülünü tamamlasın. İşte bu kadar hikmetli ve eşsiz yaratan her şeyi bilen yüce Allah’dır.

     Anne karnındaki yavrunun böyle mükemmel yaratıp bir düzen içinde varlığa getirmekte ve çocuğun gelişimini tamamlaması için gerekli ortamı sağlamaktadır.[43] İşte bütün bunların hepsi; “Fe tebareke Allahu ehsenülhalikin” yani; “Yarattıklarını en güzel yaratan Allah ne yücedir[44].  Kâinatta yarattığı her şeyde denge ve düzen kuran, bir ölçü üzere takdir eden Allah (c.c.) övülmeye layık en yüce yaratıcıdır.


[1] Rahman Suresi,14.ayet.
[2] Hicr Suresi, 26.ayet.
[3] Müminun Suresi, 12-13-14.ayetler.
[4] Kehf Suresi, 37.ayet.
[5] Müslim, Zühd, 60.
[6] Hicr Suresi, 27. ayet; Rahman Suresi, 15.ayet.
[7] Bakara Suresi, 30.ayet.
[8] Razi, Fahruddin, Tefsir-i Kebir, Huzur Yay., İstanbul, 2013, c. II, s. 243.
[9] Taberi, Muhammed b. Cerir, Taberi Tefsiri, Hisar Yay., 2012, İstanbul, c. 1, s. 164-167.
[10] Zemahşeri, Keşşaf, Beyrut, ts, c. I, s. 271.
[11] Taberi, c. 1, s. 170-176.
[12] Yunus Suresi, 14.ayet.
[13] Araf Suresi, 69.ayet.
[14] Sad Suresi, 26.ayet.
[15] Enam Suresi, 165.ayet.
[16] Kurtubi, Muhammed, El-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yay., 1997, İstanbul, c. 1, s. 536-538.
[17] Bolay, Süleyman Hayri, “Âdem”, DİA, İstanbul, 1989, c. I, s. 358-359.
[18] Rahman Suresi, 14.ayet.
[19] Taberi: c. 2, s. 98.                                                         
[20] Ateş, S. Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, Yeni Ufuklar Neşr., 2007, İstanbul. c.9, s.187.
[21] Razi, c. 29, s. 97.
[22] Tin Suresi, 4.ayet.
[23] Yazır, Elmalılı M. Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, Azim Dağıtım, 2003, İstanbul, c. 5, s. 511-12.
[24] Hicr Suresi, 29.ayet.
[25] Hicr Suresi, 26.ayet.
[26] Razi, c. 16, s. 399.
[27] Secde Suresi, 7-9.ayetler.
[28] Secde Suresi, 7-8.ayetler.
[29] Taberi, c. 6, s. 63-64. ; Razi, c. 16, s. 398-399.
[30] Müminun Suresi, 14.ayet.
[31] Alak Suresi, 2.ayet.
[32] Müminün Suresi, 14.ayet.
[33] Müminün Suresi, 14.ayet.
[34] Keith L. Moore, The Devoloping Human Clinically Oriented Embryology, London, 1982. s. 8,
[35] Elmalılı, c. 5, s. 514.
[36] Müminün Suresi, 14.ayet.
[37] Müminun Suresi, 14.ayet.
[38] Altın oran: Yüce yaratıcı, âlemleri hatasız bir sistem üzere yaratmıştır. Fersah da, dünyada, canlı ve cansız varlıklarda, ibret verici bir düzen, intizam, insanoğlunu hayran bırakan harikalıklar bulunur. Altın oran, dünya üzerinde ki canlı ve cansız varlıkların, yani tüm kâinat düzeninin teşekkülünde Yüce Yaratıcı’nın kullandığı orandır. Altın oran, matematik ve sanatta, bir bütünün parçaları arasında gözlenen, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği geometrik ve sayıya dayalı bir oran bağıntısıdır. http://www.tech-worm.com.
[39] www.tech-worm.com.
[40] Rad Suresi, 16.ayet.
[41] Rum Suresi, 27.ayet.
[42] Kehf Suresi, 109.ayet.
[43] Ateş, S. s. 93-94.
[44] Müminün Suresi, 14.ayet.

Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun