Irza geçmenin / tecavüzün cezası nedir?

 Irza geçmenin / tecavüzün cezası nedir?
Tarih: 02.01.2012 - 00:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Tecavüze maruz kalanın veya onun yakınının, namusunu temizlemesinin İslamiyet'te yeri var mıdır?
- Yoksa bu suçu işleyeni hukuk yoluyla cezalandırmak mıdır?       
         

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Tecavüz, ırza geçme suçu

İslam hukukunda, cebrin niteliği hakkında bir ayrım yapılmamıştır. İslam hukukuna göre, önemli olan zinanın “cebren” yapılmasıdır. Buna göre, cebir ister maddi ister manevi olsun, suçun unsurunun oluşması açısından yeterli olacaktır.

Maddi cebirden kastımız, failin mağdura ırza geçme fiiline engel olamayacak bir şekilde hareketlerini sınırlamasıdır. Bu durum, mağdurun bağlanması, dövülerek etkisiz hale getirilmesi veya silah ya da öldürücü bir aletle tehdit edilmesi olarak karşımıza çıkabilir. Manevi cebir ise daha çok, failin mağduru, eşi çocukları, ailesi ile tehdit etmesi gibi, fiile razı olmaması halinde kaldıramayacağı bir tehditle karşı karşıya bırakmasıdır. (1)

Özetleyecek olursak, tecavüz suçunun işlenebilmesi için kullanılan cebir maddi veya manevi olabileceği gibi, maddi cebir şiddet kullanma, manevi cebir ise tehdit ile oluşmaktadır.

Suçlunun cezalandırılması

Hangi suçlu ve hangi zalim olursa olsun, cezası ya dünyada verilir ya da ahirete kalır, ama asla cezasız kalmaz. Zulme uğrayan kimseler ise, hukuki yönden haklarını ararlar, bu yolla haklarını alamazlarsa ahirete bırakırlar.

Zina eden erkek veya kadına ceza uygulanabilmesinin şartlarından biri de, zinanın kendi özgür iradesiyle yapılmış olmasıdır. Zinaya zorlanan kadına hiç bir ceza gerekmediği konusunda İslâm bilginleri görüş birliği içindedirler.

Ayrıca, zinanın ispatında dört şahit arandığı halde, ırza geçmede şahitlerin adedinin dört olması zorunlu değildir. Kadının tecavüze uğramış olduğuna şahitlik edenlerin adedi, dörtten az ise bu durumda mütecavize tazir cezası uygulanır. Kadının, tecavüze uğradığını ispatlayamaması halinde ise, kendisine kazf (zina iftirası) cezası gerekmez.

Zina ve ırza tecavüz suçları için öngörülen cezalar Allah'a ait haklardandır. Topluma karşı işlenen bir suç olduğu için de toplum haklarından sayılmıştır. Bu itibarla, mütecavizin cezalandırılması için mağdurun davacı olması şart değildir; mağdurun şikayeti söz konusu olmasa bile, suçun sabit olması halinde mütecaviz cezaya çarptırılır.

Tecavüz vuku bulmazsa bile, bu tür tacizler için de tazir cezası söz konusudur.

Ta’zir cezası, suçlunun durumuna ve suçun niteliğine göre ağır söz, hapis, dayak, ölüm gibi hakimin uygun göreceği cezalardır.

Buna göre, tecavüz eden kişiye, tazir cezası kapsamında ölüm cezası da verilebilir.

Kur'an-ı Kerim'de, zinanın cezası şöyle belirtilmiştir:

"Zina eden kadın ile zina eden erkeğin her birine yüz değnek vurun, Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onlara karşı beslediğiniz acıma duygusu, Allan’ın dinini uygulamaktan sizi alıkoymasın. Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şâhit olsun." (Nur, 24/2).

Zina eden kimsenin evli veya bekar olmasına göre ceza değişmektedir. Bekar ise yüz sopa, evli ise recim cezası gerekir. Ancak bu cezanın verilmesi için ya dört kişinin gördük diye şahitlik etmesi ya da zina eden kimsenin dört defa ayrı ayır devlet yetkililerine zina ettiğini ve kendisine ceza verilmesini itiraf etmesi gerekir. Eğer böyle bir durum yoksa cezası ahirete kalmış demektir. Zulme uğrayan kimse hakkını alacağı gibi zulmeden de cezasını hakkıyla çekecektir.

Burada, her şeyden önce belirtilmesi gereken husus şudur ki; İslam’da hiçbir ceza fertler tarafından tatbik edilemez. Bilakis, devletin mahkemeleri tarafından böyle bir suçun geçekleştiği tespit edilirse, yine devlet tarafından verilen ceza tatbik sahasına konur. Aksi takdirde, birçok garazlarla, nefis ve şeytanın telkiniyle, kin ve düşmanlık duygusuyla, iftiralarla hayalî bir suç oluşturulup sahibine keyfi ve haksız yere ceza uygulanmış olabilir. Ayrıca, "namusu temizleme" safsatasından dolayı, bir değil -kan davası yüzünden- onlarca cinayet işlenebilir. Din açısından, birey olarak hiç kimsenin buna hakkı yoktur.

İslam dini, bir yandan bu suçun çok çirkin olduğunu belirterek, bu gibi çirkin işler karşısında, vicdanlarda tiksinti uyandırarak toplumu fuhuştan uzaklaştırmayı hedeflemiştir. Diğer yandan bu ağır suçun yalan yere bir kişiye isnat edilip iftira edilmesi halinde seksen değnek bir had cezasına çaptırılacağını söylemekle, bu gibi iftiraların önünü kesmeyi amaçlamıştır.

Ayrıca, zina suçunun ancak dört şahidin "bizzat fiilî ilişkiyi" gözleriyle görmeleri halinde sabit olacağını karara bağlayarak, bu konuda herkesi dikkatli olmaya çağırmıştır. Adeta Kur'ân bu hükmüyle, insanlara "sakın bu konuda ağzınızı açmayın/dudaklarınızı bile kıpırdatmayın" diye uyarıda bulunmuştur.

Bu konudaki ayetler şöyledir:

"İffetli kadınlara zina isnat eden, ancak dört şâhit getiremeyen kimselere seksen değnek vurun. Ve bundan böyle onların şâhitliğini de asla kabul etmeyin. Çünkü bunlar tamamen yoldan çıkmış kimselerdir. Ancak daha sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler bu hükmün dışındadır. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." (Nur, 24/4-5).

Son olarak bu sosyal rezaletin çirkinliğini gösteren Kur'an'ın bir ifadesine dikkat çekmekte fayda mülahaza ediyoruz:

"Sakın zinâya yaklaşmayın. Çünkü o, bir hayasızlıktır. Ve çok kötü bir yoldur." (İsra, 17/32).

"Sakın zina etmeyin." yerine, "Sakın zinâya yaklaşmayın." ifadesinin tercih edilmesinin hikmetlerinden biri şöyle bir ders vermektir: Toplumda, zinanın önlenmesi, zinaya yaklaştıran sebeplerin ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Halk arasında kullanılan "Ateşle barut bir arada olmaz." sözü, çok hikmetli ve pek çok tecrübenin bir ürünüdür.

İslam dininin temel esasları dikkate alındığında, bütün insanlığa şöyle haykırdığı söylenebilir:

"Ey insanlar, sakın zina kokusunun geldiği, ondan hafif bir esintinin olduğu yere yaklaşmayın. Çünkü orası bir mayın tarlasıdır, her an patlamaya hazırdır. Veya dikkat edin, orada yüksek gerilim hattı vardır; sakın yaklaşmayın büyük tehlike vardır. Toplumsal, ailevî, insanî ve dinî açıdan orada kalın bir kırmızı çizgi var, sakın o çizgiyi ihlal etmeyin!"

Tecavüz edene veya tecavüze yeltenen kişiye ölüm cezası verilebilir mi?

Maliki hukukçular diğer hukukçulardan ayrı bir yaklaşım sergileyerek ırza geçme amacıyla kadının kaçırılmasını "hirabe" yani eşkıyalık suçu kapsamında görürler. Çünkü zorla ırza geçme, malı zorla ele geçirmekten daha çirkin bir harekettir. Çünkü ırz-namus, maldan çok daha önemli ve değerlidir.

Hukuken gerçekleşen eşkıyalık suçuna uygulanacak müeyyideyle ilgili olarak Kuran’da dört nevi cezadan söz edilir:

“Öldürülme, asılma, el ve ayakların çaprazlama kesilmesi, sürgün edilme” (bk. Mâide 5/33)

Malikiler, eşkıyalık suçunu daha kapsamlı tanımlayıp ırza tecavüz de dahil kamu düzen ve güvenliğini ihlal eden, cebir ve şiddete dayalı olarak işlenen her suçu bu çerçevede gördüklerinden devlete suçluyu cezalandırmada daha geniş bir yetki tanımayı tercih etmişlerdir.

Nitekim İbnü'l-Arabi, kadılığa atandığı günlerde kendisine bir terör davası getirildiğini, olayda eşkıyanın grup içerisindeki bir kadını kocasının ve grubun elinden zorla alıp kaçırdıklarını, sıkı takip sonucu faillerin yakalandığını, faillere verilecek ceza konusunu istişare ettiği müftülerin olayın bir hirabe suçu olmadığını iddia etmeleri üzerine, İbnü'l-Arabi onlara ırz ve namusa yönelik ihlallerin mala yönelik ihlallerden çok daha ağır ve çirkin olduğunu söylemiş, insanların ellerinden mallarının alınmasına razı olabileceklerini ama hiçbir kişinin elinden karısı ve kızının gasbedilmesini kabul edemeyeceğine vurgu yapmış akabinde bahse konu ayette şayet daha ağır bir ceza öngörülseydi bunun ırza geçme amacıyla kaçırma fiilleri hakkında olacağına dair kanaatini belirtmiştir. (2)

Dolayısıyla Maliki mezhebine göre bir kimsenin ırzına geçme amacıyla yolun kesilmesi halinde de fail hakkında hirabe hükümleri geçerli olacaktır. Bu içtihat esas alındığında ki duruma göre bu içtihattan yararlanılabilir. O takdirde suçun ispatı ve faile ayette geçen cezanın uygulanması için iki şahidin varlığı yeterli olacaktır.

Bu içtihat özellikle cinsel saldırıya maruz kaldığını iddia edip de dört şahit getiremeyen dava sahipleri için bir kolaylık arz etmektedir. Maliki mezhebinin hirabe cezası konusundaki yaklaşımları diğer mezhep hukukçularından farklıdır. Bu yaklaşıma göre şayet kamu otoritesi gerek görürse, ırza geçme suçu fiilen gerçekleştirilmemiş olsa bile salt korkutma ve kaçırma fiili karşılığında sürgün ile idam cezası arasında bir ceza tertibine salahiyetlidir. (3)

Irza geçme Osmanlı kayıtlarında çoğunlukla “fiil-i şeni’” kelimesi kullanılarak ifade edilmektedir. Bu kelime kadınlar için kullanıldığında tecavüz, erkekler için kullanıldığında ise livata anlaşılmaktadır.

Şeriatla yönetilen Osmanlı Devleti’nde tecavüz suçlarına ölüm (4) veya uzuv kesme (5) cezalarının da verildiğini görmekteyiz.

Özetle, tecavüz eden kişiye, ister tazir cezası olarak isterse hirabe/eşkıyalık suçu kapsamında ölüm cezası verilebilir.

İlave bilgi için tıklayınız:

ZİNA.
Bu dünyada uğranılan haksızlıklara; bu dünyada mı mücadele edilmeli ve ...

Kaynak:
1) bk. Sulhi Dönmezer, Ceza Hukuku, İstanbul 1961, s. 50-51; Mustafa Cevat Akşit, İslam Ceza Hukuku, İstanbul 1976, s. 57.
2) İbnü'l-Arabi, Ahkamu'l-Kuran, Beyrut, 1998, 2/95.
3) Ahkamu'l-Kuran, 2/94 vd; İbn Rüşd, Bidayetü’l-müctehid, Beyrut, 1995, 4/1759 vd.
4) Başbakanlık Osmanlı Arşivi Mühimme Defteri, d.no. 7, h.no. 225. akt. Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, 7 Numaralı Mühimme Defteri (975-976/1567-1569.
5) Ahmet Akgündüz, Kanunnameler, II, 43; bk. Koç, Mehmet, Osmanlı Hukukunda Ta‘zir Suç ve Cezaları, Aybil Yayınevi, Konya 2017.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun