İnsanlar ve cinler Allah istediği için mi yaratıldı, yoksa Peygamber Efendimiz yüzü suyu hürmetine mi yaratıldı?

Tarih: 07.06.2013 - 12:53 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Kainatın Peygamber Efendimiz (asm)'in yüzü suyu hürmetine yaratıldığı ifade ediliyor. Diğer taraftan "Ben gizli bir hazineydim, tanınmak istendim, kainatı (insanları ve cinleri de bana ibadet etsinler diye) yarattım." deniyor. Hem peygamber Efendimiz yüzü suyu hürmetine diyor hem de tanınmak için yarattığını söylüyor...
- Burada Peygamber Efendimiz (asm) yüzü suyu hürmetine yaratılan kainat mı, insan ve cin mi?
- Peygamber efendimiz yüzü suyu hürmetine yarattığı şey ne?
- Bunlarla ilgili ayet hadis var mı?
- Böyle bir soruyla karşılaştığım zaman karşımdakine nasıl ikna edici bir cevap verebilirim?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kâinatın -iç içe geçmiş- iki ve daha çok hikmet için yaratılmış olduğunu düşünmekte mantık açısından bir sakınca yoktur. Allah bir taraftan asıl hikmet ve gerçek illet olan “kendini tanıtmak” istediği için, diğer taraftan bu tanıtma işini en güzel yapan Hz. Peygamber (asm)'in yüzü suyu hürmetine yaratması, yine aklen bir mahzur taşımamaktadır.

Kâinatın yaratılış gayesi, Yüce yaratıcının varlığı ve birliğini tanıtmak ve onun hak mabud olduğunu gönüllere nakşetmektir. Özellikle şuurlu varlıktan cinlerin ve insanların sırf bu görevle yükümlü tutulduğunu,

 “Ben cinleri ve insanları sırf beni tanıyıp yalnız bana ibadet / kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 50/56)

mealindeki ayetten anlamaktayız.

Demek ki, kâinatın yaratılmasının asıl hikmeti, asıl maksadı, gerçek hedefi, hakiki ille-i gaiyesi Rabbimizin kendini tanıtmak istemesidir. Bunu ikinci derecede takip eden bir hikmet, bir maksat da Allah’ın ilminde, bu kâinatın Allah’a olan şahadetini, kudret ve ilmine olan delâletini en güzel anlatacak olan Hz. Peygamber (asm)'in yaratılacak olmasıdır.

Bu konuda meşhur olan “Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım.” manasındaki hadis rivayetinin, hadis otoritelerine göre senedi itibariyle sağlam bir aslı yoktur; fakat manası sahihtir. (bk. Aclûnî, 2/164; bk. Leknevî, el-âsaru’l-merfua, 1/44)

Deylemî, İbn Abbas’tan merfu hadis olarak şunu rivayet etmiştir:

"Cibril bana geldi ve dedi ki: Ya Muhammed! Sen olmasaydın cennet yaratılmazdı, sen olmasaydın cehennem yaratılmazdı." (Kenzu’l-Ummal, h. no: 32025)

Bu hadis yukarıdaki hadisin manasını desteklemektedir.

Bu hadisin manasının doğruluğunu şöyle açıklayabiliriz:

Allah kendini özellikle şu iki kitapla tanıtmak istemiştir:

a. Biri , ontolojik vahyin eseri, hârika bir nizam ve âhengin örgüsü olan kâinat kitabı,

b. Diğeri ise, bu kâinat kitabının ezelî bir tercümanı ve tefsiri olan ve bütün semavî kitapların esaslarını ihtiva eden Kur’an-ı Kerim.

İşte gerek kâinat kitabı olsun, gerek Kur’an olsun, Hz. Muhammed (a.s.m) gibi bir muallim olmaksızın, tamamen anlaşılmasının mümkün olmadığı bir gerçektir. Halbuki anlaşılmaz bir kitap -ne kadar güzel olursa olsun- onu anlatan, açıklayan bir muallimi yoksa, o kitabın manasız bir tomar kağıttan farkı kalmaz.

İşte hadiste, Allah’ın en büyük tarifçisi / tanıtıcısı olan bu iki kitabın yegâne muallimi olan Hz. Muhammed (a.s.m)’in “şahsiyet-i Muhammediye” denilen bu unvanı dikkatlere sunulmuştur. Bu açıdan bakıldığında, her şeyin şahsiyet-i Muhammediye için yaratıldığını söylemekte bir beis yoktur. Bu sebeple, ortada şaşkınlığa yol açan bir durum söz konusu değildir.

Bu konuyu biraz daha açarak anlatmakta fayda olabilir. Şöyle ki;

Allah kendi isim ve sıfatlarını tanıtmak için kâinatı ve insanları yaratmıştır. Kâinat da bir kitaptır; Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellilerini göstererek onun varlığını ve birliğini ders veriyor. Ancak kâinat kitabının bu derslerinin insanlar tarafından çok iyi anlaşılmadığı bilinen bir gerçektir. Hz. Âdem’den beri binlerce peygamberin gönderilmesi bunun kanıtıdır.

Demek ki, insan aklı tek başına Allah’ın kâinat kitabıyla vermek istediği dersi anlayamaz. Anlamadığı için de Allah insan aklını eğitmek ve ona kâinat kitabını talim etmek üzere peygamberleri göndermiştir.  

Ancak, her peygamber o günün şartlarına uygun olarak insanların kapasitesine göre bu dersi kısaca talim etmiştir. Nihayet bütün vahiylerin temel esaslarını ihtiva eden Kur’an’ı Hz. Muhammed (asm)’e göndermiştir. Hz. Muhammed (asm) ise, gerek Kur’an ayetlerini tebliğ ederek, gerek Kur’an’ı açıklayan kendi -kavlî, fiilî, takrirî- sünnetiyle kâinat kitabını hiçbir peygamberin yapmadığı şekilde açıklamıştır.

Madem kâinat Allah’ın varlığına ve birliğine delil olsun diye yaratılmıştır, madem ki bunun delil cihetini sadece Hz. Muhammed (asm) ders vermiştir, öyleyse denilebilir ki, eğer Hz. Muhammed (asm) olmasaydı bu dünya da olmazdı. Çünkü anlaşılmaz bir kitap -ne kadar değerli olursa olsun- şayet onu açıklayan bir muallimi yoksa, o kitabın varlığı ile yokluğu arasında hiçbir fark yoktur.

Okuma-yazma bilmeyen bir çobana İbn Sina’nın o çok değerli “KANUN” adlı kitabını vermeniz ne ifade eder ki!..

Oysa aynı çoban bir okula gitse ve fizik, kimya, tıp derslerini veren bir üniversite okusa, o zaman bu kitap onun için de çok büyük değer ifade eder. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle:

“Anlaşılmaz bir kitab, muallimsiz olsa; manasız bir kâğıttan ibaret kalır.” (bk. Sözler, On Birinci Söz)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun