İmam Birgivi, yedi neslimizin affıyla ilgili bir şey demiş mi?

Tarih: 02.02.2018 - 09:43 | Güncelleme:

Soru Detayı

İmam-ı Birgivi hazretleri buyururlar ki;
İnsanoğlunun akrabası geriye doğru 7 nesildir.
(7 ceddimiz deriz) bu 7 nesilde hem anne hem baba tarafından tam 254 anne ve baba vardır.
Bunların hepsinin ahlakı, özü, nüvesi, karakteri, zerreler seviyesinde de olsa, nesilden nesile, az veya çok süzülerek bizlere kadar gelir. Bizim nefsimizin ahlakının temelini oluşturur, sonra ergenlikle, kişi bu temeli alıp ya daha iyiye götürür ya daha kötüye...
- Ama bazı durumlar var ki kişiye yapışıyor, ne kadar nafile namaz kılsa,  oruç tutsa kişiden ayrılmıyor... Kişinin başına gelen belalar, sıkıntılar, huzursuzluklar, vazgeçemediği kötü huylar veya bir türlü yönelemediği iyi huylar...
- Deniliyor ki; Bunların hepsinde kişinin geçmişinin, 7 ceddinin payı var, onların içinde birileri ahh almış, zulmetmiş, beddua almış veya üzerinde ödenmemiş kefaret ile gitmiş bu alemden...
- Peki bunun tedavisi nasıl olacak? Yani bizim çektiğimiz sıkıntılarda, hastalıklarda, üzüntülerde geçmişimizin payı var, ama onlar vefat etti, nasıl bu borçlarını öderler de biz de çektiğimiz sıkıntılardan kurtuluruz?
- Paran varsa sadaka verirsin, bazen oruç da tutarsın bu niyetle, onlara hediye edersin,  sana kalan sevaplardan hiçbir şey eksilmez, onlar da istifade ederler, kötülük baştan çözülür.
- Ama bunun daha kolay bir yolu da şudur; Mesela sabah niyet edersin "bu gün okuyacağım tüm Salavat-ı Şerifeleri geçmişimdeki 254 anne ve babamın, varsa üzerlerindeki kefaretlerin, kul haklarının, bedduaların kaldırılması  için hediye eyledim" diye ve her boş zamanında okursun...
- Fıkhen Kefaretin izalesi,  ödenmesi, sadaka vermek veya oruç tutmak ile olur, o zaman geçmiş o 254 anne ve babamız için, varsa üzerlerindeki kefaretlerin, kul haklarının ödenmesi için, bu niyetle sadaka vereceğiz, oruç tutacağız...
- Böylelikle onlar üzerindeki ahhlar gider, kul hakları kalkar, kefaretleri ödenir, o zaman, bizlerin üzerindeki bütün sıkıntılar da kalkar, şifa, huzur bulur saadete ereriz inşallah.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- İmam Birgivi’nin söylediği bildirilen sözlerine rastlayamadık.

- Bununla beraber konuyla ilgili  ayet, hadis ve ehl-i sünnet alimlerinden öğrendiğimiz bilgiler şu merkezdedir:

a) Din imtihanında şahsi/bireysel sorumluluk esastır. Yukarıdan-aşağıdan yedi sülalesinin kötülükleri kişinin “sabıkalı siciline” işlenmez.

Meallerini vereceğimiz ayetlerde bu hakikati görmek mümkündür.

"Her kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür, kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür." (Zilzâl Suresi, 99/7-8)

"Hiç bir günahkâr, başkasının günahını çekmez. Eğer yükü ağır gelen kimse onu taşımak için (başkalarını çağırsa) onun yükünden hiç bir şey (alınıp) taşınmaz. Akrabası dahi olsa (kimse onun yükünü taşımaz)." (Fâtır Suresi, 35/18)

"De ki; Âllah'a itaat edin! Peygambere itaat edin! Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki o peygamber; kendisine yükletilenden ve siz de kendinize yükletilenden sorumlusunuz." (Nûr Suresi, 24/54)

"Ey iman edenler! Rabbınıza karşı gelmekten sakının! Babanın oğlu, oğulun da babası için bir şey ödeyemeyeceği günden korkun!..." (Lokman Suresi, 31/33).

b) İnsanoğlunun akrabası geriye doğru 7 nesildir. (7 ceddimiz) gibi ifadeler kesretten kinayedir. Yoksa bizlerin Hz. Adem’e kadar 7 değil, belki 700 ceddimiz vardır.

c) Bugün bilimsel olarak da değerlendirilen “genetik”, “tevarüs”, “kalıtım” gibi adlarla anılan faktörlerin nesiller arasında cereyan ettiği bir gerçektir.

Ancak, bunların kişi üzerindeki etkisi çok abartılıdır. Zira iman şuurunun öğrettiği gerçek şudur ki: İmtihanın iki sorusu olan “iman ve amel”den hiç birisi kişinin kâmil aklı, özgür iradesi dışında söz konusu değildir.

Eğer denildiği gibi, bir insanın iyiliği veya kötülüğü ecdadından gelen zorunlu bir yönlendirme faktörü ise, bu durumda -haşa- âdil bir imtihan yok demektir. Çünkü, bu durumda babası hırsız olan kimse de hırsız olmak durumundadır. Babası veli olan kimse de veli olmak zorundadır.

Halbuki, realiteler de bunu aksini ispat ediyor. Hz. Nuh’un oğlu Kenan ile, Ebu Cehil’in oğlu İkrime binler misalden birer canlı örnektir.

d) Evet, tekrar edelim ki, genetik yoldan gelen maddî manevî benzerliklerin olduğu bilinen bir gerçektir. “İnsanın oğlu insan; kurdun oğlu kurt olması” bu gerçeğin bir tezahürüdür. Arı yavrusunun bal yapması, yılan yavrusunun zehir kusması da bu gerçeğin bir şahididir.

Yalnız şu da bir gerçektir ki, kalıtım mahsulü olan hiç bir husus, bir çocuğun hayat çizgisini belirleyecek seviyede bir ayniliğe/anne ve babasının tıpkısını yapan tıpa tıp bir benzerliğe sahip değildir. Böyle bir şey, insanların özgür iradelerine bağlı olarak gelişen imtihan sırrına da aykırıdır.

“Veliden peli, peliden veli…” darb-ı meseli bu gerçeği çok güzel ifade etmektedir.  

“Her doğan çocuk fıtrat dini olan  İslam’ı kabul edebilecek bir kabiliyette doğar. Sonra annesi, babası, çevresi, onu Yahudî, Hristiyan, Mecusî yaparlar.” (Buhâri, Cenâiz, 79; Müslîm, Kader, 23-25) manasına gelen hadisin ifadesi de bu konuyu açılığa kavuşturmaktadır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun