İçeriği Kur'an'da yer almayan hadislerin yokluğu hukuken eksiklik olur mu?

Tarih: 22.04.2015 - 10:32 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Peygamber sağ değil. Videosu da yok. Onun sözü diye bize ulaşan sözlerin ona ait olduğu kanıtlanamıyor. Hukukta polisin alıp imzaladığınız ifade bile delil teşkil etmeyebiliyor.
- Hadis kitaplarına bakıyoruz. Bir hadise göre peygamberimiz "Benim sözlerimi yazmayın diyor." diğer hadise göre de "yazabilirsin" diyor.
- Bir kitap içinde bir tane bile çelişki bulunması o kaynağın hukuki değerini siler geriye sadece arkeolojik değeri kalır. Oysa bu hadis kitaplarında bir tane değil çok sayıda çelişki var. İşte bu yüzden bazı kişiler tüm hadisleri reddediyor.
- Bir düşünelim benzer bir durum Kur'an içinsde olsa ne yapardık? Mesela İncil içinde de doğru bilgiler var ancak Kur'an ile aynı statüde tutabilir misiniz?
- Hadislerin içinde gerçekten peygamberimizin sözleri olabilir ancak bunları kesin olarak ayırt edemediğimiz için ve/veya bu sözlerin zaten Kur'an ile çelişmediği ve Kur'an'da yer almayan bir içeriğe sahip olmadığı için bu sözlerin eksikliği hukuken bir eksiklik doğurmaz, öyle değil mi? - - - Ancak olsa olsa arkeolojik bir belgeyi yitirmiş mi oluruz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Soruda geçen bu bilgiler taraflı olduğu kadar tutarsızdır da. Örneğin:

a) “Bir hadise göre Peygamberimiz "Benim sözlerimi yazmayın diyor." diğer hadise göre de yazabilirsin diyor.” ifadesi hakikati göstermiyor ve doğru değildir. Çünkü, Hz. Peygamber (asm) nübüvvetin ilk zamanlarında daha Kur’an’ın üslubuna aşina olmayan sahabenin hadisleri Kur’an’la karıştırmamaları için “hadisin yazılmasını” yasaklanmıştır. Bu mahzur ortadan kaktıktan sonra “hadislerin yazılmasına” izin verilmiştir. Bunun dinen ve hukuken ne sakıncası vardır?

b) “Bir kitap içinde bir tane bile çelişki bulunması o kaynağın hukuki değerini siler geriye sadece arkeolojik değeri kalır.” bilgisi de doğru değildir. Dünyada Kur’an’dan ve sahih hadislerden başka içinde bir tek yanlış bulunmayan belki de hiçbir kitap yoktur. Ve hepsinden de istifade edilmektedir.

Özellikle hukuk kitapları, örneğin bir anayasa veya yasaları içeren kitapların içinde bir değil onlarca yanlışın olduğunu bilmek için hukuk allamesi olmak gerekmez. Her gün Türkiye’de bu konudaki tartışmalar bunun açık göstergesidir.

c) Bir bahçeye giren bir insan gördüğü çürük bir elmadan ötürü diğer bütün elmaların da çürük olduklarına hükmederse “arkeolojik bir deli” damgasını hakeder.

d) İslam alimleri, bu konuda yaptıkları ilmi çalışmalarla, sahih, zayıf veya mevzu hadislerin bilimsel kriterlerini ortaya koymuşlar ve bu konuda onlarca kaynak eser meydana getirmişler. İslami literatürdeki hadisler konusunda yapılan analizlerin bir benzerini, dünyada var olan başka hiçbir ilim dalı hakkında bulamazsınız.

e) Hadisler dışında ve hadis alimlerinin ortaya koyduğu tarihi bilgiler dışında dünyada hangi ilim ve bilgi kaynağı için “senetli-sepetli” malumat vardır...

Milyonlarca senetsiz bilgi kaynağını rahatlıkla kullanırken, sıra her tarafında tespit mekanizması olan senetlerle dolu “hadis edebiyatı”na gelince “kraldan daha fazla kral kesilmek” ve İslam dininin en az üçte birini ortadan kaldıran bir yoruma imza atmak, gerçekten aklen ve dinen büyük bir cürettir.

- Bilindiği üzere, Peygamber Efendimiz (asm) Kur’ân-ı Kerim'de açıkça bildirilmeyip, kapalı bırakılan yerleri, söz, fiil ve takrirleri ile ashabına açıklamışlardır. Bu sebeple Kur’ân-ı Kerim'in en sağlam tefsiri olan sünnet-i seniyye, İslâm hukukunun ikinci kaynağıdır.

Peygamber Efendimiz (asm)'e bir mesele sorulduğunda kendisine vahiyle bildirildiği gibi, bazen onun içtihadına da bırakılırdı. Ancak içtihadı vahyin kontrolünde idi. Ashab-ı kiramın hepsi müçtehid oldukları için, Peygamber Efendimiz (asm) onlara içtihad etmeleri hususunda müsaade etmişlerdi.

Nitekim Yemen’e kadı olarak gönderdiği Muaz bin Cebel’e, ne ile hükmedeceğini sormuş, o da bir meselenin hükmünü açıkça Kur’ân-ı Kerim'de ve hadis-i şerifte bulamazsa ictihad edeceğini söylemiş, Resulullah (asm) da onun bu cevabını beğenmişti. En sahih hadis ve tarihi kayıtlardan biri olan bu hadiste de “hadislerin teşriin/dinin ikinci kaynağı” olduğunu görüyoruz.

f) Soruda “Hadislerin içinde gerçekten Peygamberimizin sözleri olabilir, ancak bunları kesin olarak ayırt edemediğimiz için ve/veya bu sözlerin zaten Kur'an ile çelişmediği ve Kur'an'da yer almayan bir içeriğe sahip olmadığı için, bu sözlerin eksikliği hukuken bir eksiklik doğurmaz.” denilmiş ve bizden de onay almak için “Öyle değil mi?” sorusuna yer verilmiştir.

Buna cevabımız: “Öyle değil!..”dir. Çünkü: “zaten Kur'an ile çelişmediği ve Kur'an'da yer almayan bir içeriğe sahip olmadığı için...” bilgisi A’dan Z’ye yanlıştır. Zira hadislerde -İbadetlerden ta muamelata kadar- Kur’an’da açıkça bulunmayan yüzlerce bilgi var ve İslam alemi bu bilgiye göre amel etmektedir. Bunu işin erbabı çok iyi bilir ve biz de tefsir, hadis ve fıkıh uzmanları olarak bunları söylüyoruz.

g) Hz. Peygamber (asm)'in sünnetinin teşri kaynağı olduğunu inkâr eden veya sahih bir hadisin Hz. Peygamber (asm)'in sözü olduğuna inandığı halde kabul etmeyen dinin dışına çıkmış olur. Bu husus âlimlerin ittifakla kabul ettiği bir konudur.

Nitekim, İmam Ebu İshak b. Rahuye: “Hz. Peygamber (asm)'den kendisine gelen bir haberin doğru olduğuna inandığı halde -hayatî bir zorlama olmaksızın- onu reddeden kâfir olur.” hükmünü vermiştir.

Yine Suyutî; “Hadis otoriteleri tarafından sıhhatin şartı olarak kabul edilen kriterlere sahip olan bir hadisi inkâr eden kimse kâfir olup Yahudî, Hristiyan ve diğer kâfir kafilelerle birlikte haşr olur.” şeklinde fetva vermiştir. (bk. Suyutî, Miftahu’l-Cenne  fi’l-ihticaci bi’s-Sünne, s.14)

Keza Allame İbnu’l-Vezîr de şunları söylemiştir: “Hz. Peygamber (asm)'in hadisi (sözü) olduğunu bildiği halde onu inkâr eden kimse kâfir olur." (bk. el-Avasım ve’l-kavasım, 2/274)

Alimlerin bu ifadeleri, hadislerin dindeki önemini göstermektedir.

h) Burada çok önemli bir kuralı hatırlatmak isteriz. İslam hukukunda ve gerçek adalet anlayışında “Bir tek masumun hakkı bütün dünyaya feda edilmez.” “Bir gemide 99 cani bulunsa bir tek masum olsa o gemi hiç bir kanun-u adaletle batırılmaz.”

Bediüzzaman’ın ifadesiyle:

“Nasılki sen bir gemide veya bir hanede bulunsan, seninle beraber dokuz masum ile bir câni var. O gemiyi gark ve o haneyi ihrak etmeye çalışan bir adamın, ne derece zulmettiğini bilirsin. Ve zalimliğini, semavata işittirecek derecede bağıracaksın. Hattâ bir tek masum, dokuz câni olsa; yine o gemi hiçbir kanun-u adaletle batırılmaz.” (bk. Mektubat, s.263)

Kur’an’da defalarca vurgulanan bu kaideye göre, “bir hadis kaynağında dokuz tane zayıf, yalnız bir tane sahih hadis varsa", böyle bir hadis kitabını yok hükmünde saymak büyük bir zulüm olur.

Kaldı ki, her zayıf hadisin manası yanlış da değildir. Sadece ilgili sözün Resulullah (asm)’a olan aidiyetinde bir tereddüt vardır. İslam alimleri bu hususu açıkça beyan etmişler.

Bununla beraber, hadislerdeki bilgiler neredeyse dinin üçte birini teşkil ediyor. Bunları bir kenara atarsanız ortada din diye bir şey kalmaz.

İşte namaz, işte oruç, işte hac, işte zekât, işte nikah, işte alışveriş, işte adab-ı muaşeret, hülasa işte İslam! İslam’ın ikinci teşri kaynağı olan sünneti ve bu sünneti bize kadar getiren hadisleri toptan inkâr ederseniz, yalnız dini bir risk taşımakla kalmazsınız, aynı zamanda milyonlarca İslam alimlerinin aklını da hafife almak suçunu işlemiş olursunuz. O zaman da yalnız meleklerin nazarında değil insanların nazarında da aklınız hafife alınır.. Vesselam!..

İlave bilgi için tıklayınız:

Hadislerin bir çok raviden geçtiğini dikkate alırsak, hadislere neden güvenelim?
Sünnetin bağlayıcılığı, örnek alınması ve kaynağının vahiy olup ...
Hadislerin yazılması, toplanması / tedvini, günümüze kadar ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun