Hz. Peygamber (asv)'in "Ben, bütün seçkinlerin seçkini oldum" sözünün, Emevilerin uydurması olduğunu ve Arapçılıkla ilgili olduğunu söyleyenler var. Sizce bu hadisi nasıl anlamalıyız?

Tarih: 05.10.2009 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“Allah, bütün mahlukattan/yaratıklardan Âdem’in çocuklarını/İnsan oğlunu seçti; Âdem’in çocuklarından Arapları seçti; Araplardan Mudar kabilesini seçti, Mudar’dan Kureyş kabilesini seçti, Kureyşten Haşim oğullarını seçti, Beni de Haşim oğullarından seçti. Böylece ben, seçkinlerin seçkini oldum.” mealindeki hadis için(bk. Mecmau’z-zevaid, 8/215).

Hafız Heysemî, bu hadisin bir ravisinin zayıf olduğunu, ancak itibar edilebileceğini, diğer ravilerin hepsinin sika/güvenilir olduklarını belirtmiştir.(bk. a.g.y).

Konuyla ilgili diğer bir hadis-i şerifin meali söyledir:
 
"Allah, İsmailoğullarından Kinâne'yi seçti. Kinane'den de Kureyş'i seçti. Kureyş'ten de Haşimoğullarını seçti. Haşimoğullarından da beni seçti."(Mülim, Fezail, 1; Tirmizî, Menakıb, 1; Ahmed b. Hanbel, 4/107).

İbn Hacer, Müslim’in sahihinde geçen hadisin sahih olduğunu belirtmiştir(Fethu’l-Bârî, 9/133)

Tirmizî, rivayet ettiği aynı hadis için “Hasen-Sahih” demiştir.

Aşağıda meali takdim edilen hadiste, bu konu daha açıklayıcı bir görünüm arz etmektedir:

“Allah mahlukatı/yaratıkları yarattı ve beni (yaratılmış) grupların en hayırlısına (insanlık camiasına) koydu. Sonra onları iki gruba ayırdı ve beni  o iki gruptan en hayırlı olan gruba koydu. Sonra onları kabilelere ayırdı ve beni en hayırlı kabileye koydu. Sonra onları evlere/yuvalara ayırdı ve beni hem evce hem nefisce en hayırlı kıldı.”(Tirmizî,-hadis hasendir- Menakıb,1).

Emevilerin Arapçılık yaptıkları ve bu konuda bazı hadislerin uydurulduğu doğrudur. Ancak, hadis ilminin şu en büyük otoritelerinin “sahih” kabul ettiği bir hadis hakkında tereddüt göstermek, ilmî disiplin dışında kalan heva ve hevesin dışa vurumu olarak değerlendirmek gerekir.

Bu ifadeler, bir soyla övünmek değil, Allah’ın ezelî program içerisindeki  seçkin yerini belirleyen ve hakkındaki lütfünü seslendiren bir hadis-i şeriftir. Çünkü, burada -dar çerçevede bir ırkın övülmesi değil- önce bütün varlıklardan insanların seçkin yerlerine işaret edilmekte, sonra Hz. Adem (as)’dan itibaren kendisinin yer aldığı bütün ailelerin iyi huylu, Allah’a kulluk eden, takva sahibi insanlar olduğu vurgulanmaktadır. Bu bir tahdis-i nimettir, Allah’ın lütfünü ilan etmek ve manevî şükrünü eda etmektir.

Bu ifadelerden, Arapların Arap olmayanlardan üstün olduğunu çıkarmak da yanlıştır. Çünkü, burada Arapların kendi içerisinde de gruplara ayrıldığı ve nihayet Hz. Peygamber (a.s.m)’in yakın soyunu oluşturan Kureyş kabilesine bağlı Haşimoğullarının diğer Araplardan da farklı olduğu belirtilmiştir.

Bu hadislerden, Peygamberimizin (a.s.m) soyunun bağlı olduğu kabilelerden veya fertlerden hiç kimsenin Allah’a isyan etmediği veya puta tapmadığını çıkarma imkânımız yoktur ve bu doğru bir bilgi de olmaz. Burada vurgulanan husus, Allah’ın, en sevgili kulu olan Peygamberimizi (a.s.m) yaratırken Hz. Adem’den beri onun atası olacak kimselerin bulunduğu topluluğun seçkin bir nesil güzergâhı olmasını dilemiş ve tercihini o yönde kullanmış olduğudur. Bu seçkinlik, bütün insanlığın iftihar tablosu olan Hz. Muhammed (a.s.m)’in şanına ve Allah katındaki makamına yakışan şeydir.

Bununla beraber Peygamberimizin (a.s.m) bu topluluklardan seçilmiş olması, onların bütün fertleriyle seçkin olmasını gerektirmez.

Hz. Peygamber (a.s.m) Hz. Adem’den beri gayrimeşru ilişkiden doğan bir soydan gelmediğine dair rivayetler vardır. Atalarının temizliği, seçkinliği konusu bu açıdan da değerlendirilebilir. Nitekim Taberanî’nin Hz. Ali’den aktardığına göre, Peygamberimiz (a.s.m) şeyle buyurmuştur: “Hz. Adem’den ta öz annem ve babamdan doğduğum ana kadar, asla nikahsız bir soydan gelmedim, hep nikahlı bir soydan geldim.” (bk. Mecmau’z-Zevaid, 8/214).

Bu hadis ifadelerinde Arapların Arap olmayanlardan daha üstün olduğu anlamını içermediğini gösteren şu hadis-i şeriftir:

İmam Ahmed b. Hanbel’in sahih bir senetle rivayet ettiğine göre, Peygamberimiz (a.s.m) - Veda Hutbesi'nde- şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Sizin Rabbiniz (Allah) birdir, babanız (Adem) birdir. İyi bilesiniz ki, ne Arap’ın Arap olmayana, ne Arap olmayanın Arap olana, ne beyazın zenciye, ne de zencinin beyaz olan kimseye karşı bir üstünlüğü vardır. Üstünlük yalnız takvayladır.” (Müsned, 5/411).

Hafız Heysemî, bu hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.(Mecmau’z-Zevaid, 3/266-ayrıca bk. İbn Hacer, 6/527).

Yine İbn Huzeyme İbn Hibban, İbn Merduye, İbn Ömer’den nakl ettiklerine göre, Peygamberimiz (a.s.m) Mekke fethi sırasında insanlara hitaben şöyle buyurdu:
 
“Ey İnsanlar! Muhakkak ki Allah sizden cahiliye ayıbını ve onunla övünmeyi gidermiştir. Ey İnsanlar! İnsanlar iki kişidir. Biri, Allah katında değerli, takva sahibi mümin kimsedir, diğeri ise Allah’ın nezdinde hiçbir değeri olmayan, doğru yoldan çıkmış, azgın kâfir kimsedir” Sonra da şu ayeti okudu: “Ey insanlar! Şüphesiz biz siz bir erkek ve bir kadından yarattık.” İbn Hacer bu hadisin sahih olduğunu söylemiştir(bk.Fethu’l-Bârî, 6/527).

Görüldüğü gibi, sahih hadis-i şeriflerde herkes için eşit olarak kabul edilen tek üstünlük ölçüsü takva olduğu vurgulanmıştır. Bu açık ifadeler, yukarıdaki hadislerin açıklamaya muhtaç olan ifadelerinin doğru anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Art niyetli kimseler için, hiçbir doğru yoktur, denilse yeridir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun